Gönderen Konu: Ebu Sufyan’ın develerinin sırtı.Hakan Albayrak  (Okunma sayısı 819 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SIR

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2.885
  • Cinsiyet: Bay
    • birlikteforum
Ebu Sufyan’ın develerinin sırtı


“Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur” ayeti (Mâide, 5/32) ve “… fitne öldürmeden daha şiddetlidir” (Bakara, 2/191) ayetindeki ilahi hükümlere inanmış bir mümin olarak; “bir cana kıymayan” veya “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan” nefis sahiplerine zulmedenlere, onların canlarına kıyanlara, onları evsiz, yurtsuz, annesiz,babasız,evlatsız bırakanlara karşı, elimizle, olmadı dilimizle, o da olmadı imanın en alt seviyesine sığınarak “buğz” etmek  ile yükümlüyüz.



2003 yılında olmayan kimyasal silahların peşinde, uydurulan bir yalanın ardından zenginliklerini sömürmek için girilen Irak’ta, savaş sonrası bilanço “bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çaıkarmayan nefisler” açısından şu şekildeydi (İHH’nın Irak – Temmuz 2008 raporundan):


Irak’ta ambargo ve savaş sebebiyle ölen insan sayısının yaklaşık 2 milyon, savaşın başlangıcından bugüne kadar ölenlerin yüzde 75′ini sivillerin, yüzde 20′sini Iraklı polislerin, yüzde 5′ini ise Irak’ta bulunan yabancı askerlerin oluşturmakta.


Savaşın başladığı 2003 yılından bu yana her gün ortalama 400 çocuk yetim, 80 kadının da dul kaldığı, halen ülkede 5 milyonu aşkın yetim çocuk ve 1 milyonun üzerinde dul Iraklı bulunmakta, yani dünyadaki 107 milyon yetimden 5 milyonu (yaklaşık %5′i) Irak’ta.


Ülkede yaşanan savaş ve şiddet nedeniyle çeşitli ülkelerde mülteci olarak yaşayan Iraklı sayısı toplam 2,5 milyon. Bunların, 1 milyon 250 bini Suriye’de, 750 bini Ürdün’de, 250 binin Körfez ülkelerinde, 25 binin de Türkiye’de. Ülke içinde ise 4 milyon kişi, yani ülke nüfusunun %25′i yer değiştirmiş.


Rakamlar çeşitlendirilip, ABD eliyle oluşturulan mağduriyetler ve zulümler  daha da anlatılabilir.


Peki, yukarıdaki bilgiler ne alaka?

Malum, Fethullah Gülen, provakatif bir film neticesinde kışkırtılan, arka planı karanlık ve soru işaretleriyle dolu bir sürecin ilk adımında öldürülen ABD Libya Büyükelçisi için bir taziye mesajı yayınladı. Bir yönüyle diplomatik nezaket gereği de olsa, bu mesaja olumsuz bakmamak gerekir.


Ancak, yukarıda yazının ilk cümlesini oluşturan ayet ışığında (ki o ayet de yine Fethullah Gülen’in Danıştay saldırısı nedeniyle yayınladığı taziye mesajının giriş cümlesidir), ABD tarafından haksızlığa uğratılmış, zulme maruz kalmış “bir cana kıymayan” veya “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan” nefis sahipleri için de diplomatik bile olsa bir taziye mesajı arıyor insan diğer taziye mesajları arasında, ama bulamıyor.


“Şişli ve Kuledibi’ndeki Musevi Sinagoglarına Yapılan Saldırılar Dolayısıyla” taziye mesajı yayınlayacak bir vicdani hassasiyete sahip olup, Irak’ta, Felluce’de camiye sığınanların katledilmesi karşısında sessizliğe bürünmek ne acıdır, benzer şekilde Rusya’da meydana gelen okul ve havaalanı saldırılarında ölenler için taziyeler yayınlarken, Irak ve Afganistan’da “defalarca” ve “yanlışlıkla” vurulan siviller ve düğün konvoyları için bir taziye mesajı yayınlamamak  da.


Örnekler çoğaltılabilir elbette.


Bu fotoğraf üzerine bir şeyler söylemek yerine, iki şiir bu tavrı anlamlandırmak için yeterince anlamlı olacak;


bu birincisi;

“bir 7.65 liğim bile yok


yaşasın konfederasyon!
yaşasın kamçılar ve köleler!
çünkü siyahlar sevsem de
lincoln’ın bir yalancı olduğunu biliyorum
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler,marilyn monroe,bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada şehremini’de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak
kimim ben
nereden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
mossad besliyor kafka’yı
zen’i amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup,
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar

ikilem
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
‘hiç akletmez misiniz’
hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemi de aldı içine
eylemi aldı bizden
ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde
çırılçıplak kalakaldık işte
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz
miskin,geveze,entellektüel..
dengeler adına vuramadı kim vurmadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi. (H.Albayrak)





Bu da ikincisi;


“Felluce’yim ben


felluce’yim ben…
yıkık, harap, mağrur ve asi…
medeniyet denilen arsız yalanın tekzibi…
işgale uğradım, yağmalandım, kana bulandım.
evlatlarım ceset ceset yatar caddelerimde…
…dünyanın gözleri önünde…
sofrasında yer aradığınız bir ziyafetin zor lokmasıyım.
barbarların istilası karşısında şark’ın nefs – i müdafaasıyım.


bayramdı.
çatışma vardı.
cuma sabahı camide vuruldum.
yerde can çekişirken bulundum.
yaradan’ın evinde, yok – eden vardı o gün…
aradıklarını söyledikleri kitle – sel imha silahlarıyla geldiler.
kafama nişan alıp, beynimi deldiler.
dağıldı kafam, parçalandı yüzüm.
kızıla kesti dayandığım duvar;
kendi kanıma gömüldüm.


tanırsınız beni…
vietnam’da beynine kurşun sıkılan da bendim;
filistin’de taşlarla kolu bacağı kırılan da…
izmir’de ilk kurşunu atan da…
hepsinde suçum aynıydı:
işgalciye karşı ülkemi savunuyordum.
ve kanlar içinde yattığım yerden dünyaya, unuttuğu bir yemini, “isyan”ı
hatırlatıyordum.


fakat ne mümkün!
katilim, benden çok önce dağıtmış dünyanın beynini…
kara bir perde inmiş ademoğullarının gözüne…
görmüyor, duymuyor, ses vermiyor.
susuyor riyakarca…
aslan tarafından parçalanan avın artığına göz dikmiş sırtlanların iştahıyla…
…susuyor, katliama ortak olma pahasına…


şimdi yalanlar söyleyecekler sana…
“özgürlük götürdük, onun için öldürdük” diyecekler.
bir tek yüzüm var, bunun karşısına koyabilecek.
bu darmadağın, bu delik deşik, bu kanlı yüz, feneri olsun kör gözlerinizin…
felluce adını, zulmün defterine yazın.
ve asla unutmayın.
dönerim bir gün; mazlumun ahı gibi çıkar gelirim.
isyanlarla, sandıklarla… olmazsa, belime sarılmış bombalar, cephane yüklü
kamyonlarla…
“terörist” diye işitirsiniz manşetlerde adımı yine; büyüğüne tapar, küçüğünü lanetlersiniz.
suçlunun savcı, mazlumun sanık olduğu bu sefil mahkemede, adım adım faşizme gidersiniz.
ödersiniz bedelini sükutunuzun…
bir gün pişman olursunuz.
işte o gün hatırlayın beni:


ben, felluce’yim.
21. asrın kabristanı, insanlığın son kalesiyim.”(C. Dündar)


Çağrı filminde, kervanı İslam ordusu ile karşılaşmak üzere olan Ebu Sufyan, çareyi yolu değiştirmekte bulur ama bu değişiklik kararına tepki de gecikmez;


- Ebu Sufyan, senin şerefin nerde?


+ Şeref mi, benim şerefim develerimin sırtında!
« Son Düzenleme: 02 Ekim 2012, 15:04:36 Gönderen: SIR »
http://www.birlikteforum.com/googleara.html
Ben parayı görünce bozulmam.
Ama para beni görünce bozulabilir. "bunamı kaldım ben" diye
SIR

Saygısızlıkla Suçladığınıza Saygınlık Bahşedersiniz...
  Daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!