Birlikteforum Kültürel Bilgi Paylaşım

Reklamlar
Fark AkademiFark Akademi

ATATÜRK BÖYLE SEVDİRİLİR...

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ATATÜRK BÖYLE SEVDİRİLİR...
« Yanıtla #65 : 20 Aralık 2010, 21:37:06 »

Fark Akademi

Sayın Hocam;

Kanunlarımızda Türkçe gibi lastik gibi kullanılmakta anlaşılan...

Aynen öyle abi... :) Tebessümümü yaptığınız benzetmenin güzelliğine abi. Yosa içeriği gerçekten can yakıyor ve doğru.

Hiç bir insan için Küfrü ve hakareti tasvip edemem..Ancak Atilla Yayla hocamız, Mustafa Kemal'e "O Adam" dediği için 15 ay hapisle yargılandığını da biliyormusunuz?
Yani şimdi siz benim yerimde olsanız,Mustafa Kemal hakkında nasıl fikirlerinizi serd eylersiniz?
"Adam " demek bile yasak ise ne demek gerekir?
"Ulu" lamanın dışında her şey yasak gibi gözüküyor.

Abi görünen bu... Doğru diyorsunuz. Atilla Yayla olayını ben bilmiyorum. Ya da okuduysamda unutmuşum. Fakat dediğiniz olayda sanırım "niyet okuma" olayı var. Kraldan çok kralcılık var... Bunlar elbette yanlış. Aslında kanunun boşluğundan yararlanan işgüzarların, durumdan vazife çıkartmaları var görünüyor. Ama bunların olması, kanunun var olmasının yanlış olduğu manasına gelmez. Daha dikkatli hazırlanacak bir kanun, boşluğu doldururken, bu tür gereksiz tiplerin, yanlış çıkarımlarınıda önler.

Kusura bakmayın,belki sorularımla sizi boğuyorum ,soruların muhatabı pek tabi siz değilsiniz.Lakin "Atatürk" konusunda yazılı olmayan kuralların günümüz hayatında gerçekliğinden bahsetmeden de geçemeyiz.Onun için sordum,hala da aynı savımın arkasındayım."Kaldırsınlar Atatürk koruma kanunu..." derken bunu kastediyorum...

Türkiye'de yazılı olmayan kanunlar/kurallar her daim geçerli olmuştur.Bu yalnız Atatürk meselesinde değil,her konuda geçerliliğini malesef koruyor...

Estağfurullah abi... Ne demek. Biliyorsunuz size olan saygım çok başkadır. Sorduğunuz her sorunun altında anlamamız gereken bir gerçekliğe dikkat çektiğinizin farkındayım.

Abi bence bu kanun kalmalı ama "aleni hakaret ve küfüre" karşı yaptırımı olmalı... Sevelim ve ya sevmeyelim ( ki ben seviyorum.) Atatürk bir sembole dönüştü günümüzde. Sadece CHP mantığının değil, bayrağa saldırının ardından, mutlaka onun büstüne yapılan saldırılar nedeniyle pkk karşıtı bir manada kazanmıştır Atatürk... Eğer bu işin önü açılırsa sonu gelmez abi. İnan aleni düm düz küfür ederler ki bu hiçte hoş olmaz.

Ama mutlaka doğru ve açıksız bir kanun ile bir düzenleme olmalı ki amacı farklı olan ve sadece daha güzel için uğraşan insanlarımız bundan etkilenmesin.

Saygı ve muhabbetle abi...
« Son Düzenleme: 20 Aralık 2010, 21:39:07 Gönderen: Savtegin »

Çevrimdışı mendakka5

  • ******
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK BÖYLE SEVDİRİLİR...
« Yanıtla #66 : 21 Aralık 2010, 10:57:59 »

bunun bir örneği varmı hür dünyada..
elbette hakaret yasak olmalı. zaten yasak. kim olursa olsun kimse kimseye hakaret edemez..
ama bunu anayasa almak şöyle bir sakınca doğurmazmı..
madem ismen biri alınabiliyor, o vakit efendimizde orda olmalı değilmi..
diyeceğim,, eğer ismen biri alınıyorsa, bu tek kişi ile sınırlı olmamalı..
genel bir tanımlama yapılmalı..
lütfi bu konuda bir tanımlama yapabilir mesala..
tarihe mal olmuş dini ve siyasi kişiler hakkında manevi şahsiyetlerini incitici bir ifade kullanılamaz . gibii..
bu sadece Türk ve müslümanları kapsamamalı..
o zaman kimi kişilerin hiristiyan azizilerin isimlerini köpeklerine isim olarak koymalarını engeller mesala..
hukuk.. ama herkse hukuk!
değilimi lütficim..
« Son Düzenleme: 21 Aralık 2010, 11:00:23 Gönderen: mendakka5 »

Çevrimdışı mutekit

  • *****
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK BÖYLE SEVDİRİLİR...
« Yanıtla #67 : 21 Aralık 2010, 13:10:16 »

bunun bir örneği varmı hür dünyada..
elbette hakaret yasak olmalı. zaten yasak. kim olursa olsun kimse kimseye hakaret edemez..
ama bunu anayasa almak şöyle bir sakınca doğurmazmı..
madem ismen biri alınabiliyor, o vakit efendimizde orda olmalı değilmi..
diyeceğim,, eğer ismen biri alınıyorsa, bu tek kişi ile sınırlı olmamalı..
genel bir tanımlama yapılmalı..
lütfi bu konuda bir tanımlama yapabilir mesala..
tarihe mal olmuş dini ve siyasi kişiler hakkında manevi şahsiyetlerini incitici bir ifade kullanılamaz . gibii..
bu sadece Türk ve müslümanları kapsamamalı..
o zaman kimi kişilerin hiristiyan azizilerin isimlerini köpeklerine isim olarak koymalarını engeller mesala..
hukuk.. ama herkse hukuk!
değilimi lütficim..

Doğru diyorsun abi, zaten dediğin hakaretleri edenlerde "suç işlemiş" sayılır. Tek tek isim sayılmamış; ama genel olarak belirtilmiş. Atatürk için "özel" olarak belirtilmiş olması, diğerlerine hakaret serbest anlamına gelmiyor. Burada "simgesel önem" nedeniyle, devlet kendinin kurucusuna yönelik bir düzenleme yapmış. "Kişi" olarak değerlendirmekten çok, simgesel olarak değerlendirilmiş bence yasa çıkarılırken.

Kaldı ki, bu yasa yukarda da yazıldığı üzere Menderes döneminde yapılmış. Menderes'in çıkarttığı bir yasa yani. Dönemin Demokrat Partisi böyle bir yasa çıkardığına göre herhalde tuğrul abinin dediği gibi "ululamak" amacının güdüldüğünü pek sanmıyorum.

Mendakka abi sen "kişi" olarak değerlendirdiğin için söylüyorsun da, bir kısım "rahat hakaret etmek" için bu yasaya karşı çıkıyor. İşin bir de o yönü var. Bana kalırsa da şu şekilde değiştirilebilir; "Dini ve milli şahsiyetler ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar". Ancak bu durumda da iki yönde korkum var abi. Birincisi "değiştiriyoruz" diyerek, kaldırılır yerine yenisi konulmaz. İkincisi de "dini ve milli şahsiyet" olarak kimlerin değerlendirileceği konusu var. Mesela Şeyh Sait'i dini şahsiyet olarak görecek miyiz? Ya da (hristiyanlardan bahsettin ya) Türk-İslam düşmanlığı zirve yapmış, Papa X. Innocenizo dini bir şahsiyet olarak değerlendirilecek ve "katil" olduğunu dile getirmek hakaret olarak değerlendirilecek mi?

Abi kanunlar ne kadar düzgün olursa olsun "uygulamada" sorunlar çıkar. Bugün bile "kanunlarda eksiklikler" olsa da, eksik olan kanunu bile uygulamıyor devlet. Sorun teoriden çok, pratikte... :)

Çevrimdışı mendakka5

  • ******
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK BÖYLE SEVDİRİLİR...
« Yanıtla #68 : 21 Aralık 2010, 14:19:00 »

tabiki burdada işin çakalları var. benim gibi masum istekleri yok onların..
bunu anlıyorum ama terside var. sırtını ona yaslıyıp zülüm aracı olarak kullanmakta beis görmeyenler çok..
neticede sistem ne olursa olsun yasa ne olursa olsun iş insana geliyor..

Atatürk Osmanlı derin devletinin adamıydı
« Yanıtla #69 : 10 Kasım 2013, 08:45:10 »

Atatürk Osmanlı derin devletinin adamıydı




Vahdettin-Atatürk ilişkisi tam manasıyla araştırılmadı bugüne kadar. Yazar Fatih Bayhan, elde ettiği yeni belgelere dayanarak “Mustafa Kemal’in Samsun görevi onun Anadolu’yu toparlayabilmesi için ortaya çıkartılmış bir görevdi.” diyor




Vahdettin ve Mustafa Kemal ilişkisi, kimi çevrelerin kendi görüşleri üzerine temellendirildi bugüne kadar. Kimse de bildik kalıpların dışına çıkacak adımları atmadı veya atamadı. Zira doğru dürüst bir çalışmaya tabi tutulmamıştı konu. O yüzden de Halife ve Sultan VI. Mehmet Vahdettin de ‘vatan hainliği’ ile suçlanıp durdu yıllarca.
 Ama tarih doğru araştırılınca, ortaya yeni belgeler çıkarmak mümkün. Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal’in temasları hiç de söylendiği gibi görünmüyor yeni bilgi ve belgelere göre. Hatta Paşa’yı Samsun’a gitmek için görevlendirenin bizzat Sultan Vahdettin olduğunun ötesinde “Samsun görevinin, Mustafa Kemal’in Anadolu’yu toparlayabilmesi için ortaya çıkartılmış bir görev” olduğu da anlaşılıyor.
 Tarihî konularda yaptığı çalışmalarla gündem oluşturan gazeteci-yazar Fatih Bayhan, yeni yılda Vahdettin ve Mustafa Kemal ilişkisini kitaba dönüştürüp yayımlayacak. Kıbrıs Gerçeği, Fikriye Hanım, Zübeyde Hanım, Tarih Değiştiren Suikastler, Teyzem Latife, Atatürk’ün Aşkı Latife, Atatürk’ün Büyük Sırrı kitaplarının yazarı Bayhan, 1922 ve 1923 yıllarına tekabül eden 1. Meclis gizli celse zabıtlarına göre “Halifeye emanet-i şerifeyi teslim ve biat etmek üzere İstanbul’a bir mebus heyeti bile gönderildiğini” tespit etmiş mesela. Yeni belgeler, Vahdettin’in hain olmadığı tartışmasına da noktayı koyacak.

-“Atatürk, Osmanlı derin devletinin adamıydı.” diyorsunuz. “Atatürk’ün Büyük Sırrı” kitabında o kanaate varmış mıydınız?
 Zaten o çalışmalar sürerken bir şey ortaya çıkıyor. Yani ‘Neden Mustafa Kemal?’ sorusu hep zihinleri kurcalamıyor mu? Neden Kâzım Karabekir, İsmet Paşa, Refet Bele, şu bu değil de Mustafa Kemal Atatürk seçiliyor?
-Pek çok rakibi de var. Seçildiği zaman İttihat Terakki bağı var, sonra o bağını kopartıyor.
 Kopartmak zorunda kalıyor. Çünkü artık İttihat Terakki’nin bütün siyaseti bitiyor. Yeni bir döneme giriliyor.
-Sultan Vahdettin-Mustafa Kemal üzerine yeni ne tür bilgilere ulaştınız?
 Benim ulaştığım nokta, Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal, Samsun’a hareketten önce, son gece, diz dize ahitleştiler. Görüşmede anlaşmaları şöyleydi: Vatanın sağlam bir şekilde selamete çıkartılması hususunda kendisi İstanbul’da düşman devletlerin ilgisini ve dikkatini çekecek, sulh ve anlaşma havası içinde zaman kazanacak, bir yandan da işgalleri bitirmeye, Anadolu’da yeniden güveni tesis etmeye çalışacaktır. Mustafa Kemal Paşa da Samsun’dan başlayarak Anadolu’yu örgütleyecek, dağınık askerî ve idarî yapıyı düzene sokacak ve bu sayede işgallere karşı bir sivil ve askerî harekat başlatacaktır. Anadolu’nun kurtuluşunun temini hangi yolda görülürse bir diğeri kendini feda edecek ve ülkenin kurtuluşuna zemin hazırlanmış olacaktır.
-Bu konuşma olarak mı aralarında geçiyor?
 Bu ahitleşmenin kaydı kızı Sabiha Sultan’dadır. Ve Vahdettin’in özel yaverindedir. Nitekim bu ahitleşme gecesinde neler yaşandığını kısmen Nutuk’ta anlatır Paşa. Kısmen anlatır ama. Çünkü burada İngiliz siyasetine karşı bir siyaset geliştirilmiştir. Aradaki o ihtilaf noktalarının tamamı danışıklı dövüş. Mesela, çok enteresan bir şey söyleyeyim. Paşa hakkında, biliyorsunuz idam fermanı çıkartıyor. Şeyhülislam da mürted ilan ediyor değil mi? Ankara Meclisi’nde padişahın bu kararı tartışılıyor, gizli celsede.
-Azletme yoluna gidiliyor…
Onu tartışıyorlar. Mustafa Kemal kürsüye geliyor. Gizli celseler açıklanıyor şimdi. Gizli celse konuşmalarından çıkarttım ben o konuşmayı. Diyor ki “Padişah Vahdettin bana özel yaverini gönderdi. Biz Düzce’de görüştük.” Ve Vahdettin’in ona gönderdiği özel mektubu gösteriyor. “İngiliz süngüsü altında böyle bir karar almak durumundayım. Bu kararı almam senin çalışmaların ile alakalı yürüyeceğin yolda moralini bozmasın.” Paşa gizli celsede bunu okuyor. Yani bizimkiler müthiş bir siyaset izliyorlar İngiltere’ye karşı. Bu benim kurgum değil. Tarihî veriler üzerinden yaptığım okumalar sonucu kareleri birleştirince böyle bir fotoğraf ortaya çıktı. Onun için Mustafa Kemal Paşa ile ilgili, yani Vahdettin hain mi, değil mi tartışmalarının yapılıyor olması abesle iştigaldir. Sonra gizli celselerden aldığım bir belge daha var.

-Açıldı mı gizli celseler?
 Daha açılmadı. Bu belgeyi paylaşabiliriz kamuoyuyla. Orada, Ankara’da hükümet kuruluyor, Meclis diyor ki ‘Padişahımıza biatımızın yapılması lazım.’ Mustafa Kemal Paşa’nın katıldığı Meclis’te biat ekibi kuruluyor. Biat ekibi özel bir trenle İstanbul’a naklediliyor. Harcırahları tartışılıyor.
-Kimler var biat heyetinde?
 Erzurum Mebusu M. Durak Bey, Bursa Mebusu Operatör Emin Bey gibi isimler… Mustafa Kemal Paşa görevini yapmış, Anadolu’yu toparlamış, askerî ve idarî dağınıklığı gidermiş. Sultan Vahdettin bunun üzerine iki ayrı devlet görünümünde kalmak yerine, kendini feda ederek tek resmî yetkinin tümüyle Ankara hükümetinde olduğunu kuvvetlendirmiştir. Eğer Vahdettin vatanı terk edip gitmeseydi iki ayrı hükümet temsil edecekti Türkiye’yi Lozan’da.
-Neden yurtdışına çıktı Sultan Vahdettin?
 Orada da Vahdettin’in, “Mustafa Kemal’in aklı da hırsı da yüksektir. Aklı galebe çalarsa çok faydalı olur, hırsı galebe çalmasın.” sözü olayı özetlemiştir. Ancak cumhuriyetin ilanından sonra İngiliz baskısı ve yeni kurulan devletin tanınmama riski saltanat ile yolların ayrılmasına neden olmuştur.
-Sultan Vahdettin’in İngiliz gemisi ile gitmesi mecburi miydi?
 Başka ne yapabilirdi? Başka seçeneği yoktu. Orada İngilizlere tam anlamıyla güven verebilmek için onların gemisine bindi ve kendini feda etmiş oldu. Vatan için kendini feda etmiş bir padişahtır Sultan Vahdettin. İngilizler nitekim daha sonra onu kullanmak da istemişler belki. Bakın bir şey daha var. Neden ‘Mustafa Kemal?’ sorusunun arkasındaki en önemli cevaplardan biri şudur: Mustafa Kemal, şehzadeliği sırasında Vahdettin’e seryaverlik yapmış, birlikte Almanya seyahatinde bulunmuş ve bu seyahat sırasında Anadolu’daki ahvali ayrıntılarıyla konuşma fırsatı bulmuşlar. Paşa, Anadolu’nun her cephesinde bilinçli olarak görevlendirilmiştir. Oranın fotoğrafını iyi çeksin diye. Bu önemli bir husus. Vahdettin’in ikinci nedeni de damadı Enver’in Mustafa Kemal Paşa’ya tasallutuna mâni olmak için onu İstanbul’da fazla tutmak istememiştir. Bu yüzden de hep Anadolu’da. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın günü gelecektir. Planı budur.
-Mustafa Kemal, İstanbul’a bir daha 8 sene sonra mı geliyor?
 Daha sonra geliyor, tabii. Hatta Sultan Vah-dettin’den Almanya ziyareti dönüşünde kendisinin padişahlığında Harbiye Nezareti’ne talip oluyor Mustafa Kemal. Kabinede görev almak istiyor. Vahdettin diyor ki “Zamanı var.” Sultan Vahdettin padişahlık makamına oturunca, sağlık dolayısıyla İsviçre’de tedavi gören Paşa, apar topar tedavisini yarıda kesip İstanbul’a dönüyor. Vahdettin’den randevu istiyor. Salı günü randevu istiyor, cuma selamlığından sonra görüşüyorlar. Mesela orada da enteresan tespitlerim var. Vahdettin’in güvenini kazanan Mustafa Kemal Paşa, özellikle son iki yılda, 1918-1919’da, Samsun’a çıkışına kadar, Sultan Vahdettin’le cuma selamlığından sonra neredeyse her hafta kayıtsız özel görüşme yapmıştır.
-Her zaman mı?
Evet. Padişah olduktan sonra. Bunu kimileri En-ver’den korktuğu için diye telaffuz eder ama asıl Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal’i İstanbul’da erken bir şekilde gündeme getirmeme kaygısından kaynaklandığını düşünüyorum ben.
-Peki, en baştaki konumuza tekrar dönelim. Mustafa Kemal, rakipleri arasında, Sultan Vahdettin nezdinde nasıl bir adım öne geçebilmiş? O bahsettiğiniz ‘derin yapının’ etkisi var mıdır bunda?
 Mustafa Kemal’in Vahdettin’le kurduğu o sıcak temas, Almanya seyahati, onun sonraki hamlelerinde hep avantaj sağlamıştır. Ve padişaha bağlı bu derin yapı Mustafa Kemal’e tam anlamıyla güvenmiştir. Samsun’a gönderilmeden önce Dahiliye Nezareti’nden Mehmet Ali Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı Şişli’de kaldığı evinde ziyaret ediyor. Bu zat kritik görevde bir zattır. Ardından Bahriye Nazırı Avni Paşa, Şişli’deki evine sık gidip gelmeye başlıyor, ahbap oluyorlar. Bu görüşmeler Mustafa Kemal’in saltanat, sadakat hislerinin öğrenilmesi ve teyidi için yapılmıştır. Sonra Avni Paşa özel otomobilini Şişli’deki evine gönderip Mustafa Kemal Paşa’yı evinden aldırıp bakanlığa getiriyor. Memleketin ahvalini konuşuyorlar. Mustafa Kemal Paşa o günlerde Harbiye Nazırı Şakir Paşa tarafından makamına davet ediliyor. Odasında tek kelime edilmeden Samsun’la ilgili görevi takdim ediyor. Onu Samsun’a görevlendiren Vahdettin’in kendisidir. Yani Samsun görevi onun Anadolu’yu toparlayabilmesi için ortaya çıkartılmış bir görevdir. Bandırma Vapuru’nu ayarlayan da Vahdettin’dir. Ailesine yetecek kadar parayı veren de, ailesini himaye eden de Sultan’ın kendisidir.
-Padişah’a rağmen olmamıştır bunlar yani?
 Tabii. Paşa’yı bu göreve götürecek tek vasıta Bandırma Vapuru’dur ve gemiye ait işlemler bizzat Bahriye Nazırı Ahmet Avni Paşa tarafından yürütülmüştür. Paşa, gizli, kaçarak gitmemiştir. Bandırma Vapuru, Kaptan İsmail Hakkı kumandasında Samsun seferi için görevlendirilmiştir. Sadrazam, 14 Mayıs 1919’da Nişantaşı’ndaki konağında Mustafa Kemal Paşa’ya akşam yemeği verdi. Ertesi gün vapur yola çıkacaktı. O gece Rauf Orbay geç saatlerde Bahriye Nazırı Avni Paşa’nın telefonuyla bakanlığa çağrılır ve son gelişmeler konuşulur. Çünkü yeni gelişme İzmir’in işgaline giden sürecin başıydı. Rauf Bey bir an evvel vapurun İstanbul’dan kalkması için çalışırken öğlene doğru Şişli’deki Mustafa Kemal’in evine gidiyor. Evde Refet Paşa, Kurmay Binbaşı Hüsrev ve Ordu Müfettişi Doktor Albay İbrahim Tali de var. Orada hazırlıklara son şeklini veriyorlar. Mustafa Kemal, Samsun öncesi veda ziyaretlerinde bulunuyor. Önce, günün sabahında, Babıali’de Sadrazam ve nazırlarla görüşmüş, cuma selamlığından sonra da Hamidiye Camii mahfilinde Padişah Vahdettin’le bir araya gelmiştir. Çünkü gece hareket edeceği kesinleşmişti artık. Ve 16 Mayıs Cuma gecesi gün batımında vapur yola çıkmıştır. Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey, nezaretin örtülü ödeneğinden 1100 altından 1000 altını makbuz karşılığında Mustafa Kemal’e vermiştir.
-Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderenin Sultan Vahdettin olduğuna dair belge bile kamuoyunda tartışmalara vesile olmuştu. Soldan çok eleştiriler yapılmıştı.
Bu işin sağı-solu yok artık.
-Bülent Ecevit ‘Vahdettin hain değildi’ dedi, kıyamet kopmadı mı?
Tarih, belgeler ve olaylar üzerinden okunur. Tarihi sağ-sol diye ayırmamamız lazım. Bugüne kadar böyle bir şey yapıldı. Vahdettin-Mustafa Kemal ilişkisi çok önemli. Çünkü Turgut Özakman gibi tarihçi olmayan bir ismin yazdığı çalışmada bir sürü iftira var. Ziyadesiyle Vahdettin’in aleyhine kullanmıştır. Tarihte durduğunuz yer çok önemlidir. Eğer objektif bir yerden bakarsanız belgeleri doğru okursunuz. Ama taraflı bir yerden bakarsanız o belgelerin her biri size farklı şeyler fısıldayabilir. Daha ötesini söyleyeyim size. Samsun öncesi Mustafa Kemal’e 9. Ordu Müfettişliği ve kurmay heyetini kurma yetkisi verilmiştir. Anadolu’daki ordu komutanlıklarına yapılan atamalar Samsun öncesine rastlar ve Mustafa Kemal’in isteğine göre yapılmış atamalardır. Paşa, müfettiş sıfatı ile görünürde Samsun’daki azınlıklarla ilgili ayaklanma olabilir vesaire bahanesiyle gönderiliyor. Ama görev tanımı Amasya, Sivas ve Erzurum ordularını da kapsıyor.
-O da planın bir parçası diyorsunuz.
 Evet. Dahası Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu görevi, yetkilendirilmesi, şark vilayetleri valilerine de, askerî ve idarî makamlara da bildiriliyor. Onun için kolordu müfettişi olarak Samsun’a gittikten sonra Sivas’a, Amasya’ya, Erzurum’a gittiğinde valiler tarafından karşılanıyor. Paşa’nın vali tarafından karşılanması Vahdettin’in gönderdiği gizli talimatname üzerinedir. Mustafa Kemal Paşa’ya bu görev evrakı esnasında sadrazamla doğrudan temas yetkisi de veriliyor. Bir müfettiş için oldukça geniş yetkiler verildiği açıkça görülüyor. Böylesi geniş yetkilerin verildiğine dair atama kararı 5 Mayıs 1919 tarihli Takvim-i Vekayi’de de yayımlanıyor.
-Başka neler var Vahdettin-Mustafa Kemal diyaloglarında?
 Mesela o süreçte yazışmaları var. Sivas’ta, bütün toplantı tutanaklarını rapor ediyor Sultan Vahdettin’e. “Sivas’ta yaptığımız kongrede şunlar oldu. Filanı filan yere aldım, filanı filan yerde görevlendirdim. Buradaki Ermenilerin durumu bu, azınlıkların durumu bu.” diye mektupla rapor ediyor.
-Bunlar bugüne kadar açıklanmadı mı?
Bir kısmı açıklanmıştır ama olay Atatürk-Vahdettin ilişkisi düzleminde ele alınmadığı için gündeme gelmemiştir.
-Bir art niyet mi var sizce?
 Art niyet elbette var. Yoksa bu, Sultan Vahdettin’i meşrulaştırır. Vahdettin’i vatan hainliğinden çıkarıp normalleştireceği için belli kesimler bu ilişkiyi görmezden gelmişlerdir.
-Sultan Vahdettin yurtdışına gittikten sonra temasları olmuş mu Mustafa Kemal ile?
 Olmuş. Arada heyetler gidip geliyor. Hatta Sultan Vahdettin yurtdışına gittikten sonra elbette mali kriz yaşadılar. Ama Meclis’in örtülü ödenekten para gönderdiğini biliyor musunuz, Mustafa Kemal Paşa’nın talimatı ile.
-Bunlara nasıl ulaşıyoruz?
 Kayıtlardan ulaştık. Para gönderme olayı oluyor. Ama Vahdettin’e sadık olduğunu iddia eden bazı isimler para alışverişlerinde tabir caizse Vahdettin’i dolandırıyorlar.
-Onlar belli mi?
 Belli ama isimleri vermem doğru olmaz.
-Derin yapının padişaha bağlı olduğuna nasıl kanaat getirdiniz?
 Böyle bir yapı elbette var. Osmanlı’yı idare eden derin yapı var. Mesela Ankara’yı başkent seçen Osmanlı’nın derin yapısıdır.
-Atatürk istemiyor, hatta taşımak da istiyor. Ama sonradan arkadaşlarım burada mal-mülk edindi, geç kalındı diyerek vaz geçiyor bundan.
 Ankara, Mustafa Kemal’in Ankara’sı değil, Osmanlı’nın seçtiği Ankara’dır. Ankara’ya ilk giden Enver Paşa’dır. Enver Paşa, Kastamonuludur. Çanakkale Savaşı sürerken Enver Paşa Kastamonu’ya gider. Çünkü Çanakkale geçilirse ne olacağı üzerine bir B planı hazırlıyorlar. Önce Kastamonu başkent olarak planlanıyor. Bu B planıdır. İkinci bir yer olarak, tren güzergâhı da olduğu için Ankara seçeneği masaya yatırılıyor. Ve Enver Paşa Kastamonu’dan Ankara’ya geliyor. Fiziki koşulları da uygun görünce derhal Meclis’in inşasına başlanıyor. 1. Meclis’in yapım tarihi 1915’tir. Planlarını çizdiren, yapımına onay veren, temelini atan Enver Paşa’dır. İttihat ve Terakki’nin merkezi diye gösteriliyor. O zaman Ankara’da nüfus kaç ki İttihat ve Terakki’ye merkez yapıyorsunuz. Meclis imarının talimatı Çanakkale Harbi sürerken 1915’te veriliyor. Zaten Ankara’nın en önemli caddelerinin isimlerine bakın, İttihatçıların başındaki adamların tamamının isimlerine ait caddelerdir. Ankara bir İttihatçı şehridir bu anlamda. Dönelim Kayseri’ye.
-Meclis’in oraya taşınması da gündeme geliyor.
 O da C planı. Bugün Kayseri Lisesi olarak hizmet veren merkez aslında Meclis binası olarak planlanmış bir yer. Dolayısıyla Ankara’yı seçen irade Osmanlı’nın derin iradesidir. Mustafa Kemal’i seçen irade ile aynı iradedir.
-Bu derin yapının iradesi, ideolojisi neye tekabül eder?
 Devletin kendi varlığını sürdürme iradesi olarak bunu yorumlamak lazım. Nitekim bugün Türkiye Cumhuriyeti ayakta ise bu iradeye borçludur bunu.
-Bugün biraz anlam kaymasına uğradı ama…
O ayrı bir şey. Derin yapısı olmayan devletler özde sahipsiz devletlerdir. Her devletin bir kırmızı kitabı vardır ve o kitabı icra eden bir heyeti vardır. Türkiye Cumhuriyeti, Selçuklu, Osmanlı, Türk geleneğini sürdüren bir cumhuriyettir. Ve cumhuriyet olma kararı Mustafa Kemal Paşa’dan çok önce, 2. Meşrutiyet’ten sonra Sultan Abdülhamid’in tartıştığı ve gündeme aldığı bir konudur, daha 1908’de. Yani Meşrutiyet’ten sonra cumhuriyete geçiş süreci planlanmıştır, Harf İnkılabı’na kadar.
-Atatürk’ün vasiyeti konusu var. Gerçekliği nedir? “1988’de Kenan Evren ertelemiştir açıklanmasını.” da deniyor. Buna dair bir iz çıktı mı karşınıza?
 Bu arkadaşların çalışmalarına saygı duyarım. Ancak söz konusu iddia ettikleri vasiyetle ilgili Genelkurmay arşivlerinde çalışma yaptım. Genelkurmay arşivlerinde ne böyle bir kayıt var ne de gizli, rafa kaldırılmış böyle bir vasiyet.
-Siz hepsine ulaşabildiniz mi arşivlerin?
 Evet. Şöyle de bakarsanız, 1940’lı yıllardan sonra aşırı Kemalist bir yapılanmaya dönüşen devlet jakobenizmi, Mustafa Kemal’in bir vasiyeti varsa onu gizlemez, rafa da kaldırmaz, o vasiyetin gereğini yerine getirir. Çünkü Mustafa Kemal bir efsaneye dönüştürülmüştür.



23 Eylül 2013 / CEMAL A. KALYONCU