Birlikteforum Kültürel Bilgi Paylaşım

Reklamlar
Fark AkademiFark Akademi

TARİH HABERLERİ

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

MEHTER
« Yanıtla #26 : 08 Haziran 2009, 17:36:12 »
Fark Akademi

Mehter nedir, nereden çıktı? - MEHTERİN ÖNEMİ       

Mehter dost, sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır.
Mehteri kendine has özellikleri ile korumak yaşatmak
gelecek nesil'e bırakmak her Türk'ün görevidir.


                                                MEHTER NEDİR
     Mehter dost, sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır. Mehteri kendine has özellikleri ile korumak yaşatmak gelecek nesil'e bırakmak her Türk'ün görevidir. Mehter; mızıkacı, çadırcı, kavas gibi muhtelif manalarda kullanılmış bir tabirdir Mehter Farsça " MIHTER" kelimesinin Osmanlılarca ULU-BÜYÜK manasına gelen bir kelimesinden alınmıştır. Dilimizde bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden " MEHTER" kullanılmaktadır



                                                MEHTERİN ÖNEMİ

     Bu konuyla ilgili Evliya Çelebi'nin, Sultan 4.Murat devrinde büyük bir ordu olayını Şöyle anlatır. "Mimarların mı, yoksa mehterlerin mi alayda önceliği konusunda karar verilemez. Bu hususda görüşmek üzere Mimarbaşı ile Mehterbaşı Sultan Murat'ın huzuruna çıkarlar;

    Mimarbaşı başlar söze: -Padişahım! Mehterler pirsiz esnaf olup Cemşid sanatını tutmuş bir alay Deccal kavmidir, biz padişahımıza saraylar, selâtin camileri, köprüler yaparız, İslam ordusunda lüzumumuz, hizmetimiz vardır; elbet mehterlerden evvel geliriz! Der.

     Bunun üzerine mehterbaşı da şu iddiada bulunur.

     -Padişahım! Hangi bir tarafa gitseniz mehabet, şevket, salâbet ve şöhretiniz için, dosta düşmana karşı davul, kudüm, nefir döverek gitmeniz lazımdır. Cenk Meydanlarında gaziler cenge salmak için köslere biz tokmak çalarız ve askeri şevke getirip biz kaldırırız, padişahımız bir şeye üzülse huzurunda oniki makam, yirmi dört şube, yirmi dört sul, kırk sekiz terkip musiki faslı edip, padişahımızı neşelendiririz. Eski hükema; saz ve söz hanende, âdemin gönlüne safa verir, demişler. Biz de ruha gıda verir esnafız. Bahusus ki nerede Resulullah'ın âlemi olsa, orada dabl-ı Al-i Osman bulunmak gerekir...

     Bunun üzerine Sultan 4.Murat, mehterlerin mimarlardan evvel geçmesini irade buyurur...

İSTANBUL'UN FETHİNDE MEHTER


     Fatih Sultan Mehmet, Fethin devam ettiği bir sabah şafakla beraber topçularının yanına gitti. Toplar atılırken, Okmeydanı'na dolmuş binlerce ulema, hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar. Yüzlerce davul ve zurnadan oluşan devasa bir mehteran düşünün. Osmanlı ordusuyla beraber, savaş meydanında bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarının önüne geldiğinde, 300 kişilik mehter takımında, 100 zurna, 70 davul durmadan çalıyor; kalp ve ruhları coşku ve heyecana getiriyor. Okmeyda'nındaki ikinci mehter de Haliç surlarına hücum eden kıtaların harp şevkini artırıyordu. Gök gürültüsünü andıran korkunç ve insanın içini ürperten sesler çıkarıyorlar, topların seslerini bile susturuyorlardı. Yine Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a giren muhteşem zafer alayının ortasında, gözlerini yıkılmış surlara dikti, sonra atını ileri sürdü. Maiyet bölükleri, yeniçeri arkasındaki mehteran, davul ve zurnalarını çalarak devirler açıp kapayan, asırlar önce müjdelenmiş olan bu mutlu güne mutluluk katıyor ve cenk havası çalıyordu. Zaferlerden sonra ezan okunur ve mehter çalınırdı.

alıntı

« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 18:08:21 Gönderen: hasmetvu »

İvan'ın miğferinde ALLAH'ın adı
« Yanıtla #27 : 11 Haziran 2009, 07:49:52 »
 

İvan'ın miğferinde ALLAH'ın adı
   

      Rus Çarı Korkunç İvan'ın miğferinde Rusça 'mutlak hükümdar' yazısının yanı sıra anlaşılmayan arapça harfler vardı. Sır yeni çözüldü.

     Osmanlı İmparatorluğu'nun 16.yüzyılda Rus Çarı Korkunç İvan'a hediye ettiği miğferin üzerindeki Arapça yazının sırrı daha yeni çözüldü. Rusların miğferin üzerinde yıllardır sadece merakla baktıkları yazıda "La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah " yazıldığı ortaya çıktı.

     Osmanlı Sarayı'nın Korkunç İvan'a oğlu için hediye ettiği demir miğfer dün Rusya'nın Astrahan kentinde sergilendi. Miğferin üzerinde eski Rus alfabesiyle "Rusya'nın mutlak hükümdarı Büyük Prens İvan Vasilieviç'in oğlu Vasili İvanoviç'e" yazı ile birlikte Arapça anlaşılmayan dikkat çekti. Yazının sırrını ise serginin açılışına katılan İran'ın Moskova Büyükelçiliği Başkonsolosu Gulam Rza Meyguni çözdü. Miğferdeki yazıyı dikkatle inceleyen İranlı diplomat burada, "La ilahe illallah Muhammeden Resulullah" yazıldığını anlattı.

     Daha önceki yıllarda Kremlin Sarayı'nda bulunan miğfer, 17. yüzyılda İsveçlilerin eline geçti. O yıllarda Moskova'ya kadar gelen Polonya ordu birlikleri kenti yağmalarken İvan'ın miğferine de el koydu. Çar Korkunç İvan'a ait olan miğfer daha sonra ise İsveçlilere satıldı ve günümüzde İsveç'in Silah Müzesi'nde sergileniyor.

     İsveç'in Silah Müzesi'nde muhafaza edilen miğferi, Astrahan beyliğinin Rusya'ya birleştirilmesinin 450. yıldönümü dolayısıyla kente getirildi. Korkunç İvan Astrahan beyliğinin direnişini kanlı şekilde kırarak beylik devletini Rusya topraklarına katmıştı.

alıntı



Vahdettin'in Mezarı Getirilecek Mi?
« Yanıtla #28 : 14 Haziran 2009, 11:43:27 »

Vahdettin'in Mezarı Getirilecek Mi?
Nazım Hikmet'in mezarının Türkiye'ye getirilmesine izin çıktı. Peki ya Vahdettin'in mezarı?

     Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından düzenlenen AB-Türkiye İlişkileri konulu toplantıda konuşma yaptı. Vahdettin'in mezarının Türkiye'ye getirilmesinin son derece adil olduğunu söyledi.

     VAHDETTİN'İN MEZARI GETİRİLECEK Mİ?

     Bağış, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar'ın, "Nazım Hikmet'in mezarının getirilmesi çok adildir. Sultan Vahdettin'in mezarının getirilmesi konusunda fikrinizi beyan eder misiniz?" sorusuna ise şu karşılığı verdi:

     "O da son derece adildir. Nazım Hikmet'in mezarının getirilmesine ailesi sıcak bakmıyor. Devlet teklif etti, onlar oradan taşınmasına sıcak bakmıyor. Ama bu topraklara sevgisi, muhabbeti olan herkesin bu topraklarda yatma hakkı olmalıdır. Bunu onlardan almaya da hiçbirimizin hakkı olmamalıdır diye düşünüyorum."

alıntı

İşte inanılmaz savaş hileleri
« Yanıtla #29 : 15 Haziran 2009, 11:20:01 »
 
                                                    İşte inanılmaz savaş hileleri                 

       Çanakkale Savaşları, vatanını ve bayrağını korumak için yokluklar içinde hiç düşünmeden cepheye koşan, ''ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum'' anlayışıyla Gelibolu Yarımadası'nda canını ve kanını hiçe sayıp, düşman kuvvetlerinin üzerine korkusuzca atılan Mehmetçiğin kahramanlık destanı olarak hafızalardaki yerini aldı.

       Dünyanın en güçlü donanmasına karşı, gelecek nesillere gurur ve heyecanla anlatılacak bir destanın temsilcisi olan kahraman Türk askeri, cephede düşman ve yoklukların yanı sıra savaş hileleriyle de mücadele etti.
     
       Çanakkale'yi geçemeyeceklerini anlayan müttefik güçleri, başta İngiltere olmak üzere çekilmenin hesabını yaparken, Türk askerlerinin çekilmeden haberdar olmaması için değişik savaş hilelerine başvurdu. General Hamilton'un, anılarında savaş hileleriyle ilgili olarak şu anektod yer alıyor:

       ''Türk askerlerini şaşırtmak için yolcu gemilerine, şileplere sahte bacalar, sözde toplar, uydurma direkler eklendi. Böylece İngiliz gemileri 'Tiger' ya da 'lnflexible' kruvazörlerine benzetildi. Karşı taraf bu gemilere ateş edip, boşuna pek çok mermi harcadı.''

       Hamilton'un, 17 Ekim 1915'te görevden alınmasının ardından yerine atanan İngiliz General Charles Monro, Gelibolu Yarımadası'nda yaptığı incelemelerin ardından İngiltere'ye, Gelibolu'daki askeri birliklerin tahliye edilmesi yönünde rapor gönderdi.

       Bunun üzerine düşman askerlerinin, 8-9 Aralık 1915 gecesi Gelibolu Yarımadası'nı deniz yoluyla tahliyesine başlandı. Her akşam ortalık karardıktan sonra Anzak ve Suvla koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıp, durmadan asker, hayvan, top ve diğer savaş malzemelerini taşıdı.

       Önce hasta ve yaralılar nakledildi, onları savaş esirleri takip etti. Son olarak sıra askerlere geldiğinde, Mehmetçiğin ayak seslerini duymaması için postallar paçavralarla kaplandı.Personel kaybını en aza indirmek amacıyla her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Cekilmenin başarılı sonuçlanması için geride karşılıklı iki konserve kutusundan diğerine damlayan suyun ağırlığıyla ateş alan ayarlı ve sonradan patlayacak tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakıldı. Askerlerin gittiğinin Mehmetçik tarafından anlaşılmaması amacıyla mevzilerde içi samanla doldurulan ve üniforma giydirilen maketler yerleştirildi, tahtadan atlar yapıldı. Düşman askerleri 20 Aralık 1915'te Anafartalar'dan, son düşman birliği ise 9 Ocak 1916'da Seddülbahir bölgesinden bir daha gelmemek üzere Gelibolu Yarımadası'nı terk etti.

alıntı

Çevrimdışı sunguralp

  • ****
  • Cinsiyet: Bay
Selimiye Camii, Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmeye hazır
« Yanıtla #30 : 16 Haziran 2009, 16:48:18 »
Selimiye Camii, Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmeye hazır
   
   Edirne'de bulunan Selimiye Camii ve çevresi Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmeye hazır. Osmanlı döneminin en önemli mimari yapılarından biri olan ve Mimar Sinan'ın 'ustalık eserim' dediği Selimiye dünya markası olma yolunda. Edirne Belediyesi tarafından iki yıldan bu yana sürdürülen çalışmalarda son aşamaya gelindi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile UNESCO'nun istediği bütün şartların gereği en ince ayrıntısına kadar yerine getiriliyor. 
 
 
 
    Bu kapsamda Selimiye Camii ve çevresinde bulunan diğer tarihi eserler, ağaç ve bitki türleri envanteri çıkarıldı. Bölgenin yeraltı ve yer üstü özelliklerini belirten ayrıntılı rapor hazırlandı. Son olarak Edirne Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü alanda bulunan ağaç türlerini belirleyerek numaralandırmasını yaptı. Bütün ayrıntıların dikkate alındığı çalışmalar tamamlanarak bir dosya haline getirilip Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığı ile UNESCO'ya gönderecek. Dosya'nın Eylül ayında UNESCO tarafından değerlendirmeye alınması bekleniyor.

     Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Namık Kemal Döleneken, Selimiye ve çevresinin Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmesi için iki yıldan beri hazırlık yaptıklarını söyledi.

    Çalışmaların son aşamaya geldiğini kaydeden Döleneken, daha önce listeye alınan eserin sadece kendi özelliklerinin dikkate alındığını, ancak bundan sonra eserle birlikte çevresinin de dikkate alınacağını ifade etti.

    Döleneken, "Bir eserin listeye alınması için gerekli çalışmalar en ince ayrıntısına kadar yapılıyor. UNESCO'ya başvuru sırasında herhangi bir eseri tek başına götüremiyorsun. Selimiye elbette çok önemli bir yapıdır. Ancak UNESCO'nun kuralı gereği eserin çevresinde bulunan her şeyin belirtildiği bir dosyanın hazırlanması gerekiyor. Bu nedenle çalışma sırasında alandaki bütün binalar, ağaçlar yani bu bölgede ne varsa bütün hepsinin belirtilmesi lazım. Bunun için bölgede ne varsa hepsinin envanteri çıkartılıyor. Sadece toprağın üzerindeki değil altındakinin de envanteri çıkarılıyor. Alt yapı olarak ne var, hangi kurumun ne tür tesisatı var. Nereden geçiyor. Nerede trafo var, nerede telekomünikasyon ile ilgili noktalar var. Bunların hepsi tek tek tespit ediliyor. Bunların hem paftaları hem de bilgileri dosyaya konuluyor. Bu kadar ayrıntılı ve ciddi bir rapor." dedi.

     Hazırlıkların tamamlanma aşamasına geldiğini anlatan Namık Kemal Döleneken, "Raporumuzu Ağustos ayında bitirip Kültür ve Turizm Bakanlığı'na göndereceğiz. Bakanlık da dosyayı UNESCO'ya gönderecek." Diye konuştu.

    Edirne'nin Dünya Kültür Mirası Listesine alınacak alanı Selimiye'nin arkasındaki Taşodalar, Saray Hamamı'ndan başlayarak Üç şerefeli camii, Sokullu Hamamı, Mekedonya Kulesi, Alipaşa Çarşısı, Kervansaray, Eski Camii, Halk Eğitim Müdürlüğü'nün bulunduğu alanı kapsıyor.
 

Okunduğunda Tarihe Işık Tutacak
« Yanıtla #31 : 17 Haziran 2009, 10:14:22 »


                                               Okunduğunda Tarihe Işık Tutacak


     Eskişehir'in Han ilçesi yakınlarında MÖ 7-8. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, dünyanın en önemli anıtlarından biri olarak kabul edilen Yazılıkaya'nın üzerindeki yazılar henüz okunamadı.
Frig uygarlığının en önemli anıtı olan Yazılıkaya'nın sırrı çözüldüğünde insanlık tarihinde yeni bir sayfanın açılacağı bildirildi.

     AA muhabirinin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Anadolu Üniversitesinin ilgili birimlerindeki yetkililerden aldığı bilgilere göre, Yazılıkaya Anıtı, Eskişehir'in 80 kilometre güneyinde ''Dağlık Frigya'' ve ''Sağlıklı Frigya'' olarak bilinen bölgede bulunuyor.

     Kral Midas'ın ve tanrıça Kibele'nin kutsal kenti olarak bilinen topraklardaki Yazılıkaya, Frigya bölgesinde 1315 metre yüksekliğinde bulunan bir tepe üzerine inşa edildi.

     Volkanik bir kaya üzerine yerleşik anıtın yüksekliği 17, genişliği de 16,5 metre. Anıtın üç yazıttan oluşan işlenmiş yüzeyi ise 280 metrekare. Sırrı keşfedilmemiş Frig uygarlığının kenti Yazılıkaya, bünyesinde Hitit kültüründen de kalıntılar barındırıyor.

     Bozkırın ortasındaki anıt Yazılıkaya'nın geçmişinin M.Ö 7-8. yüzyıla kadar dayandığı tahmin ediliyor.

     Dünyanın en önemli açık hava anıtlarından biri olarak kabul edilen Yazılıkaya'nın sağ, sol ve üst kısmında bulunan yazılar henüz okunamadı. Frig uygarlığının en önemli anıtı olan Yazılıkaya'nın sırrı çözüldüğünde insanlık tarihinde yeni bir sayfa açılacağı bildirildi.

     Oluşan çatlaklar nedeniyle yıkılma tehlikesi bulunan anıtı kurtarabilmek için bilimsel inceleme ve araştırmalar yapılıyor.

     ''YAZILAR GİZEMİNİ KORUYOR''

     Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taciser Sivas, Yazılıkaya'nın üzerindeki Frig diliyle yazılan yazıların okunduğunu, ancak anlamının hala çözülemediğini söyledi.

      Yazılarda Kral Midas'a ithaf edilen bazı kelimelerin geçtiğinin anlaşıldığını ifade eden Doç. Dr. Sivas, şöyle konuştu:

     ''Kral Midas ile bir bağlantı var. Ancak, üç yazıttaki yazıların tam olarak ne anlama geldiği bilinmiyor. Yazılar gizemini koruyor. Pek çok bilim adamı yazılar üzerinde inceleme, araştırma yaptı. Sadece Kral Midas, Matar (ana tanrıçanın adı), büyük kral gibi birkaç kelime anlaşılabildi. Yazıların sırrını çözmek için çalışmalar devam ediyor. Bu konuda en ciddi çalışmayı Fransız bilim adamı Prof. Dr. Cloude Brixhe yapıyor. 80 yaşındaki bilim adamı yaklaşık 50 yıldır yazıların anlamını bulmaya çalışıyor. Bu nedenle defalarca Eskişehir'e geldi.''

     Yazılıkaya'da dış etkenler nedeniyle uzun zamandır çatlaklar oluştuğunu belirten Doç. Dr. Sivas, söz konusu çatlak ve kırılmaların yıkılma tehlikesi oluşturduğunu bildirdi.

     Anıta yönelik bir koruma çalışması yapılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Sivas, ''Çatlaklar günden güne büyüyor. Kopma ve kırılmalar giderek hızlanıyor. Kapsamlı bir restorasyon çalışması gerekiyor'' dedi.

ALINTI

İstanbul'dan tarih fışkırıyor
« Yanıtla #32 : 18 Haziran 2009, 09:45:32 »
                                     İstanbul'dan tarih fışkırıyor  
       

       Osmanlı Padişahlarının Anadolu seferine çıkarken, hacı adaylarının da Bağdat'a gidişlerinde sevdiklerinden ayrıldıkları yer olan Ayrılık Çeşmesi tarihi kimliğine geri dönüyor.

       Yapılan kazı çalışmalarından Ayrılık Çeşmesi'nin namazgah bölümünün duvarları ortaya çıkarken, Sultan IV. Murat zamanında yaptırılan Ayrılık Çeşmesi kazı çalışmaları bittiğinde yapılacak restorasyonla tarihi kimliğine dönecek.

      1600 yılında inşaa edilen çeşme 1638 yılından itibaren Ayrılık Çeşmesi olarak anılırken, şuan tüm hızla devam eden kazı çalışmalarına rağmen, Kadıköy-Kartal Raylı Taşıma Sisteminden dolayı çeşmenin başka bir noktaya taşınabileceği gündeme geldi.

      Padişahların sefere giderken konakladığı hacı adaylarının da Bağdat'a gidişlerinde sevdikleriyle vedalaştığı nokta olduğu için Ayrılık Çeşmesi denilen çeşmede süren kazılar 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'da tarihin ayaklar altında gömülü olduğunu bir kez daha ortaya koydu. İşçilerin yaptığı kazı çalışmalarında yüzyıllar geçmesine rağmen sağlam kalan Ayrılık Çeşmesi ve namazgahın duvarları günyüzüne çıktı.

alıntı

Çevrimdışı şimal

  • ****
  • Cinsiyet: Bayan
Çin'in yeraltı ordusu tamamen ortaya çıkıyor
« Yanıtla #33 : 19 Haziran 2009, 09:39:03 »


Çin'in yeraltı ordusu tamamen ortaya çıkıyor.
Dünyanın ilk ve tek heykel ordusunun tamamen ortaya çıkarılması için yeni kazılar başlatılıyor.


Çin'de bulunan Terra Cotta askerlerinin binlerce heykeli için sit alanında üçüncü kazı çalışmaları başlıyor. Yapılacak son kazılarla birlikte toplam 8 bin kişilik bir orduya ait heykellerin ortaya çıkarılması bekleniyor.


Boyları 183-195 santimetre arasında değişen heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklı. Kazı alanından çıkarılacaklarla beraber 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.



Yer Altı Heykeller Ordusu, 1974 yılında keşfedildikten sonra, sit alanında 1977 ve 1985 yıllarında iki kez kazı çalışması yapılmış ardından heykellerin korunması için Çinli ve Alman uzmanların işbirliğiyle 19 yıl süren çalışmalar başlatılmıştı.



Dönemin imparatoru Çin Şı Huang'ın Mezarı ve Terra Cotta Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi'ne alınmıştı.

alıntı

Çevrimdışı YekPare

  • *****
  • Cinsiyet: Bayan
TARİH HABERLERİ
« Yanıtla #34 : 19 Haziran 2009, 11:34:15 »
Çok enteresan bu millet yaa daha nelerini göreceğiz acaba ?! ???

Teşekkürler

Karaman 'Daimi Kültür Başkenti' Oluyor
« Yanıtla #35 : 20 Haziran 2009, 08:26:58 »
                                             Karaman 'Daimi Kültür Başkenti' Oluyor 

                                             
 
        Karaman Belediyesi tarafından organize edilen ve bu yıl 732. yapılacak olan ‘Türk Dili Bayramı’nda bu yıl TÜRKSOY tarafından Karaman ‘Daimi Kültür Başkenti’ ilan ediliyor. 
 


     Karaman Belediye Başkanı Dr. Kâmil Uğur, “Karaman bu adımla bütün Türk Cumhuriyetlerinin gündeminde yer alacaktır ve Türk Dünyası için en önemli bir kent haline gelecektir.” dedi.

     21- 26 Haziran 2009 tarihleri arasında Karaman’da 732. kutlanacak olan ‘Türk Dil Bayramı’nda bu yıl 21 Haziran Pazar günü Kemal Kaynaş Top Sahasında Karaman Türk Dünyasının Daimi Kültür Başkenti ilan ediliyor. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi Türkçe konuşan ve Türk Devleri tarafından 1992 yılında kurulan ve Türk Kültürünü, Türk Dilini geliştirmeyi amaç edinen TÜRKSOY (Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi) Karaman’ı üye ülkelerin aldıkları devlet kararlarıyla Türk Dünyasının Daimi Başkenti yapıyor.

     Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Karaman Belediye Başkanı Dr. Kamil Uğurlu, TÜRKSOY Genel Müdürü Düsen Kaseinov’un Türk Dil Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Karaman’a geleceğini ve üye ülkelerin yetkili bakanlarının kararlarıyla Karaman’ı resmen Türk Dünyasının Kültür Başkenti ilan edeceğini ifade etti.

     Başkan Dr. Kamil Uğurlu’nun açıklaması şöyle, “Karaman tarihi ile Türk dünyasının kültür beşiğidir. Yıllarca Anadolu’nun Balkanların, Kafkasların Türk Kültürüne kazandırılması için çok ciddi görevler ifa etmiş ve buralarda kültürümüzün yaygınlaşması temel direk olmuştur. Şimdi bugünde yine Türk Dünyası için yine tarihi bir görev üstlenmektedir ve Türk Dünyasının resmen Kültür Başkenti olacaktır. Değerli dostum TÜRKSOY Genel Müdürü Düsen Kaseinov Türk Dil Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Karaman’a gelecektir.

     Bayram süresince Karaman’da kalacaktır. 21 Haziran 2009 Pazar günü TÜRKSOY’un üyesi ülkelerin yetkilileri tarafından Karaman’ı Türk Dünyasının Kültür Başkenti ilan eden bildiri okunacak ve imzalanacaktır. Böylece Karaman tarihte üstlendiği misyonu resmileştirecek, günümüze taşıyacak ve bütün dünya için geçerli olan Türk Dünyası Kültür Başkenti unvanını alacaktır. Şimdiden Karaman’ımıza Başkentliğin hayırlı olmasını diler, tüm halkımızı törenimize davet ettiğimizi belirtmek isterim”

      TÜRKSOY Hakkında:

     Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan'ın Kültür Bakanları, 1992 yılında İstanbul ve Bakü’de bir araya gelerek kültürel işbirliği yapmayı kararlaştırdılar. 12 Temmuz 1993 tarihinde Almatı’da yaptıkları toplantıda da “TÜRKSOY’un Kuruluşu ve Faaliyet İlkeleri Hakkında Anlaşma”yı imzalamak suretiyle Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi’ni (TÜRKSOY) kurdular.

     Bu anlaşmayla oluşturulan TÜRKSOY teşkilatına daha sonra gözlemci üye ülke statüsüyle Rusya Federasyonu'na bağlı Altay Cumhuriyeti, Başkurdistan Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Saha (Yakut) Cumhuriyeti, Tataristan Cumhuriyeti, Tıva Cumhuriyeti ile Moldova Cumhuriyetine bağlı Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti katıldı.

     TÜRKSOY, Türk dili konuşan ülkelerin kültür ve sanat alanlarında işbirliğini sağlayan, üye ülkelerin yönetimine, iç ve dış politikalarına karışmayan uluslararası bir teşkilattır.
TÜRKSOY teşkilatının ev sahibi ülkesi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Resmi dili Türkçe, yönetim merkezi Ankara'da yerleşiktir.

     Üye ve gözlemci üyeler çalışmalarda eşit haklara sahiptir. Teşkilatın uluslararası ilişkileri sadece Türk dilinin konuşulduğu coğrafyayla sınırlı değildir. TÜRKSOY, faaliyetlerinde ve uluslararası ilişkilerinde temel insan hak ve özgürlüklerinin korunmasını esas alan bütün resmi ve gayri resmi kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır. Amaçları, görevleri ve çalışma alanları itibarıyla UNESCO ile örtüşen TÜRKSOY, kendi coğrafi alanında UNESCO işlevini yürütmektedir. Bu durum Türk dili konuşan ülkelerin milli dirilişine, devlet yapılanmasına ve demokratikleşme sürecine olanak vermektedir.

alıntı

 

 
« Son Düzenleme: 20 Haziran 2009, 08:28:35 Gönderen: hasmetvu »

8. Darende Somuncu Baba Ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri
« Yanıtla #36 : 22 Haziran 2009, 09:38:37 »
    
          
    
    
             8. Darende Somuncu Baba Ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri

     Malatya'nın Darende ilçesinde Darende Belediyesi ve Hulusi Efendi Vakfı tarafından "8. Darende, Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri" düzenlendi.
    
     Malatya'nın Darende ilçesinde Darende Belediyesi ve Hulusi Efendi Vakfı tarafından "8. Darende, Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri" düzenlendi.

     Etkinliklere eski Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya, AK Parti Malatya Milletvekilleri Öznur Çalık, Ömer Faruk Öz, Mehmet Şahin, AK Parti Sivas Milletvekili Selami Uzun, İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Adnan Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Faruk Şahin, Darende Kaymakamı Vural Karagül, Gürün Kaymakamı Davut Gül, Darende Belediye Başkanı İsa Özkan ile işadamları ve yurdun dört bir çok sayıda vatandaş katıldı. Somuncu

     Baba ve Hulusi Efendi'nin dualarla anıldığı törenlerde her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Somuncu Baba Külliyesine inşaatı başlatılan ilave caminin temeli atıldı. Temeli atılan camide mevcut camiyle birlikte aynı anda 5 bin kişinin ibadet edebileceği bir yer olacağı bildirildi. Yapılan dua ve temel atma merasiminin ardından Tohma Kanyonu'nun açılışı yapıldı.

     Etkinliğe katılanlar, Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi, Hasan Gazi Şehitler Abidesi, Darende Hulusi Devlet Hastanesi'ni gezdi. Etkinlikler kapsamında geliri Hulusi Efendi Vakfı'nın çalışmalarında kullanılmak üzere yurdun değişik yörelerinden getirilen yöresel ürünlerin satışının yapıldığı Yusuf Paşa Bedesteni'ndeki hayır çarşısının açılışı yapıldı.

     Etkinliklerin konferans kısmında yapılan konuşmalarda Somuncu Baba ve Hulusi Efendi'nin manevi kişiliklerinin yanı sıra insanlığa hizmetleri anlatıldı. AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık, halkın temsilcileri olarak üzerlerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmeye çalıştıklarını söyledi. Çalık, "Darende'nin çok şanslı bir yer çünkü her konuda hizmet üreten Hulusi Efendi Vakfı gibi bir sivil toplum kuruluşu burada müthiş çalışmalar yapıyor. Vakıf Darende'nin sorunları ile o kadar yakından

     ilgileniyor ki, bizlerin de sorumluluğumuzu paylaşıyorlar. Hulusi Efendi Vakfı'na tüm hizmetleri için canı gönülden teşekkürü bir borç biliyoruz" dedi.

     AK Parti Sivas Milletvekili Selami Uzun ise, insan olarak herkesin öğrenmeye ve dinlemeye ihtiyacı olduğunu bu tür ortamların toplumların kültürel gereksinimlerini geliştirdiğini söyledi. Uzun, "Bir siyasetçi olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki millet olarak dinlemeye çok az vakit ayırıyoruz. Az dinlediğimiz için bazı şeylerimiz eksik kalıyor" diye konuştu.

     Somuncu Baba'nın Aksaray kolundan torunu olan Eski Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu da, ikinci defa geldiği Darende'yi çok gelişmiş olarak bulduğunu buna en fazla etki eden faktöründe Somuncu Baba'nın civarındaki yerlere Hulusi Efendi Vakfı'nca güzel çalışmalar yapılmasından kaynaklandığını bunun bir iftihar kaynağı olduğunu söyledi. Somuncuoğlu, "Yıllar da asırlarda geçmiş olsa Somuncu Baba gibi manevi kişiliğiyle önder ve insanlığa kazandırdığı değerleri olan bir evliyanın anılıyor olması onun yüceliğini ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.

     Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Carl Sherif El-Tobgui, Es Seyyid Osman Hulusi Efendi'nin hayatının kendisi için de ahlaki açıdan güzel bir örnek olduğunun zihninde yer ettiğini kaydederek, "Şahsi manevisi beni karanlıklar içinden aydınlığa doğru, ışığa doğru uçuşan kelebekler gibi çekti, çıkardı. Hulusi Efendi'nin en önemli özelliklerinden birisi ilmi, kalbi ve ameli hayatında kurmuş olduğu dengedir. O, maneviyat aleminin zirvelerine ulaşmış ve bu ask-ı ilahi ile çevresini irşad faaliyetleri ile aydınlatmaya gayret eden bir mürşidi kamildir. Aynı zamanda derviş kimliğinin ötesinde kendisini gerçekleştirmiş olduğu dev hayır projeleri ile nazari ufuklara sığmayan bir aksiyon adamı olarak görüyoruz" dedi.

     Bu gün Amerika'da birçok sözde sufi cemaat olduğunu vurgulayan El-Tobgui, "Maalesef bunların birçoğunda İslam'ın omurgasını teşkil eden itikadi ve fıkhi yönler ihmal edilmiş, sadece ve sadece işin edebiyatı yapılmaktadır. Bu iş o noktaya varmıştır ki, bazen Müslüman dahi olmayan sufilere rastlamak mümkün hale gelmiştir. Oysa hepimizin bildiği gibi İslam hem şeriat hem de hakikat demektir. Ve bu ikisi bir denge içinde Müslüman'ın hayatında yer etmelidir. Bu birliktelik Hz. Peygamber'in ve ardından yüzyıllardır devam eden bir gelenekle perçinlenmiştir" diye konuştu.

     Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de konuşmasında, Arşiv belgeleri ve yaptığı yeni araştırmalarla Somuncu Baba'nın bilinen iki oğlunun yanı sıra bir oğlu ve bir kızının daha olduğunu ortaya çıkardıklarını vurguladı. Akgündüz, "ALLAH'a hamd ediyorum ki, bugün Somuncu Baba'nın neslini sürdüren 3 torununu fasılasız olarak Rasulullah'a bağlama şerefine eriştim. Orijinali 6 metre uzunluğundaki şecere ile kesintisiz olarak bu soylu nesebin tüm fertlerinin yazılı olduğu evrak,araştırmalarımızı doğrulamıştır" dedi.

     Prof. Dr. Akgündüz konuşmasının ardından Somuncu Baba'nın neslinden gelen eski Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu, Hulusi Efendi Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı H. Hamidettin Ateş ve Ali Naki Ateş'i sahneye davet ederek takdim etti.

    Türk Tasavvuf Musikisi sanatçıları Sami Savni Özer ve ezgi sanatçısı Umut Mürare'nin konser verdiği etkinlikte sema gösterisi yapıldı.


alıntı
« Son Düzenleme: 22 Haziran 2009, 13:35:15 Gönderen: hasmetvu »

ÇİMPE KALESİ KURTARILMAYI BEKLİYOR
« Yanıtla #37 : 24 Haziran 2009, 12:17:59 »


                              ÇİMPE KALESİ KURTARILMAYI BEKLİYOR

             İlköğretim ve lise kitaplarında Türklerin Rumeli'de ilk fethettikleri yer olarak bilinen Çimpe Kalesi'nin tarihi çok eskilere dayanır.1354 yılında Rumeli topraklarına geçen Orhan Bey'in oğlu Süleyman Paşa'nın Lapseki-Çardak Kasabası'ndan sala bindirdiği 80 kişilik kuvvetle kaleyi teslim aldığı rivayet edilmektedir.Bu fütuhatla birlikte Osmanlı Devleti'nin Avrupa macerası başlamıştır.Diğer bir tabirle Anadolu topraklarının Malazgirt Savaşı'yla açıldığı gibi Çimpe Kalesi'nin fethiyle de Balkanlar ve Avrupa topraklarının kapısı Osmanoğulları'na açılmıştır.

           Ege Denizi ile Marmara Denizi arasında çok mühim bir tepede bulunan kale konumu itibariyle önemini II. Dünya Savaşı'na kadar devam ettirmiştir.Ne var ki,sonrasında bu kale kendi kaderine terk edilmiştir.1979 yılında İstanbul-Gelibolu yolunun güzargahının değişmesiyle daha da ıssızlaşan kalenin yerini ancak yerli rehberler bilir.

Gelibolu Yarımadası'nın milli park alanına dönüştürülmesi çalışmalarıyla beraber yarımadaya bir canlılık gelmiş,özellikle şehitlikler 2000 yılından sonra  gün yüzüne çıkarılmaya başlanmıştır.Çimpe Kalesi bu hareketlilikten hala nasibini alabilmiş değildir.Kaleye ulaşım için doğru düzgün bir yol bile bulunmamakta.Yol üzerinde kaleye dair ne bir tabela ne de bir işaret görülebiliyor.



        Kaleye geldiğinizde başka bir sürpriz sizi bekliyor.Adını sıkça duyduğunuz ve tarih öğretmeninizin size Türklerin Rumeli’ye geçişinde ilk olarak öğretmiş olduğu tarihi yeri görünce küçük dilinizi yutar gibi oluyorsunuz;çünkü karşınızda tam bir harabe bulunmakta.Girişe koyulan hiçbir estetik değeri olmayan tabela,gelen geçen avcıların nişan tahtası olmuş.Yılların yorgunluğuna yenik düşen kale duvarları yıkılmış,avluyu incir ağaçları ve yabani otlar kaplamış.

         ürk tarihi için bu kadar önem sahip bir kalemi durumu ister istemez içimizi burkuyor.Bizim,tarihimize bakışımızı,geçmişimize ne kadar sahip çıktığımızı özetliyor.Sonuç olarak da Çimpe Kalesi yetkililerden alaka bekliyor.Yeniden gün yüzüne çıkmayı bekliyor.


yeedikıta dergisi
« Son Düzenleme: 24 Haziran 2009, 12:23:21 Gönderen: hasmetvu »

Çevrimdışı şimal

  • ****
  • Cinsiyet: Bayan
Sahibine Ulaşamayan Eşsiz Bir Hediye
« Yanıtla #38 : 28 Haziran 2009, 22:53:04 »
Sahibine Ulaşamayan Eşsiz Bir Hediye:

TOPKAPI HANÇERİ

       
       
        Sultan 1. Mahmud Han tarafından Nadir Şah’a yollanan,için de nadide bir sanat şaheseri olan hançerin de bulunduğu kıymetli hediyeler yarı yoldan geriye döndü..

        Osmanlı Devleti ile İran arasındaki siyasi ilişkiler 18. asrın ilk yarısında giderek düzelmeydeydi.Bunun bir neticesi olarak Sultan 1. Mahmud Han (1730-1754) devrin de İran’a elçi olarak gönderilen Mustafa Nazif Efendi,devrin İran hükümdarı Nadir Şah’ın huzuruna vardığı zaman oldukça iyi karşılanmıştı.Sultan’ın mektubunu alan şah,Osmanlı Padişahından övgüyle söz etmiş ve bir elçi ile İstanbul’a,oturduğu çok değerli tahtı da hediye olarak göndereceğini belitmiş.İstanbul’a hediyelerle dönen Osmanlı elçisi durumu Padişah’a arz edince Sultan Mahmud Han,Kesriyeli Ahmed Paşa’yı çok kıymetli hediyelerle beraber İran’a elçi olarak gitmek üzere vazifelendirir.

         İran’a gönderilecek hediyeler bir heyet tarafından tespit edilir.Eşyalara değer biçen Nadir Şah’ın elçisi de bizzat hazır bulunmuştur.Bu hediyelerin arasına 35 cm uzunluğun dakabzasın da 3 adet iri zümrüt bulunan çok kıymetli bir de hançer ilave edilir.

          Hazine kethüdası taafından zarf kılıflarına konulan hediyeler sadrazam tarafından her bir evi ayrı ayrı mühürlendikten sonra Kesriyeli Ahmed Paşa’ya 20 aralık 1746’da teslim edilir.Yapılan merasimden sonra çok ihtişamlı bir şekilde donatılmış bir ata bindirilen ve çeşitli hediyelerle gönlü hoş edilen Nadir Şah’ın elçisi de birlikte yolcu edilir.Ancak,Omsalı heyetini kötü bir sürpriz beklemektedir.İran’da İsyan çıkmış ve Nadir Şah 1747 Temmuzun’da öldürülmüştür.

          Bunun üzerine Ahmed Paşa,beraberindeki çok değerli hediyelerle birlikte bağdata gelerek Padişah’ın emrini beklemeye başlar.Bir müddet sonra,beklenmekte olan fermen gelir.Padişah hediyelerle birlikte İstanbul’a geri dönülmesini istemektedir.Ahmed Paşa hediyelerle birlikte İstanbul’a döner.Kıymetli eşyalar ve muhteşem hançer de hazineye iade edilir.

         Aradan 2 asra yakın bir zaman geçip de Topkapı Sarayı müze haline getirildikten sonra (1924) bu hançer,saray da sergilenen eşyalar arasındaki yerini alır.”Topkapı Hançeri” olarak ünlenen bu sanat şaheserini bütün dünya “Topkapı” adlı filmle tanıdı.Zamanla daha da meşhurlaştı ve Osmanlı eserlerinin yurt dışın da sergilenmesi mevzubahis olduğun da,Topkapı Hançeri ilk sırada yer almaya başladı.

         1747’de İran’a gidemeyen hançer,ilk kez 1999’da Osmanlı Devleti’nin 700.kuruluş yıl dönümü münasebetiyle ABD’nin San Diego kentinde,ikinci olarakta 20003’te Japonya’da sergilenmek için yurt dışına çıktı.Topkapı Sarayı Hazine Dairesin’de sergilenen hançerin,her gün yüzlerce yerli ve yabancı ziyaret etmektedir.

   Songül KURU-Yedikıta dergisinden elimle yazdım..

« Son Düzenleme: 28 Haziran 2009, 23:43:42 Gönderen: Savtegin »