Birlikteforum Kültürel Bilgi Paylaşım

Reklamlar
Fark AkademiFark Akademi

TARİH HABERLERİ

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

2010 yılının önemli olayları
« Yanıtla #130 : 01 Ocak 2011, 14:43:48 »

Fark Akademi

2010 yılının önemli olayları

Ocak
Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı ile hakime kargoyla kalaşnikof mermileri gönderildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı

6 Ocak
''Filistin'e Yol Açık'' konvoyunda bulunan 5'i milletvekili 20 kişilik Türk grubu, Mısır gözetimindeki Refah sınır kapısından geçerek Gazze'ye ulaştı.

8 Ocak
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında ''şüpheli'' sıfatıyla ifade verdi.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Esra Kara ile Ankara'da düzenlenen nikah töreniyle evlendi.
Halep ile Gaziantep arasında yolcu treni ilk seferini yaptı. Halep'ten 125 yolcu ile kalkan trenle gelen yolcular Gaziantep Gar'ında çiçeklerle karşılandı.

9 Ocak
Gazze'ye insani yardım götüren ''Filistin'e Yol Açık'' konvoyunda bulunanlar, özel uçakla Kahire'den İstanbul'a geldi.

11 Ocak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile iki ülke arasında vizenin karşılıklı olarak kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin de bulunduğu 6 anlaşmaya imza atıldığını söyledi.

12 Ocak
İstanbul'da, 10 Aralık 2009'da gerçekleştirilen ''Roman Çalıştayı''nın sonuç raporunda Romanların, ''kendilerine yönelik ayrımcılığın suç sayılması için kanun değişikliği yapılması, ders kitaplarında Romanlarla ilgili bilgilere yer verilmesi, TOKİ'nin kendilerine dar, ama bahçeli evler yapması'' gibi isteklerinin yer aldığı açıklandı.

13 Ocak
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yönelik davranışla ilgili olarak, ''Bu akşama kadar (İsrail'e) süre verilmiştir. Ya düzeltirler ya da büyükelçimiz yarın ilk uçakla Türkiye'ye gelir'' dedi. İsrail Dışişleri Bakanlığı Türkiye'ye resmi özür mektubu gönderdi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Büyükelçi Oğuz Çelikkol'a muhatap mektubunda ''Sizi küçük düşürmek gibi bir niyetim hiçbir şekilde yoktu. Girişimimin yapılış biçimi ve algılanışı nedeniyle özür dilerim'' denildiği açıklandı.

15 Ocak
Kısa adı ''ER Parti'' olan Ergenekon Partisi resmen kuruldu. Partinin kurucu genel başkanı Tarcan Ülük oldu.

16 Ocak
2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da etkinlikler, şehrin 7 ayrı noktasındaki kutlamalarla başladı.

17 Ocak
Hulki Cevizoğlu’nun istifa ettiği Demokratik Sol Halk Partisi (DSHP) Genel Başkanlığına Rahşan Ecevit seçildi.

18 Ocak
Mehmet Ali Ağca, Sincan F tipi Cezaevinden tahliye edildi.

20 Ocak
''Balyoz Planı'' iddiaları basında yer aldı.
Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında, 25 Aralık 2009'da Hakim Kadir Kayan tarafından gerçekleştirilen arama ve inceleme sona erdi.

25 Ocak
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Balyoz Planı'' iddialarıyla ilgili, Kara Kuvvetleri Komutanlığının incelemesinin devam ettiğini bildirerek, ''ALLAH, ALLAH diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl ALLAH'ın evi camiye bomba attırmayı düşünür. Vicdansızlıktır, lanetliyorum bunları'' dedi.
AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlık görevine seçildi.

26 Ocak
Bingöl'de 22 Ocakta kaybolan iki kız çocuğundan Asliye Ayaz'ın (8) cesedi, Bingöl-Genç karayolunun 10. kilometresi Çapakçur Deresi bölgesinde bulundu.

27 Ocak
7. Alevi Çalıştayı Kızılcahamam'da başladı.

29 Ocak
Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, ''Balyoz Planı''na ait olduğu iddia edilen ve bir valiz içinde bulunan belgelerin asıllarını İstanbul Cumhuriyet Savcılığına verdi.
''Amirallere suikast'' girişimi iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 19 sanık hakkında hazırlanan iddianame, birleştirilme talebiyle ''Poyrazköy'' davasına bakacak İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

31 Ocak
Euronews haber kanalı Türkçe yayına başladı.

1 Şubat
BDP 1. Olağanüstü Kongresinde Genel Başkanlığa Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş seçildi.

4 Şubat
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kamuoyunda EMASYA olarak bilinen protokolün yürürlükten kaldırıldığını açıkladı.

5 Şubat
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın başı örtülü olduğu gerekçesiyle GATA'ya alınmamış olması konusunda, ''Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani boyuttan bakarsak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil'' dedi.
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliğine Büyükelçi Serdar Kılıç getirildi.

8 Şubat
Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye girişte farklı katsayı uygulanmasına ilişkin 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu.

15 Şubat
YÖK, Danıştay 8. Dairesinin, YÖK'ün üniversiteye girişte farklı katsayı uygulaması getiren 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesinin durdurulması kararına itiraz etti.

16 Şubat
Türkiye ile Irak arasında ilk tren seferi başladı.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şenel'in yürüttüğü bir operasyon kapsamında, evinde ve makamında yapılan aramanın tamamlanmasının ardından gözaltına alındı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşamını yitirdiği helikopter kazası, havacılık emniyeti ve güvenliğine ilişkin konuların Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından araştırılması ve denetlenmesi talimatı verdi.

17 Şubat
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca ''Ergenekon Soruşturması'' kapsamında başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, sorgusunun ardından tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edildi. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzurum'da çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

22 Şubat
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın de aralarında bulunduğu 40'a yakın kişi gözaltına alındı. 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli'nin evlerinde arama yapıldı.

23 Şubat
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 14 radyo ve televizyon kuruluşuna farklı dil ve lehçelerde yayın yapmaları için izin verdi.

25 Şubat
YÖK'ün kurucu başkanı ve Bilkent Üniversitesi kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı vefat etti.

5 Mart
Genelkurmay Askeri Savcılığı, Kurmay Albay Dursun Çiçek'in imzası bulunduğu belirtilen, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' iddialarına ilişkin belgeyi soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına iade etti.

8 Mart
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayladığı ''Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'' ile Anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulma süresi 120 günden 60 güne indi.

9 Mart
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Uluslararası toplumun, Gazze'ye inşaat malzemelerinin girişine izin vermesi, ayrıca, Kudüs'ün demografisini, statüsünü ve karakterini değiştirmeye yönelik uygulamaları dahil, barış sürecini tıkayan tüm faaliyetlerine son vermesi için İsrail'e gerekli baskıyı yapması gerekmektedir'' dedi.

11 Mart
İsveç Parlamentosu'nda 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören karar tasarısının kabul edilmesinin ardından 17 Martta gerçekleştirilmesi öngörülen Türkiye-İsveç Zirvesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ülkeye yapacağı ziyaret iptal edildi.

16 Mart
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hakkındaki iddialar üzerine, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak'ı partisinden istifa etmeye çağırdı.

18 Mart
GDO'ları serbest bırakan Biyogüvenlik Yasası Ak Parti, MHP, CHP ve BDP'lilerin oylarıyla TBMM'de yasalaştı.

TRT'nin yeni kanalı TRT HABER Ankara düzenlenen törenle yayın hayatına başladı.

27 Mart
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Son dönemde Kudüs üzerinde oynanan oyunları biliyorsunuz. Bütün bu oyunlar karşısında bizim sessiz kalmamız mümkün değil'' dedi.

28 Mart
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak görevinden alındı.

4 Nisan
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Korgeneral Olcan ve Tümgeneral Dalay'ın da aralarında bulunduğu 19 emekli ve muvazzaf subay hakkında yakalama emri çıkarıldı.
TRT'nin Arapça yayın yapacak TRT El Türkiye kanalı, Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen törenle yayın hayatına başladı.

5 Nisan
AK Parti milletvekilleri, Anayasa değişikliğine ilişkin yeni teklifi 265 imza ile TBMM Başkanlığına sundu.

10 Nisan
Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran yasa değişikliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

14 Nisan
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Diyanet İşleri Başkanlığınca, ''2010 Kur'an Yılı'' etkinlikleri kapsamında ''O'nun Hayatı Kur'an'dı'' başlığıyla düzenlenen ''Kutlu Doğum Haftası''nın açılışındaki konuşmasında, ''İslam'ın toplumsal hedefinin adaletli ve ahlaklı bir düzeni kurmak ve toplumu gerçekleştirmek olduğunu'' söyledi. Kur'an ayetlerinden alıntılara yer veren Baykal, ''Hz. Peygamber, gelen vahyi tebliğ etmesiyle canlı ve hayatla iç içe kişiliğiyle, Kur'an ayetlerini hem fiilleriyle, hem de sözleriyle tefsir etmekteydi. Hz. Muhammed'in hayatı, Kur'an-ı Kerim'in bizzat bir tefsiridir. Böylece Hz. Peygamber Kur'an-ı Kerim'in yaşanılabilir olduğunu ortaya koymuştur'' dedi.
18 Nisan
Marmaray projesi kapsamında Üsküdar istasyonundan gelen Yavuz Tüneli ile deniz dibindeki tüp birleştirildi.
19 Nisan
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şırnak'taki silahlı saldırıda şehit olan Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Levent Çetinkaya'nın Kayseri'deki cenaze törende bir kişinin yumruklu saldırısına uğradı.
21 Nisan
Danıştay 8. Dairesi, YÖK'ün 17 Mart 2010 tarihinde aldığı yeni katsayı kararının yürütmesinin durdurulması istemini reddetti.
29 Nisan
Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında çevre ve meteoroloji konularında işbirliğini öngören ''Ankara Deklarasyonu'' açıklandı.
4 Mayıs
Birçoğu Türkçeye de çevrilen Faslı ünlü düşünür Muhammed Abid El Cabiri hayatını kaybetti.
6 Mayıs
CHP Lideri Deniz Baykal’ı yayınlanan kaset nedeniyle görevinden istifa etti.
16 Mayıs
Bursaspor şampiyon oldu.
22 Mayıs
Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’na seçildi.
31 Mayıs
Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara Gemisi Akdeniz’de uluslararası sularda İsrail askerlerince saldırıya uğradı. 9 Türk şehit oldu. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi.
1 Haziran
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Başbakanlık'ta güvenlik toplantısı yapıldı. Başbakanlık Merkez Bina'daki toplantıya, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan katıldı.
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere düzenlediği saldırının ardından gözaltına alınan ve sınır dışı edilen 9 kişi, THY'ye ait tarifeli uçaklarla Atatürk Havalimanı'na geldi.
2 Haziran
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail ile yaşanan gerginliği değerlendirirken, ''İsrail kendisine zarar veriyor. Bu böyle kalmayacak. İsrail bu işten büyük zarar görecek'' dedi.
3 Haziran
Gazze'ye yardım götüren ve İsrail'in saldırısına uğrayan gemilerde bulunan gönüllüler ve gazetecilerden oluşan 466 yolcu ile 9 cenaze, THY'ye ait 3 uçakla İstanbul Atatürk Havalimanı'na geldi.
Anadolu Katolik Kilisesi Episkoposu Luigi Padovese, Hatay'ın İskenderun ilçesinde bıçaklanarak öldürüldü. Padovese'nin 4,5 yıldır şoförlüğünü yapan Murat Altun olayın zanlısı olarak gözaltına alındı.
4 Haziran
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısında hayatını kaybeden Cevdet Kılıçlar'ın cenazesi İstanbul'da, İbrahim Bilgen'in cenazesi Siirt'te, Ali Haydar Bengi'nin cenazesi Diyarbakır'da, Cengiz Songür'ün cenazesi İzmir'de, Fahri Yaldız'ın cenazesi Adıyaman'da, Furkan Doğan'ın cenazesi Kayseri'de, Cengiz Akyüz'ün cenazesi Hatay'da, Çetin Topçuoğlu'nun cenazesi ise Adana'da düzenlenen törenlerin ardından toprağa verildi.
ABD'de yaşamını sürdüren Fethullah Gülen'in, Gazze'ye yardım götüren gemiler yola çıkmadan önce İsrail makamlarıyla anlaşılmaya çalışılması gerektiğini açıkladı.
6 Haziran
DSP'nin 8. Olağan Kurultayında Masum Türker, yeniden genel başkanlığa seçildi.

8 Haziran
İnternet Teknolojileri Derneği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın kararıyla Google'a ait servislere kısıtlama getirildiği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.

12 Haziran
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına, Ankara Barosu Başkanı avukat Vedat Ahsen Coşar seçildi.

14 Haziran
Demokratik Sol Halk Partisi (DSHP) Genel Başkanı Rahşan Ecevit, DSHP Kurucular Kurulu'nun partiyi kapatma kararı aldığını bildirdi.
18 Haziran
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde ''Ergenekon terör örgütüne üye olmak'' suçlamasıyla yargılandığı dava ile ''görevi kötüye kullanmak'', ''evrakta sahtecilik'' ve ''imar kirliliğine neden olmak'' iddialarıyla Yargıtayda yargılandığı davanın birleştirilmesine hükmeden Yargıtay 11. Ceza Dairesi, aralarında Cihaner'in de bulunduğu 10 sanığın tahliyelerine karar verdi.
21 Haziran
Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk, bir süredir tedavi gördüğü Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesinde, ''çoklu organ yetmezliği'' nedeniyle yaşamını yitirdi.
7 Temmuz
Anayasa Mahkemesi, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna ilişkin iptal davasında, Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili bazı hükümleri iptal etti. Anayasa paketinin iptal edilen hükümler dışında referanduma götürülmesi kararlaştırıldı.
11 Temmuz
Srebrenitsa Soykırımı'nın 15. yıldönümü anma törenleri yapıldı ve töreblere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da katıldı.
15 Temmuz
Osmanlı padişahlarından 2. Abdülhamit'in torunu Osman Nami Osmanoğlu, 93 yaşında kalp yetmezliğinden yaşamını yitirdi.
16 Temmuz
TUSAŞ-TAİ tarafından tasarlanan ve ''Anka'' adı verilen insansız hava aracı, törenle basına tanıtıldı.
4 Ağustos
Açıklanan Yüksek Askeri Şura kararlarında, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına yapılan atamalar yer almadı. YAŞ'ta, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atila Işık'ın yerine 2. Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel getirildi. Kara Kuvvetleri EDOK Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu 1. Ordu Komutanlığına atanırken, EDOK Komutanlığına 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk getirildi. Orgeneralliğe yükselenlerden Korgeneral Yalçın Ataman 3. Ordu Komutanlığına, Korgeneral Servet Yörük ise 2. Ordu Komutanlığına atandı.
5 Ağustos
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'i kabul etti. Orgeneral Koşaner'in Cumhurbaşkanı Gül'ün daveti üzerine Çankaya Köşkü'ne geldiği bildirildi.
7 Ağustos
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in Genelkurmay Başkanlığına atanmasına ilişkin karar ile 1. Ordu Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu'nun Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanmasına ilişkin karar, Resmi Gazete'de yayımlandı.
16 Ağustos
Pakistan'da büyük bir sel felaketini meydana geldi.
Eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı tartışmalı kitabını yayınladı.
16 Ağustos
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KPSS'de “kopya çekildiği ve soruların çalındığı” iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı.
26 Ağustos
Rize'nin merkeze bağlı Gündoğdu beldesinde sağanak yağış sonucu meydana gelen sel ve heyelan nedeniyle 8 kişi yaşamını yitirdi, 6 kişi kayboldu.
4 Eylül
CHP’li Avcılar Belediye Başkanı CHP'li Mustafa Değirmenci bilboardlara ''Türbanı rahibe kıyafetine benzeten'' afişler astı.
12 Eylül
12 Eylül darbesini 30 yılında anayasanın 26. maddesini değiştirilmesi ile ilgili referanduma gidildi. Referandumda, yurt içi ve dışı seçmen kütüğüne kayıtlı 52 milyon 51 bin 828 kayıtlı seçmenden, 38 milyon 369 bin 99'u oy kullandı.
Katılım oranının yüzde 73.71 olduğu referandumda kullanılan oylardan, 37 milyon 644 bin 37'si ''geçerli'', 725 bin 62'si ''geçersiz'' sayıldı. Geçerli oylardan 21 milyon 787 bin 244 ''Evet'', 15 milyon 856 bin 793 de ''Hayır'' çıktı. ''Evet'' oylarının geçerli oylara oranı yüzde 57.88, ''Hayır'' oylarının geçerli oylara oranı ise yüzde 42.12 olarak belirlendi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, sandık seçmen listesinden kaydının bulunmaması nedeniyle halk oylamasında oy kullanamadı.
19 Eylül
95 yıl aradan sonra ilk kez bir günlüğüne ibadete açılan Akdamar Kilisesi'nde ayin yapıldı.
21 Eylül
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, KPSS ile ilgili iddialar konusundaki gelişmeler üzerine, başkanlık görevinden istifa etti.
22 Eylül
Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesi, Saadet Partisi'nde, Olağanüstü Kongre çağrısı yapmak üzere Mustafa Kamalak, Hasan Bitmez ve Şerafettin Kılıç'ın görevlendirilmesine karar verdi.
ÖSYM Başkanlığı için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Demir vekaleten görevlendirildi.
23 Eylül
Fransız firması tarafından üretilen ve 10 Temmuz 1996'da uzaya fırlatılan TÜRKSAT-1C uydusu, emekliye ayrıldı.
26 Eylül
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal, babasına yönelik suikast girişimiyle ilgili iddialar üzerine açılan soruşturma kapsamında İstanbul Adliyesi'nde ifade verdi.
28 Eylül
''Devrimci Karargah Örgütü'' soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Ankara'da gözaltına alındı. İstanbul'a getirilerek hakim karşısına çıkartılan Avcı, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, terör örgütü PKK'nın propagandasını yaptığı gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1 Ekim
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, genel başkanlıktan ve partisinden istifa etti.
8 Ekim
Törende, MHP'li Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Mustafa Reşat Oktay, Kusturica'nın festivale jüri üyesi olarak davet edilmesini protesto etti.
10 Ekim
Emir Kusturica, gelen sert tepkilerin ardından 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin jüri üyeliğinden çekildiğini açıkladı ve Türkiye'den ayrıldı.
11 Ekim
HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, Suna Türkoğlu, Musa Tekin, Orhan Cem Erbük, Fatma Anıl Genç, Hatice Ceyda Keyman ve Ayşe Albayrak Doğan'ın görevlerinden istifa etti.
17 Ekim
Saadet Partisi olağanüstü kongresinde Necmettin Erbakan, oy kullanan 687 delegeden 684'ünün oyuyla genel başkanlığa seçildi.
19 Ekim
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, Çankaya Köşkü'ndeki resmi karşılama törenine ilk kez başından sonuna kadar katıldı, kırmızı halıda yürüyerek, onur kıtasının önünden geçiş yaptı.
30 Ekim
Skandal yazısı nedeniyle Gazeteci Oktay Ekşi, Hürriyet Gazetesi başyazarlık görevinden istifa etti.
Mahkeme Video paylaşım sitesi Youtube'a erişim yasağının kaldırılmasına karar verildi.
2 Kasım
Saadet Partisi’nden istifa eden Numan Kurtulmuş liderliğinde HAS Parti kuruldu.
9 Kasım
Önder Sav, 10 yıldır sürdürdüğü CHP Genel Sekreterliği görevini Suheyl Batum'a devretti.
19 Kasım
NATO Füze Savunma sisteminin Türkiye’ye kurulmasına karar verildi.
22 Kasım
Kırmızı Kitap olarak ünlenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değişti.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, BM üyesi 192 ülkenin 136'sından binlerce yerel yönetimin üyesi olduğu Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatının başkanlığına seçildi.
Wikileaks 150 bin sayfadan oluşan ABD belgelerini yayınına başladı.
28 Kasım
Tarihi Haydarpaşa Garı'nda çıkan yangında garın çatısı hasar gördü.
HAS Parti 1. Olağan Kongresinde tek liste ile seçimlere giren Numan Kurtulmuş, kongrede kullanılan 210 oydan 207'sini alarak genel başkanlığa seçildi.
29 Kasım
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, Libya'da ''Kaddafi İnsan Hakları Ödülü'' verildi.
1 Aralık
İTO Başkanı Murat Yalçıntaş tahliye edildi.
3 Aralık
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) üç generalin açığa alınma işleminin yürütmesinin durdurulması oy çokluğu ile reddetti.
8 Aralık
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde gerçekleştirilen ''Türkiye'de Anayasa'' konulu konferansta, CHP Sözcüsü ve Genel Sekreter Süheyl Batum ile Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu protesto edildi. Kuzu'nun konferans salonuna girişinde öğrenciler yumurta attı.
11 Aralık
Sanatçı Ahmet Kaya, ölümünün 10'uncu yılında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen törenle anıldı. Törene Başkana’da katıldı.
İstiklal Marşı'nın, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan mali hakların konusunu oluşturamayacağına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi.
13 Aralık
“Ergenekon'' soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yönetici ve üyesi 8 sanığın, 30 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
26 Aralık
7 aylık aradan sonra Mavi Marmara gemisi İstanbul’a geldi. Uğurlandığı yerde onbin tarafından karşılandı.
30 Aralık
Cumhurbaşkanı Gül Diyarbakır’a Başbakan Erdoğan ise Rize’ye gitti.
31 Aralık
Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslümanların İslam’ın kutsalları dışında başka dinlere ait günlerin kutlanamayacağını bildirdi.
ve 2010 sona erdi.


alıntı
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2011, 14:45:30 Gönderen: hasmetvu »

Osmanlı’nın 750 yıllık kuyusu bulundu
« Yanıtla #131 : 22 Ocak 2011, 15:08:32 »



Osmanlı’nın 750 yıllık kuyusu bulundu




Bilecik’te, Osmanlı Devleti’nin ilk mescidi olan Kuyulu Mescit’in kaybolan kuyusu tekrar gün yüzüne çıkarıldı. Söğüt ilçesinde, Osmanlı Devleti’ni kuran Kayı aşiretinin Söğüt’e geldiği dönemde yaptığı ilk mescit olan Kuyulu Mescit, Osmanlı devrinde birkaç defa yıkılınca kuyusu da kayboldu. Aradan asırlar geçtikten sonra kayıp kuyu ortaya çıkarıldı. Mescidin içinde olan 7 metre derinliğindeki kuyu, çevre düzenlemesi sırasında tesadüfen bulundu. Kuyu, içi temizlendikten ve ağız kısmı onarıldıktan sonra ziyarete açıldı.
Mescide adını veren kuyunun asırlardır kayıp olduğunu belirten araştırmacı Durmuş Günsur, yaklaşık 750 yıllık mescidin ve kuyunun gelecek nesillere tarih şuuru aşılanması açısından mühim olduğunu söyledi. Mescidin girişindeki “1281 tarihinden önce yapılmıştır” ibaresine de açıklık getiren Günsur, “Bu tarih, Kayı aşiretinin beyi ve Osman Gazi’nin babası olan Ertuğrul Gazi’nin vefat tarihidir. Kuyunun ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmediğinden, Ertuğrul Gazi döneminde yapıldığını vurgulamak için bu ibare kullanılmıştır” dedi.
Mescidin orijinal halinin sadece kubbeli kısımdan oluştuğunu, adını giriş kısmındaki kuyudan aldığını belirten Günsur, zaman içinde kuyunun kaybolması ile birlikte mescide bir de giriş bölümü eklendiğini ve kayıp kuyunun bu kısmın içinde kaldığını belirterek, “Mescidin tam girişine kuyu yapılmasının iki sebebi var. Birincisi, insanların su ihtiyacını karşılamak ve abdest almalarını sağlamak. İkinci ve önemli sebebi de Rum Mahallesi’ne kurulan mescide, su alma bahanesi ile gelen gayri müslimlerin İslam’a ısındırılması, ibadetin öğretilmesidir. Yani bu stratejik bir kuyudur. Bu kuyu zaman içinde bakımsızlıktan kaybolmuş. Daha sonra kuyunun bulunduğu kısmın üzerine ek bir mescide giriş bölümü yaptırılmış ve dolayısıyla şu anda kuyu mescidin içinde kalmış. Kuyulu mescidin restore edilmesi, kuyusunun bulunması ve çevre düzenlemesinin yapılması, bu önemli eserin gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. Mescidin yaklaşık 750 yıl önce yapıldığının ve bu zaman zarfında birkaç defa yıkılıp yeniden inşa edildiğini anlatan Günsur, “Mescidi, Osmanlı döneminde en son II. Abdülhamit Han yaptırmış. Cumhuriyet döneminde de en son birkaç yıl önce restore edilip bu hale getirildi. Şimdi de çevre düzenlemesi devam ediyor. Bu çalışmaları yapan eski Söğüt Kaymakamı Mustafa Ünaldı’ya ve şimdiki Belediye Başkanı Osman Güneş’e teşekkür ediyoruz” açıklamasında bulundu.


alıntı

« Son Düzenleme: 22 Ocak 2011, 15:13:07 Gönderen: hasmetvu »

Süleymaniye'nin bir sırrı daha
« Yanıtla #132 : 28 Ocak 2011, 14:40:55 »



Mimar Sinan'ın kalfalık eseri Süleymaniye'de bulunan devekuşu yumurtalarının üzerinde yaklaşık 400 yıl önce yapılmış işlemeler bulundu.

Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında dönemin başmimarı Mimar Sinan'a yaptırılan Süleymaniye Camii'yle ilgili ilginç bir detay daha ortaya çıktı.

Mimar Sinan'ın keşfi olduğu tahmin edilen buluşa göre caminin bazı noktalarına devekuşu yumurtaları konuyor. Örümceklerin ağ örmesini engellemek için yaklaşık 400 yıl önce yerleştirilen bu yumurtaların üzerinde muhteşem bir çizim olduğu ortaya çıktı.
Süleymaniye Camii'nin onarımı sırasında yerlerinden alınan yumurtaların üzerindeki tozu alan uzmanlar, yumurtaların dönemin geleneklerine göre nakşedildiğini gördü. Renkli çizimleri görenler gözlerine inanamadı. Yaklaşık 400 yıl önce yapılmış işlemelerin günümüze kadar devekuşu yumurtasının üzerinde hiç bozulmadan gelmesi herkesi şaşırttı.

İşte o yumurtaların üzerindeki işlemelerden bazıları:







   Dünya Bülteni

Süleymaniye'nin müthiş sırrı
« Yanıtla #133 : 28 Ocak 2011, 14:44:39 »

Süleymaniye'nin müthiş sırrı


Osmanlı'ya ve Kanuni'ye hakaretin bini bir para olduğu şu günlerde cihan padişahındaki idraka bakın;




Rivayet olunur ki bir kutlu gecede, Kanuni Sultan Süleyman, rüyasında Resulullah efendimizi görür. Sultan Süleyman, peygamber efendimizi takip ederek bugün Süleymaniye'nin inşa edilmiş olduğu yaklaşık yetmiş dönümlük arazinin bulunduğu çok güzel manzaralı tepeye gelirler. Bu tepe, hem Haliç'i hem de Boğaziçi'ni mükemmel bir açıdan görür.

Peygamber Efendimiz, Sultan Süleyman'a;

“Mihrabı buraya, minberi buraya olsun” der.

Kanuni Sultan Süleyman kutlu rüyadan uyanır, şükürler eder. Mimar Sinan'ı çağırtır. Hiçbir açıklama yapmadan büyük bir heyecan ile rüyada gördüğü yere götürür:

“Buraya bir cami bir de külliye yapacağız.” diye sözlerine başladığında, Mimar Sinan söze karışır:

“ Sultanım, mihrabı burada, minberi burada olsun…”

Sultan Süleyman şaşırır:

“ Sinan sen bu işten haberli gibisin.” der.

Mimar Sinan cevap verir:

“ Sultanım dünkü rüyanızda ben de bir adım gerinizde geliyor idim…”

Temele İlk Taşı Şeyhülislam Ebussuud Efendi Koydu…

Yüzyılın tam ortasında, 13 Haziran 1550 günü padişahın isteğiyle Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin mihrab duvarına ilk temel taşını koymasıyla inşaat başladı. Cami o günlerin en büyük külliyesiyle birlikte tasarlanmış, Fatih Külliyesi'nden sonra bir bakıma devrin en büyük üniversitesinin merkezi olarak planlanmıştır. Etrafındaki binalar camiyi örtmediği gibi, araziye uygun yayılan küçük bir şehir görünümündeydi.

Türklerin en büyük hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman'ın adıyla anılan “Süleymaniye Camii” ihtişam ve zarâfet yönünden yalnız Türk mimarîsinin değil, bütün dünya mimarîsinin de en seçkin eserlerinden biridir. Pek çok mimarlık tarihçisi de bu kanaattedir. Ayrıca Mimar Sinan, caminin ve külliyenin inşaatında bugün bilinen deprem mühendisliği tekniklerini yerine getirmiştir.

Klasik Osmanlı mimarîsinin en önemli eserlerinden biri olan Süleymaniye Camii, her şeyden önce İstanbul'un siluetine yeni yükseltiler getiren ve bu siluetiyle şehrin değişik semtlerinden fark edilen bir yapıdır.

Mimar Sinan, bu caminin yerini tespit ederken büyük bir şehirci olduğunu da göstermiştir. Cami yapıldığında, Sultan Ahmed Camii, Bayezıd Kulesi, Eminönü Yeni Camii ve Nuruosmaniye Camii mevcut değildi. Bu durumda, Pera, Galata, Haliç'ten bakıldığında siluete en hâkim yapı o idi. Boğaziçi, Tophane, Üsküdar ve Adalar'dan bakan bir kimse Ayasofya'nın tek rakibi olarak onu görüyordu.

Bugünkü ölçülere göre bile oldukça hızlı ilerleyen inşaat, gerek projenin büyüklüğü, gerekse Mimar Sinan'ın başka inşaatlarla da ilgilenmek mecburiyetinde olmasından dolayı, inşaatı takip edenlerce zaman zaman duraklıyor gibi anlaşılıyordu. Mimar Sinan'ın rakipleri ve her devirde rastlanan entrikacı tipler yüzünden, padişahta da böyle bir intiba uyandırılmıştı.

İki Ayda Biter Padişahım!

Nihayet bir gün Mimar Sinan'ın inşaatla meşgul olduğu bir sırada padişah çıkageldi. Mimar Sinan bu olayı şöyle anlatır:

Bir gün , caminin minber ve mihrabının yapılmasıyla meşgul olurken, padişah geldi. Binanın süratli yapılmadığına hiddetlendiler. Ben de:

“ İki ayda tamam olur.” dedim.

Padişah, orada hazır olan ağaları şahit tutup:

“ Hele iki ayda tamam olmaz ise seninle görüşürüz!” dedi.

Saraya gidince de Haznedar başı ve sâir ağalara buyurmuşlar ki:

“ Mimarın aklını kaçırdığı belli oldu. Hiç iki ayda bu kadar iş yapılır mı? Herif, başı korkusundan aklını kaçırdı, çağırıp siz de sual ediniz.” demiş.

Beni çağırdılar, doğruca saraya gittim, sordular, orada da iki ayda biteceğini söyledim. Gece gündüz durmadan çalışıldı. Yine bir gün padişah gelerek:

“ Sözünde kararlı mısın?” dedi.

“ Evet ” dedim.

Açılışı Sinan yaptı…

Cami 15 Ekim 1557 günü tamamlandı. İnşaat yedi yıl sürdü. Mimar Sinan bu olayı şöyle anlatıyor:

“İki ay tamam olunca bina da tamam oldu. Anahtarını padişahın mübarek ellerine verdim ve dua edip el kavuşturup durdum.” Padişah da:

“ Bu bina eylediğin beytullahı yine senin açman evlâdır.” dedi, dua ve senâ edip anahtarı verince:

“ Ya Fettah!..” deyip açtım.

Mücevherat Harca Karıştırıldı!

İnşaat sırasında özellikle temel hazırlığı gibi teknik sebeplerden dolayı, uzun bir süre, bir türlü göze görünür ve herkesin anlayacağı duruma gelemeyen Süleymaniye için, İran'da da dedikodular çıkmıştır. Bu durumu, parasızlıktan iş gecikiyor intibası vererek kaşımak isteyen İran şahı Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman'a -özellikle sultanı incitecek şekilde- para yardımı niyetiyle bir sandık mücevher gönderir.

Koca Sultan Süleyman durur mu? Tabii olarak hediyeyi iâde etmek nezaketsizliği göstermez. Tahmasb'tan gelen bütün mücevherleri kırdırıp ezdirir ve o sırada yapımı devam etmekte olan kıble istikametindeki sol uzun minarenin harcına kattırır. Güneşi arkadan aldığı zaman pırıl pırıl parlayan bu minareye bunun için “cevahir (mücevher) minaresi” denilmiştir.

Haç da Hak Ettiği Yerde!

Yine Süleymaniye Külliyesi'nin yapımı sırasında “İslam dünyası yine bir şaheseri ortaya çıkarıyor” haberleri ile telaş içine düşen Vatikan bir mermer blok içerisine dışarıdan belli olmayacak şekilde “Haç” döktürür ve Sultan Süleyman'a “Mâbedinizin minberi için hediyemizdir.” diye gönderir.

Sultan Süleyman bu hediyenin istihbaratını almış ve Mimar Sinan'a bloku ortadan kestirip “Haç”ı ortaya çıkartmıştır. İki parça olan mermer ve haçlar yine iki adet olan ve dış avludan iç avluya geçen kapıların girişinde yere yerleştirilmiştir. Böylelikle bundan böyle avluya girecek olanlar “Haç”ı çiğneyip girecektir. Daha sonra Vatikan'a haber yollanmıştır:

“Hediyenizi aldık, kabul ettik, doğru yere yerleştirdik.”

Bugün yerlerdeki haç, iyice aşındığı için çok zor ve ancak çok yakından seçilebiliyor, ama blok hâlâ yerinde…


Kaynak: Sinan ve Çağı - Selçuk Mülayim

alıntı

ilk küresel soğutmayı Cengiz han yapmış!
« Yanıtla #134 : 29 Ocak 2011, 18:32:06 »



ABD'deki Carnegie Enstitüsü Küresel İklim Bölümü'nün tarih boyunca önemli olayların iklime etkisinin incelendiği araştırmasına göre, Cengiz Han'ın Moğol istilasının, insan eliyle iklim değişikliğine yol açan tek kültür olduğu ortaya çıktı.



13. ve 14. yüzyıllardaki Cengiz Han'ın Moğol istilasının, insan eliyle iklim değişikliğine yol açan tek kültür olduğu ortaya çıktı.
ABD'deki Carnegie Enstitüsü Küresel İklim Bölümü'nün tarih boyunca önemli olayların iklime etkisinin incelendiği araştırmasına göre, modern çağın iklim değişikliğinin tersine, Moğol istilası yerküreyi soğuttu ve 700 milyon ton civarında karbonu atmosferden temizledi.
Tarihin en zalim hükümdarlarından biri olan Cengiz Han'ın böyle iyi bir çevre karnesi almasının ardındaki gerçek ise bugünün çevrecilerini biraz rahatsız edebilir.
Moğol İmparatorluğunun dünyanın yüzde 22'sini fethettiği 1,5 yüzyıl boyunca, Cengiz Han'ın at üstündeki istilacı göçebelerinin 40 milyon insanı öldürdüğü tahmin ediliyor.
Araştırmaya göre, böylesine geniş bir bölgede nüfusun azalması sürülmeyen tarlaların ormana dönüşmesine neden oldu. Diğer bir tarifle, Cengiz Han'ın amansız istilası dünyada büyük bir alanda ormanların yeniden yayılmasına ve bu yeni ormanların da atmosferden daha fazla karbon temizlemesine yol açtı.
Avrupa'daki veba salgını ve Çin'deki Ming Hanedanının yıkılışı gibi olaylarda da ormanların yeniden büyüdüğünü tespit eden araştırmacılar, Moğol istilasının bu çevreci yönüyle atmosferden temizlediği 700 milyon ton karbon, bugünkü küresel benzin tüketimiyle üretilen karbon miktarına denk geliyor.
AA

"Harem Osmanlı cemiyetine kadın yetiştirmiştir"
« Yanıtla #135 : 07 Şubat 2011, 14:36:36 »

"Harem Osmanlı cemiyetine kadın yetiştirmiştir"

İlber Ortaylı, Aya İrini Kilisesi'nde düzenlenen 'Muhteşem Kanuni Asrı Sempozyumu'nda konuştu




Fatih Belediyesi öncülüğünde Aya İrini Kilisesi'nde düzenlenen "Muhteşem Kanuni Asrı Sempozyumu"nda konuşan Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türk sinemasının tarihi filmleri çevirirken birtakım bilgileri doğru edinmek düzeyinde olmadığını söyledi. Ortaylı, "Sinemamızda eskilerin yetişmesini beklemek mümkün değildir. Bu sadece sinemacılarımızın yeteneği ve bilgi birikimlerinin değil, doğrudan doğruya Türk tarihinin, merasimleri ve adetleri tanımayan, günlük hayatı sarayda ve dışarıda henüz tespit edemeyen Türk tarihçiliğinin kabahatidir" diye konuştu.
''Muhteşem Süleyman ve Avrupa'' konulu konuşma yapan Ortaylı, Osmanlı'nın siyasi yapısını, askeri yapısını, dünyayı değiştiren fiziki yapısını uzun Kanuni asrına borçlu olduğunu belirtti.

'TOPKAPI ARŞİVLERİ OLMAZSA AVRUPALI HİÇBİR DEVLETİN TARİHİ YAZILAMAZ'

Osmanlı'nın 46 yıl içinde bir medeniyet haline geldiğini vurgulayan Ortaylı, "Eğer Topkapı'nın arşivleri olmasa, eğer Türk imparatorluğunun kalıntıları olmasa bugün Avrupa'nın hiçbir devletinin tarihi yazılamaz. Bu bize kuru bir iftihar ve gururdan çok büyük bir mesuliyet gerektirmektedir. Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih, asırların her arşivi Türklerin birinci derecede korumakla mükellef oldukları kalıntılardır. Bunlara gereken ihtimamı göstermezsek, sadece kendimizin değil, bütün yakın doğunun ve Avrupanın tarihine en büyük zararı vermiş oluruz" dedi.

'TÜRK SİNEMASI DOĞRU BİLGİ EDİNEMİYOR'

Türk sinemasının tarihi filmleri çevirirken birtakım bilgileri doğru edinme düzeyinde olmadığını söyleyen Ortaylı, "Sinemamızda eskilerin yetişmesini beklemek mümkün değildir. Bu sadece sinemacılarımızın yeteneği ve bilgi birikimlerinin değil, doğrudan doğruya Türk tarihinin Türk sanat tarihçiliğinin, merasimleri tanımayan, adetleri tanımayan, günlük hayatı sarayda ve dışarıda henüz tespit edemeyen Türk tarihçiliğinin de kabahatidir" diye konuştu.

Dönemin gerçeklerini anlatan tarihi kaynakların çoğunluğunun yabancılara ait olduğunu vurgulayan Ortaylı, "Büyük padişahlarımızı Harem'e kapattılar diyerek gürültü çıkartmanın bir anlamı yok. Harem büyük bir müessesedir. Sizin bildiğiniz gibi Harem değildir. Harem ön planda padişahın evidir. Harem Osmanlı cemiyetine kadın yetiştiren önemli bir kurumdur. Oradan çıkan kadınların çok azı padişahın karısı olmuştur. Onların çoğu devlet adamları için yetişen kadınlardır. Bu nedenle Harem'de önemli ve büyük bir eğitim veriliyor" dedi.

'HAREM'İ KİMSEYE TAVSİYE ETMEM'

"Muhteşem Yüzyıl" dizisindeki gibi harem ağalarının elinde kırbaçla Harem'e girmediğinin altını çizen Ortaylı, şöyle konuştu: "Harem'in inzibatı kalfalara ait. Mesela dizide padişah kadının yanağından öpüyor. Hiç gördünüz mü? Kendilerine göre tarih yazıyorlar. Buna etiket tarihi denir. Bunu tespit edebilmek için minyatür uzmanı olmak gerekir. Filmciler ezbere konuşuyor. Harem'de çok katı bir disiplin var. Harem'i kimseye tavsiye etmem. Zaman makinesiyle eskiye gitsem medresede yetişmeyi tercih ederdim."
Konuşmasında Kanuni'nin yaptığı eserlere de değinen Ortaylı şöyle konuştu:
"Keşke bu film için gösterilen hassasiyeti Süleymaniye Camisi için de gösterebilseydik. Belediye burada bir çalışma yapıyor. Ancak onları bu konuda yalnız bıraktık. Caminin tadilatını yakından görmedik. Hemşeri kitlesi belediyeye bir destek vermedi."

'ELEŞTİRENLER DAHA İYİSİNİ YAPMALI'

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili ise, sempozyumun "Muhteşem Yüzyıl" dizisinden esinlenerek düzenlendiğini söyleyerek, "Olaya pozitif yönden bakmamız gerekli. Dizi başladıktan sonra çok eleştirildi. Bu da dizinin çok seyredilmesine sebep oldu. Tepkiler tabii ki olacak. Bu olay şunu ortaya koymalı; daha iyisini eleştirenler yapmalı. Madem eleştiriyoruz, katılmadığımız hususlar var, Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan bu değilse, harem dediğimiz eğitim kurumu sadece entrikalardan ibaret değilse, bunu böyle düşünenler daha büyük bir yapımla Kanuni'nin muhteşem dönemini ortaya koymalı" dedi.

Osmanlı'nın çok zengin bir yapıya sahip olduğunu belirten Bilgili, "Önemli olan bunların tarihi gerçeklere uygun düşmesi. Ancak benim üzüldüğüm bir şey var. Kanuni'nin bu muhteşem dönemini sadece diziden öğrenenler Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan, Valide Sultan denince akla dizideki rol gelecek. Biz biliyoruz ki gerek Kanuni Sultan Süleyman, gerek Valide Sultan, Hürrem Sultan ve harem sadece bunlardan ibaret değil. Asıl yapılacak icraat bundan daha iyisini ortaya koymaktır" diye konuştu.

http://www.tarihbilinci.com

Aztek Güneş Takvimi
« Yanıtla #136 : 09 Şubat 2011, 17:42:17 »



İnsanlık tarihine ışık tutan arkeolojik buluntular içinde önemli bir yere sahip Aztek Takvimi, yok edilmiş bir uygarlığın bilimde vardığı şaşırtıcı noktaları işaret etmesi açısından çok çarpıcı.

Günümüzde Meksika’nın başkentindeki Ulusal Antropoloji Müzesi’nde sergilenen Aztek Takvimi anıtı, 15. yüzyılda yapılmış 25 ton ağırlığında, 3.7 metre çapında dev bir yapıt. Monolit, Aztek kültürülünde Cuauhxicalli Kartal Kasesi olarak adlandırılmış ama günümüzde Aztek Takvimi ya da Güneş Taşı olarak biliniyor. Avrupa’da astronomi bilimi daha tam gelişmemişken, Aztekler hassas hesaplara dayanan bu takvimi, günlük hayatlarında kullanıyorlardı.
Anıt, VI. Aztek hanedanının hüküm sürdüğü 1479 yılında inşaa edilmiş ve Aztekler’in baş tanrısı Güneş’e adanmış. Anıtın hem mitolojik, hem de astronomik değeri bulunuyor. Aztek Takvimi, Mexico City’nin meydanı olan Zocalo’dan 17 Aralık 1760’ta çıkarıldı. Bulunduğunda toprağın derinliklerinde gömülüydü. Anıt, Metropolitan Katedrali’nin Batı kulesinin duvarına monte edildi ve 1885 yılına dek orada kaldı. Daha sonra Cumhurbaşkanı Porfirio Diaz’ın emriyle Ulusal Arkeoloji ve Tarih Müzesi taşındı.

GÜNLERİ VE YILLARI SAYMAK

Aztek Takvimi, temel olarak Mayalar’ınkine benziyor. Mayalar’ınkine benzer olarak 1’den 13’e dek numaralandırılan bir döngüde tekrar eden 20 tane gün adı var. Aztek Takvimi 365 günlük (20’şer günlük 18 ay, artı 5 uğursuz gün) bir güneş takvimi ile 260 günlük (20’şer günlük 13 devre) bir dinsel yıldan oluşuyor. Birbirine koşut giden bu iki yıl döngüsü, 52 yıllık daha büyük bir döngünün parçası. Taşın tam ortasında Aztek Güneş Tanrısı Tonaiuth’un yüzü bulunuyor. Bu yüzün çevresinde de tanrının önceki cisimleşmiş biçimlerini yansıtan ve dünyanın dört eski çağını simgeleyen kare biçimindeki dört pano var. Bunları da Aztek ayının 20 gününü simgeleyen işaretler çevreliyor.
Aztekler Mayalar’a göre daha ilkel bir numaralandırma sistemi kullanıyorlardı ve tarihleri kaydetmek de de daha az özenliydiler. Yıl içinde tekrarlanan olayları da farklı biçimlerde kaydediyorlardı. Ancak takvime göre işaretlenen bazı tarihler incelendiğinde, Miladî Takvim ile taşıdığı benzerlikler de göze çarpıyor. Meksikalılar, peridyodik kiyametleri ve dünyanın yeniden yaratılışına inanıyorlardı. Dünyanın çeşitli doğal afetlerle yok olacağını belirtiyorlardı.
Aztek takviminde iki farklı zaman birimi var: Tonalpohualli ve xiuhpohualli. Her iki sisteminde farklı amaçları var. Tonalpohualli “günleri saymaya yarayan” bir sistem. Maya kenti Copan’daki belirli bir noktaya her 260 günde bir güneş vurduğunu gözlemleyen insanların bulgularına dayanıyor. Bu nedenle ilk sistem, 260 günlük bir döngüye (yıl) sahip. Bu 260 gün, 20 periyoda bölünmüş duruma ve her periyotta 13 gün bulunuyor. Bu periyotlara da trecena adı veriliyor ve hiyeroglif bir simge ile tanınıyor. Aztekler bu takvimi dini amaçlarla kullandılar. Aztek rahipleri takvimi ev inşaası, hasat zamanı gibi işlerin düzenlenmesi amacıyla işaretliyorlardı.
Xiuhpohualli ise “yılları saymaya yarayan” bir sistem. Bu takvim 365 günden oluşuyor. Aztek devletinin tarım ve törenler için kullandığı resmi takvim de bu. 18 aya bölünen bu takvimde, her ay 20 günden oluşuyor. Aylara veintenas adı veriliyor. Haftalar ise 5 gün sürüyor. Arada belirsiz bir 5 günlük süre var. “Nemontemi” adı verilen bu 5 günlük süre, eski yıl ve yeni yıl arasında bir dönem. Bu dönemde festivaller düzenleniyordu. İnsanlar en iyi giysilerini giyiyor, dans ediyor, şarkı söylüyordu. Rahipler kurban törenleri düzenliyorlardı.
Her 52 yılda bir Tonalpohualli ve Xiuhpohualli takvimleri kesişiyor. Bu da Mezo-Amerikalılar için “yüzyıl” anlamına geliyor. Bu dönemde 12 günlük bir festival düzenleniyor.

GİZEMLİ GELİŞMELER

İnsanlık, zamanı ölçmek genel olarak güneşi kullanmış. Farklı yerlerde, farklı dönemlerde gelişen kültürlerde hep bunun izleri bulunuyor. Arkeolojik bulgular, bize insanlık tarihinin ilginç gerçeklerini gösteriyor. Aztekler’in dışında, Maya, Tibet, Afrika ve İbrani kültürlerinde de benzer takvim düzenleri var.
15, yüzyıl Aztekler için parlak bir dönemdi. Uygarlıkları kültürde ileri noktalara ulaşmıştı. Avrupa’da Astronomi biliminin temelleri henüz yeni atılırken, onlar gelişmiş takvimleri ve gözlemleriyle dikkat çekiyorlardı. Matematikte, mimaride ve tekstilde çok gelişmişlerdi. Aztek topraklarında her biri birer mimari ve mühendislik dehasını gösteren piramitler kuruluyordu.
Aztekler’in ilginç gelişimi konusunda bugüne dek pek çok farklı görüş ileri sürüldü. Bir kısım araştırmacı, bu uygarlığı uzaydan gelen ziyaretçilerle, bir kısmı da mucizelerde bağdaştırdılar. Ancak eldeki buluntular bize hala Aztekler’in o dönemde nasıl bu kadar gelişmiş bir medeniyet yaratabildiğini, hangi evrelerden geçerek Aztek Takvimi gibi bir yapıtı ortaya çıkarabildiklerini tam olarak açıklayamıyor.

http://www.tarihim.org

Patara Meclis Binası Açığa Çıkarılıyor...
« Yanıtla #137 : 16 Şubat 2011, 08:36:59 »



“Eğer mükemmel bir konfederasyon cumhuriyet örneği vermem gerekse Lykia’yı gösteririm”.Montesquieu, De L’Esprit des Lois (1748)



 

Bu saptama, ABD’nin 1787 yılında kabul edilen Birleşik Devletler Anayasası’nın biçimlendirilişinde etkili olmuştur.1776 tarihli tutanakların 1081. yaprağında bu olgu, “Montesquieu’ye göre Likya Konfederasyonu <the best that ever was made>”olarak öne çıkarılır.





Likya Birliği’nin gelişim süreci  ve genel özellikleri kısaca şöyledir:

Antik çağlarda, bugün “Teke Yarımadası” olarak bilinen Antalya ile Fethiye körfezleri arasındaki yarımadada yurtlanan Likyalılar’ın, Hitit metinlerinde Lukkalılar olarak adlandırıldıkları ve İ.Ö. 2. binyıl gibi erken bir zamanda güçlü bir ulusal bilince sahip oldukları bilinmektedir. Luwiler’le akraba bu Anadolu halkında “Birlik” kavramı, daha İ.Ö. 15. yüzyıl sonlarında Anadolu halklarının Hititler’e karşı kurduğu Assuwa Konfederasyonu’na girişle vardır. Kadeş’te Mısırlılar’a karşı Hititler’in yanında olmaları, Homeros’un İlyada Destanı’nda Akha Hellenleri’ne karşı Troyalılar’ın yardımına koşmaları, bu bilincin “Anadolu bütünlüğüne” genişleyen somut göstergesidir. İ.Ö. 540 dolaylarında Perslere karşı direnemeyeceklerini görerek, eli silah tutamayan halkını Ksanthos Kalesi’nde toplayıp ateşe verdikleri ve askerlerin son kişiye kadar çarpışarak özgürlük uğruna benzersiz bir kahramanlık destanı yazdıkları Herodot’tan okunur. Bunun kendilerini birliğe taşıyan ulusal dayanışma bilincine dönüşmesi, İ.Ö. 5. yüzyılda Pers ve Atina egemenliğini içlerine sindiremeyişle ve salt bazı kentlerin kendi aralarında birleşmesi biçiminde sürer; Atinalı İsokrates’in İ.Ö. 4. yüzyıl başlarında, “Likyalılara hiçbir zaman hiçbir kimse bey olamadı” demesi de bundandır.



Likyalıların erken tarihlerde Anadolu halklarıyla ve kendi aralarında birleşerek sergiledikleri bu ulusal bilinç, İ.Ö. 2. yüzyılın ilk yarısında resmen kurumsallaşmıştır. Ve sonuçta, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının demokratik bir yasa çerçevesi içinde oylama esaslı seçimle yönetilmelerine dayanan ‘Likya Birliği’ kurulmuştur. Çünkü İ.Ö. 187-168 arası süreçte Rhodos’a karşı bağımsızlığı hedefleyen başkaldırı ve ayaklanmalarda tüm ülkeyi saran birlik ve beraberlik ruhu doruğa ulaşmıştır. İ.Ö. 168/67 yılında kazanılan özgürlüğün ardından da bu tarihsel karara varılmıştır. Çağdaş batı yönetimlerine örnek olan bu “birlik” anayasası antik dünyada tektir. İ.Ö. 507’de kurulan ve sözde batı dünyasının ilk demokratik hareketi olan seçmeci ve ayrıcalıkçı Atina Demokrasisi yanında, çoğulcu yapısı ve hakça yönetim biçimiyle gerçek anlamda uygulanan ilk demokrasi olma önemiyle farklıdır. Bu nedenle de Montesquieu’yü çok etkilemiş, 1748’de basılan ‘De L’Esprit des Lois’ kitabında ünlü Fransız tarihçisi ve filozofu bu yasayı demokrasi bağlamında, “antik dünyanın en mükemmeli” sözleriyle övmüştür. Ve 1787’de Amerika Birleşik Devletler Anayasası’nın biçimlenişinde, özellikle Alexander Hamilton ve James Madison’un konuşmalarıyla,  çağdaş bir model öneminde baş etken olmuştur.



Likya Birliği antik çağlarda bilinen ilk ve tek birlik değildir, öncesinde İ.Ö. 8. yüzyılda Anadolu’da “İyon Birliği” ve ardından Yunanistan’da çok sayıda yerel birlikler kurulmuştur. Bunların çoğunda, Akha, Teselya ve Makedonya birlikleri gibi, farklı etnik gruplar bir araya gelmişler ve bir birlik oluşturmuşlardır. Likya Birliğini bunlardan ayıran en önemli ve belirleyici fark, “ulusal” olmasıdır; çünkü birliği oluşturan kentlerin aynı soydan halklar olarak ortak bir tarihi geçmişi ve kültürü vardır. Tarih boyu ödünsüzce sahiplendiği özgürlük uğruna, en son Rodos’a karşı kazanılan bir bağımsızlık savaşı sonucunda kurulmuş bir ”Cumhuriyet’ gibi algılanmalıdır. Devlet yapısı, antik çağ birlikleri arasında en demokratik olanıdır; çünkü Yunanistan birliklerinin milletvekilleri ve meclis başkanları genelde asker kökenli iken, Likya’da yöneticiler ve milletvekilleri daha çok sivillerden oluşmaktaydı. Atina demokrasisinde başkanlar “ömür boyu” o görevde kalma hakkına sahipken, Likya’da başkanlar bir yıllığına ve her seferinde bir başka kentten seçilmekteydi. Ve de antik çağ birliklerinin hiç birinde kadın üye bulunmazken, Likya Birliği’nde kadınlar olasılıkla meclis başkanı seçilebilmekteydi.

Patara Meclis Binası açığa çıkarılıyor

Birliğin bir Meclisi vardır; üyeler burada toplanır, kararlar burada alınır. Ve her yıl için bir Lykiarkh seçilir. Lykiarkh birliğin ve meclisin başkanıdır. Görevi, toplantıları yönetmek ve alınan kararların uygulanmasını sağlamaktır; aynı zamanda Arkhiereus sanıyla anılan baş rahiptir. Meclis ayrıca atlı birlikler için bir birlik komutanı, deniz filosu için bir amiral, birlik sekreteri ve birlik hazinesinin denetiminden sorumlu bir haznedar seçer; kentlerin önemiyle orantılı olarak ortak mahkemeler kurar, hakimler atar. Mahkeme, kentlerin kendi arasındaki ya da kentlerle birlik arasındaki davalarda karar verir. Ve Meclis, savaş ve barış, birlik anlaşmaları konusunda karar almada yetkilidir. Birlik kentleri, üzerinde Apollon ve Artemis’in başlarının betimlendiği, belirli ağırlıkta ortak sikke basar. Birlik üyeliği, yurttaşlarına da kişisel çıkarlar sağlar. Her Likyalı bir başka birlik kentinde mülk edinebilir, ticaret yapabilir ve başka kentten evlenebilir. Birliğe üye şehirlerin ayrıca yerel meclisleri de bulunmaktaydı. Ancak bu meclisler, sadece ait oldukları kentlerin yönetimlerinden sorumluydu.

alıntı
« Son Düzenleme: 16 Şubat 2011, 08:48:43 Gönderen: hasmetvu »

Kayıp Osmanlı hazinesi Bulundu...
« Yanıtla #138 : 16 Şubat 2011, 08:53:45 »



Kayıp Osmanlı hazinesi İngiltere'nin Leeds kentinde ortaya çıktı


Bugüne kadar bilinmeyen tarihi eserlerin İngiltere’nin Leeds şehri Kraliyet Askeri Müzesi’nde sergilenlediği ortaya çıktı.

Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait altın ve gümüşten yapılmış kılıç, tüfek, miğfer ve zırhlı askeri kıyafetlerinden oluşan kayıp hazinenin izini süren DHA muhabirleri, bugüne kadar bilinmeyen tarihi eserlerin İngiltere’nin Leeds şehri Kraliyet Askeri Müzesi’nde sergilenlediğini ortaya çıkardı.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı ve Leeds Belediyesi’nin davetlisi olarak Leeds şehrini ziyaret eden DHA Muhabirleri, şehir merkezi yakınlarındaki Clarence Dock semtinde bulunan ‘Kraliyet Silah Müzesi’de (Royal Armouries Museum) sergilenen Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait altın ve gümüşten yapılmış kılıç, tüfek, top, miğfer ve zırhlı askeri kıyafetleri görüntüledi.

ALTIN VE GÜMÜŞ YAPIMI MİĞFER

Müzede sergilenen eserler arasında altın ve gümüş yapımı ‘Miğfer’ dikkatleri çekiyor. 14 ve 15’inci yüzyılları arasında giyilen Akkoyunlular dönemine ait miğfer, ziyaretçilerin yoğun ilgisini görüyor.

ÇAKMAKLI TÜFEK

14. yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanan tüfek, ilk zamanlar ağızdan doldurulan, yivsiz ve ağır bir yapıya sahipti. Ateşleme dışarıdan yapılıyordu. Bu sebeple ancak savunmada kullanılabilmekteydi. Zamanla hem savunmada, hem de taarruzda kullanılmaya başlandı. Dışarıdan ateşlemenin mahzurlarını gidermek için birbirine çarpan iki demirin çıkardığı kıvılcımla ateşlenen çakmaklı tüfekler yapıldı. Osmanlı dönemine ait Bu tüfeklerden biri de ‘Çakmaklı Tüfek’ adıyla yine bu müzede yer alıyor.

1996 yılında hizmete açılan ve ücretsiz gezilebilen Kraliyet Askeri Müzesi’nde, İsa’dan önce ve sonrası dönemleri kapsayan Pers, Ain Jalut, Crecy Savaşları’na katılan şövalye ve askerlere ait malzemelerde sergileniyor.

alıntı

Müze ve Ören Yeri Ziyaretçisi Arttı
« Yanıtla #139 : 22 Şubat 2011, 07:55:02 »

Müze ve Ören Yeri Ziyaretçisi Arttı



Müze ve Ören Yeri Ziyaretçisi ArttıKültür ve Turizm Bakanlığına Bağlı Müze ve Ören Yerlerini 2010'da Ziyaret Edenlerin Sayısı Bir Önceki Yıla Göre Yüzde 22 Artış Göstererek 25 Milyon 854 Bin 324 Kişi Oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve Ören yerlerini 2010'da ziyaret edenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 22 artış göstererek 25 milyon 854 bin 324 kişi oldu.

Geçtiğimiz yıl en fazla ziyaretçiyi Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi,Efes Örenyeri ve Mevlana Müzesi aldı. İl bazında en çok ziyaretçi İstanbul'daki müze ve Ören yerlerine gelirken, bu ili İzmir ve Antalya izledi.

Kütür ve Turizm Bakanlığı'nı verilerinden derlenen bilgilere göre, Bakanlığın müze ve Ören yeri ziyaretçi hizmetlerini iyileştirmek için yürüttüğü projeler sonuç verdi.

Bu kapsamda 2010 yılında müze ve Ören yeri ziyaretçi sayısında önemli artış oldu.

Bakanlığa bağlı müze ve örenlerini 2010'da ziyaret edenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 22 artış gösterdi. Geçtiğimiz yıl 25 milyon 854 bin 342 kişi müze ve yeri gezdi.

EN ÇOK ZİYARETÇİYİ TOPKAPI SARAYI AĞIRLADI

Verilere göre, 2010 yılında en fazla ziyaretçiyi sırasıyla Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi, Efes Ören yeri ve Mevlana Müzesi aldı.

Topkapı Sarayı Müzesi'ni (Harem Dairesi ile birlikte) 3 milyon 574 bin 485 kişi gezdi.

En çok ziyaretçi alan ilk 10 müze ve Ören yeri şöyle sıralandı:

Topkapı Sarayı Müzesi: 2 milyon 995 bin 708

Ayasofya Müzesi: 2 milyon 733 bin 852

Efes Öreyeri: 1 milyon 845 bin 447

Mevlana Müzesi: 1 milyon 670 bin 651

Pamukkale Hierapolis Örenyeri: 1 milyon 448 bin 194

Göreme Açık Hava Müzesi: 778 bin 10

Topkapı Sarayı-Harem Dairesi: 578 bin 777

Noel Baba Müzesi: 445 bin 346

Kaymakla Yer altı Şehri: 431 bin 62

Myra Ören yeri: 426 bin 392

İstanbul İLK SIRADA

Müze ve ziyaretçi sayısında il bazında en çok ziyaretçi İstanbul'a gelirken, bu ili İzmir ve Antalya izledi.

Diğer illerin ziyaretçi sayıları ise şöyle oldu:

İstanbul: 7 milyon 361 bin 104

İzmir : 3 milyon 149 bin 718

Antalya:3 milyon 12 bin 480

Nevşehir : 2 milyon 89 bin 46

Konya: 1 milyon 873 bin 117

Denizli: 1 milyon 672 bin 898

Muğla : 762 bin 110

Ankara: 739 bin 825

Aydın: 521 bin 422

Çanakkale: 512 bin 71

70 NİTELİKLİ MÜZE MAĞAZASI VE KAFETARYA

Kültür ve Turizm Bakanlığının 2009'da başlatılan ve Bilkent Kültür Girişimi ortaklığında yürütülen çalışmalar sayesinde bugüne kadar 70 nitelikli müze mağazası ve kafeterya hizmete girdi.

Müzeler, satış alanları, ürün çeşitliliği, ürün kalite düzeyi ve teknolojisi açısından dünyanın birçok iyi müzesinden daha iyi bir noktaya getirildi.

Satış ünitelerinde, ulusal kimlik özellikleri taşıyan, malzeme, tasarım, teknik, işçilik ve sunuş bakımından üstün nitelikli ürünlere ve mekana özel tasarımlara yer verildi.

"Stratejik Ürünler" olarak özel statü kazandırılan Geleneksel El Sanatları, Türk Lokumu ve Türk Kahvesi'nin yeni sunum ve içeriklerle üretiminin geliştirilmesi, tanıtımı, tüketiminin yaygınlaştırılması ve işletmedeki ünitelerin yanı sıra oluşturulacak farklı kanallardan satışa sunulması sağlandı.

Ayrıca, müze ve Ören yerlerimizde bulunan eserlerin tıpkı yapımlarından oluşacak "Replika Koleksiyonu" üretimi, tanıtımı ve satışı da yapılmaya başlandı.

YAKLAŞIK 2 MİLYON KİŞİ MÜZAKART KULLANIYOR

Ziyaret sayısındaki artışa önemli bir katkıyı da Müzekart uygulaması sağladı.

2008 yılı Haziran ayında başlatılan proje sayesinde bugüne kadar yaklaşık 2 milyon kişi Müzekart sahibi oldu.

20 TL'ye satışa sunulan Müzekart sayesinde vatandaşlar müzeleri bir yıl boyunca, istedikleri kadar tekrar ödeme yapmadan ziyaret edebildi. - ANKARA (Anadolu Ajansı)

Osmanlı döneminde gıda güvenliği!
« Yanıtla #140 : 22 Şubat 2011, 08:07:05 »



Osmanlı döneminde gıda güvenliği!


Ülkede gıda ürünlerinin niteliklerini belirleyen ilk mevzuat olan ve Osmanlı padişahı II. Beyazıt idaresinde çıkarılan ''Kanunnamei İhtisabı Bursa'' fermanına göre yiyecek, içecek ve giyecekler için nitelikler belirtiliyor, uymayan esnafa falakaya yatırma ve başında tahta külahla gezdirilme gibi cezalar veriliyor.


Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemle üzerinde durduğu gıda güvenliğinin sağlanması, insan sağlığı için mutlak gereklilik gösteriyor.


Bu kapsamda kanun, yönetmelik ve mevzuatlarla gıda güvenliği sağlanmaya çalışılırken, beslenmenin bir insanın, barınma ve giyinme gibi en temel haklarından birisi olmasından hareketle, ülkemizde yiyecek ve içeceklerin niteliklerini ve satılma koşullarını belirleyen ilk mevzuat, Osmanlı dönemine, 1500'lü yıllara dayanıyor.


Ülkede, gıda ürünlerinin niteliklerini belirleyen ilk mevzuat, Osmanlı padişahı II. Beyazıt idaresince çıkarılan ''Kanunnamei İhtisabı Bursa'' (1502) fermanı olarak biliniyor.


Hem Osmanlı örfünü, hem de İslam hukukunu çok iyi bilen ''Mevlana Yaraluca Muhyiddin'' tarafından hazırlanan bu fermana uymayanlar, çeşitli cezalara çarptırılıyor.


''DÜNYANIN EN MÜKEMMEL VE GENİŞ BELEDİYE KANUNU''


Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.Mustafa Tayar, Topkapı Sarayı'nda korunan beş asırlık bu kanunname için ''Dünyanın en mükemmel ve geniş belediye kanunu olmakla beraber aynı zamanda dünyada ilk gıda maddeleri nizamnamesi, ilk çevre nizamnamesi, ilk standartlar kanunu ve kısaca asrına göre harika bir hukuk kodudur'' nitelendirmesi yapıldığını belirtti.


Fermanda bütün tarım ve hayvan ürünleriyle, o tarihte mevcut olan sanayi ürünleri, nitelik ve fiyat bakımından belirli esaslara bağlanarak bugünkü anlamda standartlaştırıldığını anlatan Tayar, şöyle konuştu:


''Ekmek söz konusu edilirken sadece fiyat ve ağırlığı üzerinde durulmayarak, ne kadar buğdaydan ne miktar un elde edileceği, fırınların bulundurmak zorunda olduğu stok miktarı, ekmeğin çiğ ve eksik ağırlıkta çıkması halinde fırıncılara uygulanacak cezalar da bu kanunnamede belirtiliyor. 'Aşcılar bişürdükleri aşı pak bişüreler ve çanakların pak su ile yuyalar' hükmü ise bugün işletmelerde uygulanılması istenilen temizlik ve dezenfeksiyon kurallarının ilk temelini oluşturuyor. Bu düzenlemede ayrıca, hayvan ürünleri, türlü sebze-meyve, tuz, ekmek, tekstil, tarım-tahıl, orman ve deri ürünlerinin satışları, konulacak fiyatlar ve kaliteleri bir standarda bağlanıyor.''


FALAKA VE PARA CEZALARI

Fermanda geçen ''Ve mahkeme kararıyla yiyecek, içecek ve giyecek ve hububat ki; çarşıda ve pazarda vardır, gözedilüb her meslek sahibi teftiş oluna. Eğer terazûda ve kilede ve arşunda eksük bulunursa, muhtesib (belediye başkanı) haklarından gele'' ifadesiyle mevcut belediye yönetiminin çarşı ve pazarları denetim altında tutması, ölçmede (ağırlık ve uzunluk) yanlışlıklar yapan olursa gerekli uyarıları yapması gerektiğinin belirtildiğini vurgulayan Tayar, şöyle devam etti:


''(Ekmek içinde kara bulunursa ve çiğ olursa, tabanına let uralar, eksük olursa tahta külah uralar veyahud para cezası alalar) ifadesinde ise falaka ve teşhir cezaları verildiği anlatılıyor. 'Her etmekçinin elinde iki aylık, en az bir aylık un buluna. Ta ki, aniden bazara un gelmeyüb Müslümanlara darlık göstermeyeler. Eğer muhalefet edecek olurlarsa, cezalandırıla. Eyle olıcak ekmek gayet eyü ve arı olmak gerekdir' ifadesinde ise fırıncı esnafının stoklu çalışması, piyasada 'un yok gelmedi' gibi gerekçelerle fırsatçılara izin verilmemesi isteniyor. Ekmeklerin kaliteli ve temiz olması da gerekiyor. 'Ve sirke ve yoğurda su koymayalar. Su katılmış olub bulunursa, teşhir edeler veyahud tahta külah uralar, gezdireler. Değirmenciler gözlene; değirmende tavuk beslemeyeler ki, halkın ununa ve buğdayına zarar etmeye. Ve adetlerinden artuk almayalar ve iri öğütmeyeler ve kesmüklü buğdayı değiştirmeyeler ve illa muhkem ve müntehi hakkından geleler' uyarıları da dikkati çekici.''


FATİH SULTAN MEHMET'İN EKMEK HASSASİYETİ

İstanbulun fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul belediye başkanlığına tayin ettiği Hızır Bey Çelebi'nin padişahın emirleri doğrultusunda ilk icraatının ekmekçi esnafının temizliğe son derece riayet etmesine yönelik çalışmaları olduğunu belirten Tayar, ''Hamura asla hile karıştırılmaması, çıkarılan ekmekten hiç kimsenin şikayetçi olmamasını temin edilmesi sağlanmaya çalışılmıştır'' dedi.


Tayar, günümüzde ise tüketicilerin sağlıklı beslenmesi için gerekli olan gıda güvenliğinin tam anlamıyla sağlanamadığını ileri sürerek, ''Gıda kanunu ve kalite kriterlerinin en önemli fonksiyonu tüketicinin ve toplum sağlığının korunması ve haksız rekabetin önlenmesidir. Tarih bize öğretiyor ki, kanunlar ve kriterler insanoğlunun gereksinimleri sonucunda çıkmış kurallar silsilesidir.''


AA
« Son Düzenleme: 22 Şubat 2011, 08:07:42 Gönderen: hasmetvu »

Buz Adam Ötzi’ye yeni yüz yaptılar
« Yanıtla #141 : 04 Mart 2011, 09:12:16 »

Buz Adam Ötzi’ye yeni yüz yaptılar

Bilim adamları, cesede bir yüz yaparak Buz Adam’ın hayattayken nasıl göründüğünü ayrıntılı bir biçimde ortaya koydular.




Günümüzden 5 bin 300 yıl önce yaşayan ve 1991 yılında İtalya-Avusturya sınırındaki Alp Dağları’nda, buzulun altında son derece iyi korunmuş olarak bulunan buz adam “Ötzi”, günümüz bilgisayar teknikleri ile yeniden canlandırıldı.
Ötzi Vadisi’nde bulunduğu için “Ötzi” adı verilen neolitik çağ avcısının cesedi, binlerce yıl buzulun altında çok iyi korunmuştu.
Bilim adamları, cesede bir yüz yaparak Buz Adam’ın hayattayken nasıl göründüğünü ayrıntılı bir biçimde ortaya koydular.
Üç boyutlu imajlar kullanılarak Hollandalı sanatçı kardeşler Alfons ve Adrie Kennis tarafından oluşturulan yeni Ötzi, dünyanın en ünlü doğal mumyası olarak biliniyor.
Antropologlar, ceset üzerinde yaptıkları incelemelerde Ötzi’nin arkasından atılan bir okla yaralanarak kan kaybından yaşamını yitirdiğini belirtmişlerdi.
 
http://www.tarihbilinci.com