Birlikteforum Kültürel Bilgi Paylaşım

Reklamlar
Fark AkademiFark Akademi

TARİH HABERLERİ

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #39 : 28 Haziran 2009, 23:46:09 »
Fark Akademi

Özgün yazıları,tek tek eliyle yazarak buraya taşıyan sayın hasmetvu ve şimal'e çok teşekkürlerimi sunuyorum.

Netten kopyala yapıştır yerine böylesi özgün yazıları buraya taşımak,forumumuz için çok daha önemli bir emektir bence.

Saygılar...

40 bin yıl öncesine ait bir müzik aleti
« Yanıtla #40 : 30 Haziran 2009, 14:11:06 »


40 bin yıl öncesine ait bir müzik aleti

Dünya'nın en eski müzik aleti, bilim adamları tarafından bulunup, incelenmeye alındı. Bakın bu müzik aleti nasıl bir şey...



Bilim adamları 40 bin yıl öncesine ait bir flüt buldular.


Almanya’nın güneybatısında bir mağaranın içinde bulunan flüt iki parçaya ayrılmıştı. Üzerinde beş adet deliği bulunan flüt bir mamutun dişlerinden yapılmış.

Bu flüt, bize o zamanın geleneksel müzik anlayışını göstermekte olup tarihe ışık tutmakta.

Tamamıyla el yapımı olan bu müzikal aleti,modern Avrupa tarihinin gelişim aşamalarını göstermekte.

internet-haber


Marmaray'dan tarihi 'namazgah' çıktı
« Yanıtla #41 : 30 Haziran 2009, 14:27:27 »
                                                        Marmaray'dan tarihi 'namazgah' çıktı


Marmaray ile Kadıköy-Kartal raylı taşıma sistemini birleştirecek olan Ayrılık Çeşme İstasyonu'ndaki kazılarda, bugüne kadar toprak altında kalan tarihi namazgah ortaya çıkarıldı.

Kadıköy İbrahimağa Mahallesi'nde bulunan ve Marmaray Projesi kapsamında bir geçiş güzergahı konumunda bulunan Ayrılık Çeşmesi'nin tarihi değerinin ortaya çıkarılması amacıyla başlatılan kazı çalışmaları sürüyor.

Kazılar sonucu, Marmaray Projesi'nin güzergahında kaldığı için başka yere nakledilmesi gündeme gelen, Osmanlı padişahlarının ordularıyla savaş seferine çıkarken aileleriyle vedalaştıkları yer olarak bilinen tarihi çeşmenin arka bölümünde, bugüne kadar toprak altında kalan tarihi namazgah ortaya çıkarıldı.

Yapılan kazı çalışmaları ve namazgahın ortaya çıkmasına ilişkin bilgi veren Kadıköy Belediyesi Strateji Müdürü Şule Onur, yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan namazgahın çeşmenin orijinal yeri olduğunu kanıtladığını söyledi.

Çeşmenin taşınıp taşınmaması konusunda kararı ise İstanbul 5 No'lu Anıtlar Koruma Kurulu'nun vereceğini belirten Onur, kurulun tarihi çeşme ve namazgahın yerinde kalması kararı vermesi halinde Marmaray'ın güzergahının değişmesinin gündeme gelebileceğini kaydetti.

Onur, kazıların Ayrılık Çeşmesi'nin tarihi değerini ortaya çıkarması bakımından büyük önem taşıdığını belirterek, şunları söyledi:

''1600'lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen Ayrılık Çeşmesi'nin İbrahimağa'da bulunan yerinin orijinal yeri olup olmadığı tartışma konusuydu. Bazı araştırmacılar çeşmenin ilk yapılan yerinin burası olduğunu söylerken, bazı araştırmacılar da çeşmenin ilk yerinin neresi olduğunun bilinmediğini, çeşmenin sonradan nakledildiğini söylüyorlardı. Oysa kazılarda, toprak altı çalışmalarda çeşmenin yanında bulunan namazgah da ortaya çıkarıldı. Bu kazı ile çeşmenin orijinal yerinin şu an bulunduğu yer olduğu kesinleşti.

Kadıköy Belediyesi olarak Ayrılık Çeşmesi'nin ve tarihi namazgahın aslına uygun olarak restorasyonu için gerekli röleve çalışmalarını yapıyoruz. Bunları Anıtlar Kurulu'na sunacağız. Anıtlar Kurulu çeşmenin başka bir yere nakline ya da bulunduğu yerde aslına uygun olarak restore edilip korunacağı konusunda karar verecek. Biz, Kadıköy Belediyesi olarak çeşmenin 409 yıl önce yapıldığı yerde restore edilerek korunmasını istiyoruz. Çeşmeyi tekrar akar hale getirip, Kadıköylüler'e armağan edeceğiz. Çeşme mevcut yerinde kalırsa, Marmaray'ın güzergahı değişebilir. Biz Anıtlar Kurulu'nun vereceği kararı bekliyoruz. Bu olay sadece Kadıköy için değil, İstanbul için de büyük bir tarihi önem taşıyor.''

KAZILARIN BAŞLATILMASI

Ayrılık Çeşmesi, Marmaray Projesi kapsamında bir geçiş güzergahı konumunda bulunuyor.

Projeye göre, Gebze istikametinden gelen yolcular, Ayrılık Çeşme İstasyonu'ndan Kadıköy-Üsküdar veya Ümraniye'ye gidecek, Halkalı ve Sirkeci yönünden gelen yolcular ise yine Kadıköy ve Ümraniye'ye gidecekleri gibi Gebze hattından Anadolu'ya devam edebilecek.

İnşaatı devam etmekte olan Kadıköy-Kartal raylı taşıma sistemi de projeye göre, E-5 güzergahından gelerek Ayrılık Çeşme İstasyonu'nda Marmaray ile birleşiyordu.

Kadıköy'ün önemli tarihi alanlarından biri olan Ayrılık Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı ve Ayrılık Çeşmesi Sokağı'nın SİT alanı olarak ilan edilmesi için Kadıköy Kent Konseyi, Kadıköy Belediyesi aracılığıyla 4 Ekim 2006 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na başvurmuştu.

Kadıköy Belediyesi de Marmaray'ın geçiş güzergahında kalan Ayrılık Çeşmesi'ni başka bir yere nakletmek için İstanbul 5 No'lu Anıtlar Kurulu'na başvurmuş, kurulun çeşmenin tarihi değerini ortaya çıkarmak için toprak altı kazı yapılması kararı üzerine de İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü denetiminde kazı başlamıştı.

ÇEŞMENİN TARİHE TANIKLIĞI

Padişah 4. Murat'ın Bağdat Seferi'ne çıkışından itibaren Ayrılık Çeşmesi olarak anılmaya başlanan noktada, daha sonraki Osmanlı padişahları, Topkapı Sarayı'ndan Üsküdar'a geçer, Üsküdar'dan Menzilhane-Karacaahmet Türbesi istikametini takip ederek Ayrılık Çeşmesi'nin başına gelir, buradaki Haydarpaşa ve İbrahimağa Çayırı'nda talim yapan askerleriyle buluşup, ailelerle vedalaştıktan sonra Anadolu'ya sefere çıkarlardı.

Ayrıca hacı kafileleri de kutsal topraklara gitmek için Ayrılık Çeşmesi önünde buluşur, buradan yola çıkardı. Kabe'ye hediyeler götüren askeri birlik olan ''Sure Alayı'' da Üsküdar'daki tören yolunu takip ederek bu çeşmenin başına gelir, hacı kafilesi ile buluşup Kabe'ye giderdi.

haber7





Çevrimdışı bekri

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #42 : 01 Temmuz 2009, 01:16:40 »
Güzel ve güncel bilgiler bunlar.elinize sağlık.şimal afferim.elinle yazdın demek.benden saaa +rep daa.

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
Anadolunun Tarihi Değişecek mi?
« Yanıtla #43 : 01 Temmuz 2009, 11:08:03 »
                                  Anadolunun Tarihi Değişecek mi?

     Bursa'nın Kıranışıklar köyü yakınlarında ''sadece Bursa'nın değil tüm Batı Anadolu'nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan taş aletler bulundu....

 

      Bursa'nın Keles ilçesine bağlı Kıranışıklar köyü yakınlarında ''sadece Bursa'nın değil tüm Batı Anadolu'nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahip olan'' Alt Paleolitik Çağa ait taş aletler bulunduğu bildirildi.

     Uludağ Üniversitesi (UÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz'in de katıldığı basın toplantısında, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2006'da başlattıkları ''Bursa ve Çevresi Kültür Envarteri Projesi''nin devam ettiğini belirtti.

     Proje kapsamında bu yıl yaptıkları araştırmalarda, ''Uludağ yöresinde Prehistorik Çağa ait yerleşim yerleri olmadığı'' ve ''Alt Paleolitik Çağ adı verilen, insanoğlunun dip tarihine ait kültürlerin Orta Anadolu'nun batısında ve Akdeniz Bölgesi'nin kuzeyinde bulunmadığı'' şeklindeki iki önemli hipotezin sona ermesine neden olan bulgulara ulaştıklarını bildiren Şahin, şöyle devam etti:

     ''Bu sezon elde ettiğimiz bulgular her iki hipotezin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Basın toplantısının amacı, insanoğlunun dip tarihi açısından çok önemli olan yeni keşfimizden kamuoyunu haberdar etmektir.

     Keles'in Kıranışıklar köyünün yaklaşık 1 kilometre batısında bulunan Belentepe mevkisinde bulunan Alt Paleolitik Cağ'a ait taş aletler, sadece Bursa'nın değil tüm Batı Anadolu'nun tarihini yeniden yazdıracak kadar büyük bir öneme sahiptir. Belentepe'de keşfedilen bu kanıtlar, yaklaşık 1 milyon yıl ile 400 bin yılları arasında görülen 'Acheul' kültürünün Bursa'da da yaşamış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu özelliğiyle bugüne kadar Bursa'nın tarihiyle ilgili öne sürülen hipotezlerin tamamını çürütmüş ve Bursa'nın tarihi geçmişi konusunda yeni bir sayfa açmıştır. Bununla birlikte 2007'de keşfedilen Şahinkaya Mağarası'ndaki buluntuların da tesadüfi olmadığı artık çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.''

          'EN ESKİ TARİHLERDEN BERİ BURSA'DA YAŞANIYOR'

     Belentepe buluntularının, Bursa ve çevresinin en eski tarihlerden başlayarak tercih edildiğini ortaya çıkardığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Şahin, şunları kaydetti:

''Bugün bildiğimiz kadarıyla, taş alet yapan ilk insanlar yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıkmış ve oradan yaklaşık 1,8 milyon yıl önce 'eski dünya'ya yayılmışlardır. Paleolitik Çağ olarak adlandırılan bu dönem, insanlık tarihinin neredeyse yüzde 99'unu kaplar. Anadolu'nun, Afrika'dan yayılan bu ilk insanlar için doğal bir geçiş rotası olması gerekirken, yakın zamanlara kadar üretilen hipotezlerin tamamında bu durum göz ardı edilmiştir. Bu konuda, Bursa ve çevresindeki Paleolitik Çağ'a ait araştırmaların yok denecek kadar az olması da önemli rol oynamıştır.''

     Şahin, bu dönemde genel olarak insanların ''avcı'', ''toplayıcı'' bir yaşam tarzına sahip olduklarının bilindiğini, bu insanların yaşamlarıyla ilgili en önemli kalıntıların, zamana karşı dayanıklı olan taş aletler olduğunu ifade etti.

     Belentepe'de keşfettikleri buluntuların, Alt Paleolitik Çağ'ın en önemli kültürlerinden olan ''Acheul'' kültürüne ait olduğunu bildiren Mustafa Şahin, şu bilgileri verdi:

     ''Acheul kültürünün en belirgin aletleri de el baltası olarak bilinen, iki yüzeyden işlenmiş taş aletlerdir. Bugüne kadar bu kültürün, yakın coğrafya olarak sadece Yakın Doğu ve Batı Avrupa'da bulunduğu, buna karşın kuzeybatı Anadolu da dahil olmak üzere Doğu Avrupa'da bulunmadığı sanılmaktaydı. Yaptığımız keşifle bu hipotezin yanlış olduğu, Yakın Doğu'yu Batı Avrupa'ya bağlayan yollardan biri olarak Anadolu'nun, özellikle Marmara Bölgesi'nin de düşünülmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmış olmaktadır. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu'dan gayet iyi bilinen 'Acheul' kültürünün yayılım alanının güney Marmara'yı da içermesi, bilimsel anlamda, önceki teorilerin artık yeniden gözden geçirilmesi gerektiği sonucunu ortaya çıkartmıştır. Tespit ettiğimiz malzemenin, Yakın Doğu kültürleriyle yakın ilişki içinde olması da ayrıca dikkate değerdir. Araştırmamız, kuzeybatı Anadolu'da hiç bilinmeyen bir Alt Paleolitik kültürün keşfedilmesini sağlamıştır. Bu keşfin arkeoloji bilimine en önemli yansıması, bugüne kadar üretilen teorilerin tümünü tartışılır hale getirmiş olmasıdır. Ayrıca, böylece Bursa'nın tarihinin bugüne kadar bilinenin aksine yüz binlerce yıl önceye gittiğini kanıtlamış olmaktadır.''

     Şahin, buluntular arasında iki yüzeyden işlenmiş el baltalarına ait parçalar, taş alet yapımının çeşitli aşamalarına işaret eden yongalar ve bir adet kıyıcı satır olduğunu kaydetti.

     Bu aletlerin Belentepe'de doğal olarak bulunan çakmak taşlarından yapıldığını ifade eden Şahin, bu nedenle Belentepe'nin ilk insanlar tarafından alet yapılan ''işlik yerler''den biri olarak kullanıldığını düşündüklerini sözlerine ekledi.

alıntı

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
58 YILDIR ŞARAPNEL PARÇASI İLE YAŞIYOR
« Yanıtla #44 : 01 Temmuz 2009, 11:19:23 »
                       58 YILDIR ŞARAPNEL PARÇASI İLE YAŞIYOR

     Kendisini ''Atatürk Askeri'' olarak tanımlayan 7 çocuk babası Hasan Alanlı (80), AA muhabirine, çok küçük yaşlarda Atatürk'ü gördüğünü ve çok etkilendiğini söyledi.

     Alanlı, yaklaşık 60 yıl önce vatani görevine Diyarbakır'da topçu olarak başladığını daha sonra Kore Savaşı'na katılmak üzere 33 günlük deniz yolculuğunun ardından silah arkadaşlarıyla bu ülkeye gittiğini anlattı.

     Yaşadıkları ve gördüklerinin kelimelere sığmayacağını, çok kötü günler geçirdiğini ancak verdiği mücadeleden dolayı onurlu ve mutlu olduğunu belirten Alanlı, ''Birçok çatışmaya girdim. Gözümün önünde arkadaşlarım şehit oldu. Özellikle Resul Çavuş'un kollarımda son nefesini verişini hiç unutamıyorum. Atılan bomba sonrası ağır yaralandı, benimle helalleştikten sonra da hayatını kaybetti. Onun şehit olduğu yerin toprağını Ankara'ya getirdim'' dedi.

                58 YILDIR ŞARAPNEL PARÇASI İLE YAŞIYOR

     Kore'de bulunduğu zaman diliminde unutamayacağı çarpışmalar yaşadıklarını ve kahramanca savaştıklarını ifade eden Alanlı, şöyle konuştu: ''Düşman bizi pusuya düşürdü. Bombalar üzerimize yağıyordu. Arkadaşlarım 'vatan sağolsun' deyip şehit oluyorlardı. Atılan bir bombanın şarapnel parçası ayağıma, yüzüme ve başıma isabet etti. Ağır yaralanmışım. Uzun süre hastanede kaldım. Başıma isabet eden şarapnel parçası beyin zarıma yakın bir yerde kaldı Alındığı zaman felç olabilirmişim. O yüzden parçayı almadılar. Bu nedenle 58 yıldır başımdaki bu şarapnel parçası ile yaşıyorum. Yapılan tedavinin ardından yeniden cepheye koşup arkadaşlarıma yardım ettim.''

                    KANIYLA TÜRK BAYRAĞI ÇİZMİŞ

     Bir çatışmada ise son mermisine kadar savaştığını ancak 9 arkadaşıyla düşmana esir düşmekten kurtulamadığını anlatan Alanlı, şöyle devam etti: ''Tam 7 ay 23 gün esir kaldık. Türk askerine yakışır şekilde hiç boyun eğmedik. Hep başımız dik oldu. Bize, sürekli dağda odun kestirip taşıtıyorlardı. Bir gün 9 arkadaşımla bir yolunu bulup, dağdan kaçmayı başardık. Ancak 7 arkadaşımın vurulduğunu öğrendim. Bir arkadaşımla bizim askerlerin bulunduğu yere geldiğimizde bizi düşman zanneden Türk askerleri üzerimize ateş açmaya başladı. Hemen gömleğimizi çıkarttık, elimizi bıçakla kesip kanımızla üzerine Türk Bayrağı çizdik. Bizi böylelikle tanıdılar. Orada geçen 14 ayın ardından tekrar Türkiye'ye döndük. Ancak yaşadıklarımı bugün bile unutamıyorum. Savaşlarda projektör kullanıldığı için evde çok aydınlık bir odada oturmak istemiyorum. Teşhir olacağımı düşünüyorum. Böyle bir iz kaldı bende.''

Alanlı, her şeyin kendisine o anları hatırlattığını ancak gazi olmaktan çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.


alıntı

TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #45 : 02 Temmuz 2009, 01:11:57 »
Osmanlı arşivlerine yoğun yabancı ilgisi!

Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak, geçmişte Osmanlı sınırları içinde yer alan ülkelerin araştırmacıları başta olmak üzere yabancıların arşivlere yoğun ilgi gösterdiğini söyledi.

Budak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı Devleti'nin yönetim başarısını merak eden yabancı araştırmacıların devlet arşivlerinde araştırma yaptığını belirtti.

Türkiye'de tarih bölümlerinin sayısının artmasına paralel olarak, iktisat tarihi, siyaset tarihi, siyaset bilimi ve sanat tarihi alanında son yıllarda farklı kesimlerden araştırmacıların, çok farklı konularda araştırma yaptığını ifade eden Budak, ''geçmişte Osmanlı sınırları içinde yer alan ülkelerin araştırmacıları Osmanlı arşivlerine yoğun ilgi gösteriyor. Amerika'dan Japonya'ya, Finlandiya'dan Yemen'e, Kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Osmanlı hinterlandı sınırları içinde geçmişte yer alan Balkanlar ve Arap dünyası olmak üzere yoğun bir talep var. Bunların dışında Amerikan ve Japon araştırmacılar arşivle daha yoğun şekilde ilgileniyorlar'' dedi.

-''OSMANLI TARİHİ KONUSUNDA JAPONYA BİR MERKEZ HALİNE GELDİ''-

Yabancı araştırmacıların Osmanlı'nın başarısındaki sırrı araştırdıklarını kaydeden Budak, özellikle Japonlar'ın bu konuda yoğun bir çalışma içinde olduklarını belirtti.

Osmanlı Devleti'nin 16. ve 20. yüzyıl arasında Avrasya'nın merkezine hükmettiğini hatırlatan Budak, şunların söyledi:

''Yabancılar Osmanlı arşivleriyle neden ilgileniyor? Osmanlı başarılı bir şekilde hükmetmiş. Osmanlı'nın başarısının neye dayandığını öğrenmek istiyorlar. Osmanlı tarihi konusunda Japonya bir merkez haline geldi. Bizden bile Japonya'ya misafir öğretim üyesi olarak giden araştırmacılarımız var. Büyük emperyal devletler bunu yapar. Hedeflerindeki ülkelerin tarihini araştırırlar. Nitekim Napolyon da Mısır'ı işgal etmeden 10 yıl önce Mısır'a bir araştırma heyeti göndermiştir. İnsanlar ne yer, ne içer, neye tepki gösterirler? Bunları raporlar halinde almıştır. Rusya Orta Asya'yı fethetmeden önce 1857'lerde İstanbul Büyükelçisini Türkistan'a gönderip raporlar almış, bu raporlara dayanarak 1864'ten sonra Buhara, Semerkant ve Kaşkar'a kadar olan bölgeyi işgal etmiştir. Irak'ın işgalinden önce de kim bilir ne kadar araştırma yapılmıştır.''

Araştırmacıların Osmanlı Devleti'nin sosyo ekonomik yapısı, bürokratik organizasyonu ve siyasi işleyişini araştırdıklarını kaydeden Budak, şöyle konuştu:

''Bizdeki çalışmalar ise kişilere bağlıdır, bir yönlendirme yoktur. Çalışmalarımız niteliklidir ama çoğu da istikametsizdir, rastgeledir. Batıda bilgi güce endekslidir, gücün hizmetine verilmek için yapılır. Belki Amerika'da Kürtler konusunda daha fazla çalışma yapılmıştır. Rusya'da Kürdoloji Enstitüsü 19. yüzyılda kurulan bir bölümdür. Bizim kendi sorunumuz; Türkiye'de bu konuda üniversitelerimizde araştırma yoktur.''

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün çalışma şartları ve personelin niteliği konusunda yerli ve yabancıların cennet olarak nitelediği bir kurum olduğunu ifade eden Budak, hizmetler konusunda yerli ve yabancı araştırmacıların takdirini kazandıklarını sözlerine ekledi.


aa


  Geçen sene topkapı sarayını gezdiğimde normalin üzerinde Japon Turist dikkatimi çekmişti.  Topkapı sarayı mutlaka görünmesi gereken bir yerdir. Pek fazla reklamı yapılmasada Mutlaka herkesin görmesi gereken bir yer.  Kutsal emanetler dahil , Osmanlı imparatorluğunu ve o yılları yaşamak için mutlaka gidilmesi gerekir.  YÜzbinlerce zümrüt,yakut , sayısız Elmas, PAdişahların elbiseleri, eşyaları , tahtlar,o yılarda oturdukları odaları ,  karar aldıkları yerler  her şey görülmeli. Yıllara göre kullandıkları oklar ,mızraklar , kısacası herşey. Orayı gezip görünce eminim ki osmanlı imparatorluğunu hiç bilmiyormuşum diyeceksiniz.
    Japonlara gelince ,1800 lü yıllarda Japon imparatoru  Osmanlı padişahına  bir zırhlı elbise yollamış , ( Son Samuray filmindeki zırhların aynısı ). Onunda bu sarayda olması  turistleri çekebilir.
    Tarihini merak eden herkese gitmesini tavsiye ederim.
« Son Düzenleme: 02 Temmuz 2009, 01:13:09 Gönderen: Desperado »

TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #46 : 02 Temmuz 2009, 13:40:56 »
  Geçen sene topkapı sarayını gezdiğimde normalin üzerinde Japon Turist dikkatimi çekmişti.  Topkapı sarayı mutlaka görünmesi gereken bir yerdir. Pek fazla reklamı yapılmasada Mutlaka herkesin görmesi gereken bir yer.  Kutsal emanetler dahil , Osmanlı imparatorluğunu ve o yılları yaşamak için mutlaka gidilmesi gerekir.  YÜzbinlerce zümrüt,yakut , sayısız Elmas, PAdişahların elbiseleri, eşyaları , tahtlar,o yılarda oturdukları odaları ,  karar aldıkları yerler  her şey görülmeli. Yıllara göre kullandıkları oklar ,mızraklar , kısacası herşey. Orayı gezip görünce eminim ki osmanlı imparatorluğunu hiç bilmiyormuşum diyeceksiniz.
    Japonlara gelince ,1800 lü yıllarda Japon imparatoru  Osmanlı padişahına  bir zırhlı elbise yollamış , ( Son Samuray filmindeki zırhların aynısı ). Onunda bu sarayda olması  turistleri çekebilir.
    Tarihini merak eden herkese gitmesini tavsiye ederim.

     Yabancılar yoğun ilgi gösterirken,merak edip araştırmalar yaparken;bizlerin de boş durmaması lazım.
Topkapı Sarayı muhteşem...Osmanlı'nın tüm ihtişamını burada görebilirsiniz.

     Mutlaka gezilmeli... :)
     

Çevrimdışı şimal

  • ****
  • Cinsiyet: Bayan
Macaristan'da 6 bin yıllık köy bulundu
« Yanıtla #47 : 02 Temmuz 2009, 14:26:06 »
                                             Macaristan'da 6 bin yıllık köy bulundu

       Macaristan'da Orta Avrupa'nın, ortaya çıkarılmış en eski yerleşim birimi olduğu açıklanan 6 bin yıllık bir köy bulundu.

       Macaristan'ın güneyindeki Tolna kenti yakınlarındaki Bataszek kasabasında bulunan 6 bin yıllık köyün mezarlığında, iyi durumda onlarca iskelete rastlandı.

Mezardaki iskeletlerin 6 bin yıl öncesindeki kültüre göre gömüldüğü, iskeletlerin yana yatmış, dizleri karınlarına çekilmiş bir şekilde bulunduğu bildirildi.

Kazıların başında bulunan Macar arkeolog Zsolt Gallina, köyün Orta Avrupa'nın, ortaya çıkarılmış en eski yerleşim birimi olduğunu, gömülen kişilerin daha sonraki hayatta yaşamaya devam edileceğine inanıldığı için yanlarına seramik çanaklar, yiyecek, içecek, taş baltalar ve taştan yapılan kesici araçlar konduğunu belirtti.

AA

« Son Düzenleme: 03 Temmuz 2009, 08:51:03 Gönderen: şimal »

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
624 yıldır hutbeye kılıçla çıkılıyor
« Yanıtla #48 : 03 Temmuz 2009, 08:17:54 »
               624 yıldır hutbeye kılıçla çıkılıyor

      Çanakkale'nin Gelibolu ilçesindeki ''Gazi Süleyman Paşa Camii''nde 624 yıldır cuma hutbesi imamın elinde kılıçla okunuyor.

      Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Cami İmamı Mehmet Mutlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı'nın kılıçla fethettiği yerlerdeki en büyük camilerde hutbeye kılıçla çıkılmanın bir gelenek olduğunu söyledi.

      İslam'da bunun ''sünnet'' olduğunu belirten Mutlu, ''Çünkü Peygamber efendimiz kılıcına dayanarak hutbeleri okumuştur. O yüzden ecdadımızda fethettikleri yerlerdeki en büyük camilerde kılıçla hutbeye çıkmayı bir gelenek haline getirmiştir'' dedi.

      Gazi Süleyman Paşa Camii'nin Osmanlı'nın Avrupa'da yapmış olduğu ilk cami olduğunu vurgulayan Mutlu, camide kılıçla hutbe okuma geleneğinin Osmanlı'nın bölgeyi fethinden bu yana sürdüğünü ifade etti.

      Mutlu, ''Camide, o tarihten beri de kılıçla hutbeye çıkılıyor. Gelibolu'ya dışarıdan gelenler neden kılıçla hutbeye çıkıldığını merak ederek soruyorlar. Biz de onlara bunu anlatıyoruz'' diye konuştu.

      -GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ-

      1385 yılında Murat Hüdavendigar döneminde inşa edilen ve zamanın en görkemli şaheserlerinden biri olan Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Camii (Halk arasındaki adıyla Büyük Cami), dikdörtgen plan üzerine kurulu, doğu, batı ve kuzeyde 3 kapısı bulunuyor. Caminin üç cephesinde yuvarlak kemerli pencereleri bulunuyor.

alıntı


Çevrimdışı şimal

  • ****
  • Cinsiyet: Bayan
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI KONAK YIKILMA TEHLİKESİ YAŞIYOR
« Yanıtla #49 : 03 Temmuz 2009, 10:20:34 »
ATATÜRK'ÜN KALDIĞI KONAK YIKILMA TEHLİKESİ YAŞIYOR
 
Şarkışla İlçesi'nde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bir gece kaldığı tarihi konak yıkılma tehlikesi altında.

Alınan bilgiye göre, yaklaşık 3 yıl önce İl Özel İdaresi tarafından sahiplerinden takasla alınan 100 yıllık tarihi Şemsi Efendi Konağı için koruma kararı alındıktan sonra özelliğinden bir şey kaybetmeden restore edilmesi planlanıyordu.

Atatürk'ün 1919 yılında Sivas Kongresi'nden sonra bir gece kaldığı öğrenilen tarihi konağın restorasyonu için proje çalışması başlatıldı.

Projenin tamamlanmasının ardından aslına uygun olarak onarılacağı belirtilen tarihi konağın etrafında çevre düzenlemesi de yapılması düşünülüyordu.
Ancak şu ana kadar onarıma alınmayan konak yıkılma tehlikesi altında.

İlçe merkezinde bulunan ve bin 700 metre kare alandan oluşan tarihi konak, Şarkışla'daki eski evlerin özelliklerini taşıyor. İlçe sakinleri harabe görünümündeki konağın bir an önce restore edilmesini, çirkin görünümden kurtarılmasını istiyor.



« Son Düzenleme: 03 Temmuz 2009, 10:20:51 Gönderen: şimal »

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #50 : 04 Temmuz 2009, 07:43:09 »
                                              Trabzon'da bir tarih böyle katledilmiş!                                           

                                               

            Trabzon'da çağdaşlaşma diyerek, çoğu Osmanlı eserinin hatta mezarlıkların bile yıkıldığı, keşfedilen bir mektupla ortaya çıktı.

3 Temmuz 2009 Cuma
     
     Türk modernleşmesinin manevi değerlerle girdiği savaşa en uç örneklerden biri, yeniden keşfedilen bir mektuplaşma ile ortaya çıktı. Bu mektuplaşma, bugün bile Trabzonluların tamamına yakınının bilmediği, Atapark isimli şehrin merkezindeki mekanın, bir mezarlık ve külliye üzerinde yükseltildiğini ortaya çıkardı.

     Trabzonlu yazar Yahya Düzenli, bulduğu bu mektuplaşma ile Trabzon'un merkezindeki İmaret mezarlığı ve beraberindeki Kadri Paşa Türbesi, Hatuniye Medresesi, Yusuf ve Asım Paşalara ait iki türbe, imaret ve sıbyan mektebi, Trabzon eşrafına ait mezarlarla birlikte 1937 yılında yıktırılıp yerine Atapark yaptırıldığını keşfetti.

     Bu eserlerin yıktırılmasına nezaret eden Üçüncü Genel Müfettiş Tahsin Uzer. Atatürk'ün Selanik'ten çocukluk arkadaşı olan Tahsin Uzer, bizzat Fransa'da hastanedeyken bile Trabzon'daki bu yıkımı takip etmiş ve hemen bitirilmesini sağlamış.

     1946 yılında neşredilen 'İş-Aylık Felsefe, Ahlak ve İçtimaiyat Mecmuası'nda, İmaret-i Hatuniye'nin 'yıkım'cısı Üçüncü Genel Müfettiş Tahsin Uzer'e Söylemezoğlu Galip Kemalî'nin mektubu ve Tahsin Uzer'in inanılmaz cevabı, Türk modernleşmesinin yıkıcı etkilerinin göstermesi bakımından hem ibretlik hem de dehşetengiz…

     Önce Söylemezoğlu Galip Kemali Bey'in mektubu:

     "Trabzon'da Üçüncü Müfettiş Tahsin Bey'e !

     Pek muhterem ve aziz kardeşim;

     Bu mektubu size büyük bir teessür ile yazıyorum. İşittiğime nazaran Trabzon'da Zağanos köprüsü civarındaki kabristan oradan kaldırılmış veya kaldırılması mukarrer imiş. Orada büyük pederim Söylemezoğlu Mehmet Timur Fenni Efendinin kabri vardır.

     Ailemiz aslen Kiğı kazasının Hınıs köyündendir. Dördüncü Murat devrinde Erzurum'a muhaceret etmiş, bilâhara Trabzon'a yerleşmiştir. Büyük babam ise Mahmud-ü Adlî ricalinden olup Gümüşhane Eminliğinde bulunmuş âlim, edib, şair imiş. Konya valiliğinde vefat eden babam Ali Kemalî Paşa, amcam Kastamonu valiliğinde ölen Ethem Pertev Paşa gibi iki büyük adam da yetiştirmiştir.

     Ölüsüne hürmet etmesini bilmeyen bir milletten dirisine de hayır gelmez. Mezarlık kaldırıldı ise acaba merhumun bakiye-i izamı ne oldu? Kabristanın nakli mukarrer ise merhumun kabrinin olduğu gibi başka münasip bir mahalle benim hesabıma nakline delâletlerini hassaten rica ederim.

    Bu baptaki lutuf ve delâletinize şimdiden teşekkür eder, tebşiratınıza intizar eylerim efendim.

     15 Eylül 1937. Sabık Moskova Sefiri Söylemezoğlu Galip Kemalî "

     Galip Kemalî'nin bu mektubuna Tek Parti müfettişi Tahsin UZER'in döşendiği ve adeta bir küfürnameyi andıran mektubu ise şöyle:

     "Cevap. T.C. Umumi Müfettiş. Hususi Kalem

     Sayın Bayım;

     Diriler arasında yatan bir ölünün başka yere kaldırıldığından endişe ederek yazdığınız mektubu aldım. Bu yazılarınızı bizzat Trabzonluların düşüncesine aykırı bulduğumdan onların telâkki ve inkişaf emellerine bu yüzden hail olmamak için büyük vatana hayat veren Büyükler Büyüğüne de takdim ettim.
     
     Mezarlık henüz kaldırılmamıştır. Fakat, o mezarlığın dibinde beşyüz mektep evlâdının gül gibi çehrelerini gam ve kasvet veren insan enkazı ile sarartmak ve bu yavrucakları daha bu bahar yaşlarında ölü düşüncelerine karıştırmak istemiyoruz. Onun için icmai ümmetle, yani memleket kararı ile bu İmaret Mezarlığını kaldıracağız. Aynı zamanda bu İmaret Mezarlığı güzel Trabzon'un tam göbeğinde, Soğuksu'yu ve diğer sayfiyeleri şehre bağlayan büyük yolun iki tarafındadır. En sathî bir nazar bile bu şekilde yeis ve keder yuvasına tahammül edemez.

     Buralarda yatanlara mensup olanların İmaret Mezarlığında bulunan kemikleri diledikleri gibi hürmetle ve merasimle kaldırabileceklerini bir aydan beri gazeteyle ilân etmekteyiz.

     Her sabah gözlerini bir hayata, Türk milletinin nurlu istikbalini hazırlamak için canlılığa açmasını istediğimiz vatan evlâtlarının ölülerle başbaşa yaşamasına tahammülümüz olmayacak bir devirdeyiz. İleri milletler arasında olduğumuz için onlar gibi biz de ölülere hürmet etmesini pekâlâ biliriz. Şehrin kenarında, yaşayanlardan, yaşamak isteyenlerden uzakta, etrafı sarılı güzel bir mezarlık yaptık. İçerisini de çiçekle, ağaçla bezeyeceğiz. Evinin bahçesine mezar taşı dikmenin ve ona her gün bakarak ağlamanın ölüye hürmet eseri olduğunu iddia edecek kadar kara ve dar düşünmeyiz. Atatürk dünyası gülen ve ağlamasını sevmeyen bir hayat dünyasıdır.

     Şahsî, hasis menfaati uğrunda birçok aile yuvası yıkan, haksız yere asil Türk kardeş ve evlât kanı akıtan bir adamın mezarı üzerinde senelerce duran taşları kaldırdık. Belki de bunun akisleri kulaklarınıza çarptığı için o uzun mektubu yazmağa lüzum gördünüz. İnkılâp güneşi doğduğundan beri bu memleket, âbideleri, kendisine iyilik edenler ve refahı halleri uğrunda çalışanlar için dikilecek ve kendi fenalıklarını isteyenleri ayırt edecek kadar hayatiyet davasını anlamıştır. Böyle bir halkın, kendi beldelerinin imarı için vereceği kararlara hürmet etmekte isabet olacağını arzeder, saygılarımı sunarım.

      23/9/1937. Tahsin Uzer "

     Ve her iki mektubu da yayınlayan söz konusu dergi, 'Mektuplar ve Karakterler' başlığıyla şöyle bir not düşer:

     "Mektuplar insanların en mahrem taraflarını bildirir. Bunların, nihayet birkaç kişi arasında kalacağı düşüncesi, biz insanları daha samimi görünmeğe, cibilliyetimizi daha açık göstermeğe sevkeder. Bu nüshamızda elimize geçen iki mektubu neşrediyoruz. Birinci mektup pek âfâkî bir iş için yazılmıştır. İkinci mektup ise kafası sakat bir zavallının nasıl yoktan bir takım safsatalara düştüğünü göstermektedir.

     Mezarın sonradan ne olduğu, yaptırılıp yaptırılmadığı bizi alâkalandırmaz. Asıl mesele öyle bir mektuba böyle bir mektup ile cevap verilmesidir. Bunları neşretmekle karakteroloji mensuplarına emsalsiz bir vesika temin ettiğimizi, Nisan Yağmuru hikâyesini geride bırakan bir hikâye karşısında kaldığımızı, yüksek idare mekanizmalarının başında nasıl bir muhakeme cihazına sahip kimselerin bulunduğunu objektif bir şekilde gösterdiğimizi zannediyoruz. İşin gerisini ruh tahlilcilerine bırakalım. – A.H."


Dunyabulteni.net
« Son Düzenleme: 04 Temmuz 2009, 07:50:11 Gönderen: sunguralp »

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
1949'da bulundu 2009'da kayıtlara geçti
« Yanıtla #51 : 05 Temmuz 2009, 08:42:47 »
                                          1949'da bulundu 2009'da kayıtlara geçti

                                                   

    Muğla Milas'taki Labranda Kutsal Alanı’nda İsveç ve Fransız ekipler tarafından yürütülen kazı çalışmalarında 1949 yılında köylüler tarafından fark edilen oda mezar 60 yıl sonra kayıtlara geçti.


     Milattan önce 7. yüzyıla ait mezarda kurtarma kazısı başladı. Labranda Kutsal Alanı’nda kurtarma kazısına devam eden İsveç ve Fransız ekipler, Milas-Labranda yolu kenarında 1949 yılında Kargıcak köylüleri tarafından fark edilen Milattan önce 7. yüzyıla ait oda mezarda çalışma başlattı. 2008 yılında Labranda’da Roma dönemine ait hamam ve 80’e yakın mezar yeri tespit edilmişti. Tamamen mermer olarak inşa edilen mezarın kapısı, ön odası ve ana odası bulunuyor.

     Labranda’da 1948’den bu yana bulunan 80’e yakın mezardan en sağlamı ve estetik olarak en görkemlisi olan mezarda çalışma yürüten Fransız Arkeolog Dr. Olivier Henry; “Şimdiye kadar yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda yaklaşık 80 mezar bulduk. Mezarlar özellikle Milas ile Labranda arasında bulunan kutsal yolun kenarında yer alıyor. Çalışma yaptığımız mezar bulunan en güzel mezarlardan bir tanesi” dedi.

     Kurtarma çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Dr. Olivier Henry; “Labranda’da demek ki tapınaklar vardı. En eski seramik parçası M.Ö 7. yüzyıla ait. Büyük ihtimalle Labranda o tarihte başladı. En ünlü tanrı Zeus Labrandos. Onun için bölgeye Labranda diyoruz adını oradan alıyor. 1948 den beri kazılar devam ediyor. Her yıl yapılmasa da 60 yıldan beri sürdürülüyor. Şu andaki kazılar kutsal alanın doğu ve güney kısmında yeralan kazılmamış alanlarda ve nekropolde jeofizik araştırmalarla devam ediyor.

     M.Ö. 4 yüzyılda Milas’tan Labranda’ya kadar kutsal bir yol yapıldı. Bulunan mezarların güzergahlarını incelediğimizde kutsal yolun yanındayız diye biliriz. İlk mezar kazı çalışmamızı yaklaşık 60 yıl önce köylüler tarafından bulunan mezarda yapmaya karar verdik. Bu mezar bulunan en güzel mezarlardan bir tanesi. Yeraltında tümü mermerden bir oda mezar yapılmış. Kapısı, ön odası ve ana odası var. Mimarlık inanılmaz güzel” şeklinde konuştu.
Mezarın gerekli incelemelerin yapılmasının ardından kapatılacağını kaydeden Henry, turistlerin buraları mutlaka gezmeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.

                         MADEN KAMYONLARI TARİHE ZARAR VERİYOR

     Kazılarda devlet temsilcisi olarak bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlisi Arkeolog Uğur Serden de bölgedeki bölgede taşımacılık yapan maden kamyonlarının tarihi dokuya zarar verdiğini öne sürdü. Bozuk yolların turistlerin konstrasyonunu da bozduğunu aktaran Serden yetkililerden bu soruna bir an önce çözüm bulunmasını istedi.

03 Temmuz 2009
İHA
« Son Düzenleme: 05 Temmuz 2009, 08:43:24 Gönderen: sunguralp »