Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat & Tarih > Derin Konular-Felsefe-Parapsikoloji > 

Tartışma edebi,usulü ve ahmaklık !...


Konu Bilgileri
Konu BaşlıgıKonu: Tartışma edebi,usulü ve ahmaklık !...
Cevap SayısıCevap Sayısı: 8 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 585 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tartışma edebi,usulü ve ahmaklık !...  (Okunma Sayısı 585 defa)
05 Haziran 2009, 22:41:36
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« :»




Dostlar;

İbnü'l CEZVİ asırlar evel AHMAKLIĞIN ve DALGINLIĞIN kitabını yazmış..İlk okuduğumda epeyi şaşırmış ve çok da korkmuştum. AHMAKLIK alametlerinden herhangi birisine düçar olma ihtimali çok ürkütmüştü..Zira " Kitab-ul Hamka ve'l Mugaffelin " isimli eserde AHMAKLIĞIN sınırının olmadığı, AKIL konusunda insanların farklı olduğundan bahsedilir...
 

CEZVİ " kendini beğenenleri,FAYDASIZ ve ÇOK konuşanları " ," BİLGİSİZLERİ, özellikle YAŞ İLERLEDİKÇE yine de bilgi sahibi olmayanları, ÖVGÜ, İLTİFAT, HÜRMETİN sahte olanından HOŞLANANLARI risk grubu içerisine sokar....

Çok başka şeyler de ilave eder..

Ayrıca " sebebsiz yere öfkelenenler"... Aklına geleni konuşanlar....

Kötü söyleyenler.....

Kendisini insanların en akıllısı zannedenlerin dikkatleri çekilmiş olsa da..



Üç şeyden özellikle korkmalıyız..


1-) Asılsız anlatılan bir şeyi dinlemek ve ona inanmak..O asılsız şeyi kabullenmek...

2-) Katı yüreklilik....( Hoş görüsüzlük..)

3-) Sır saklamamak...


Bu minval üzere olan ,olumsuz davranışlarla mücadele vermenin,fazilete,bilgeliğe ulaşmanın,yavan ideolojik çalışmalardan çok daha fazla EMEK İSTEDİĞİ kesin...

Söylenenlerin ve nasihat edilen öğretilerin TESİRLİ olabilmesi için,SÖYLEMDE BULUNANLARIN pratik yaşamlarında da YÜKSEK DEĞER yargılarına sahip olmaları gerekiyor..



KONFÜÇYÜS " eğer bir bilgin ağırbaşlı değilse ona karşı saygı gösterilmez,onun bilgisi sağlam değildir.." der ..ve de " Büyük ve üstün insan özgür fikirlidir ve partizan değildir.Ancak küçük bir insan partizandır ve özgür fikirli değildir.." söyleminde bulunur..



HOCA yalnızca bilgi mi aktarır ?..Sadece Bilgi mi üretir ?..O zaman Bilgelik nedir ?..

Bilim onuru nedir ?..İş sadece sıfatlar ve elde edilmiş ünvanlarla bitiyor mu ?

Bunları bu başlık altında beraberce tartışmaya ve konuşmaya ihtiyacımız yok mu ?..


Var !... diyen forumda ki tüm canlardan,özellikle de araştırmacı-eğitmen dostların, bu mesele hakkında ki görüşlerinden istifade etmek isterdik..

Hassaten de bayan kardeşlerimizden !..

Bu konuya katilmak,görüşlerinizi paylaşmak istemezmiydiniz ?

Bolkar'a destek vermeyi,onu fikirlerinizle aydınlatmayı arzulamazmıydınız ?

Ve de birbirimizi ?

Cevabınız evetse !..Hadi o zaman başlayalım !..

Muhabbetle..

 
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 18:55:20 Gönderen: Bolkar » Logged



06 Haziran 2009, 21:10:51
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« Yanıtla #1 :»

Not : İlk mesajı okumadan aşağıdakine zahmet vermek gereksiz olacaktır..Saygıyla..


AŞAĞIDAKİ yazıyı bizi TARİH bölümündeki alın teri  ürünü çabalarıyla,karşılıksız olarak aydınlatan  pek muhterem hanım efendi  HASMETVU hocama ithaf ediyor,kabul buyurmalarını temenni ediyorum..

 
****************************
****************************



   Dostlar;

  Yukarıda vakti zamanında Kültür Bakanlığımızca neşredilmiş olan  yazılı kaynaklara başvurarak, CEZVİ ve Konfüçyüs ustadan ciddi teşhisleri  naklettik..


  Unutmamalıyız ki ;

  Her türlü farklılıklara ve de  yaşanmış başka çağlara ait olsalarda BİLGELER ortak bir dil konuşmuş,bunu sonraki kuşaklara aktarmışlar ve insanlığın evrensel değerlerinin temellerini atmışlar,sonradan gelenler sürekli olarak öncekilerden intikal eden öğretilere, daha yenilerini ilave ederek,bir sonraki kuşaklara teslim etmişlerdir..


  Bu bundan sonra da böyle devam edecektir..
  
  Elbette daha geçmişten ve de son 1000 yıldır hüküm sürdüğümüz Anadolu'da da ,bahsini ettiğimiz evrensel insani değerlere ehemmiyetli katkılar sunmuş,ciddi nasihat ve ikazlarda bulunmuş  HAK DOSTLARI ve HAKKA ermiş bilgeler yaşamıştır..


  Onlar da aynısıyla klasik PAGAN döneminin feylosofları Eflatun,Epiktotes gibi kendi öğretilerini ve sahip oldukları feyz ışıklarını saçacakları  mekteplerini tesis etmişlerdir.

  Kimileri seyyah olup alemi dolaşarak sözlü irşatlarda bulunmuş ,kimileri de mensubu olduğu İLMİYE ekolünün hakkını kamışlarıyla ve de mürşitlik misyonlarıyla yerine getirmişlerdir..


  Kültürümüzde müsbet ve manevi ilimlerde silsile geleneği bugün dahi devam etmekte,usta-çırak ilişkileri belli bir metod,usülle ve de kendine ait kurallarıyla yaşamını devam ettirmektedir..


(Ara Not : Örneğin bugün yaşayan kutuplardan Prof.Halil İnalcık hocamız ( ALLAH uzun ömürler versin ) Ord.Prof.Mehmet Fuat Köprülü silsilesinin devamıdır,hatta bu silsileye Prof.Mehmet Altay Köymen,Prof.Faruk Sümer, Prof.Osman Turan gibileri de dahildir..Yine Prof.Dr.İlber Ortaylı'da bu halkanın son temsilcisi Prof.Halil İnalcık hocanın talebesidir....Diğer bir çok ilim sahalarında da bu böyledir..Bunları fazladan da olsa bilmeliyiz....)





    İşte biz ANADOLU insanları da asırlardır ;

    Darlandığımızda,yüreklerimiz ve sadrımız sıkıntılara düçar olduğunda ,gönüllere kalplere seslenen ..Hoşgörü geleneğinin PİRİ Hoca Ahmet YESEVİ nefesinden nefeslenmiş..Lokman Perende..Hünkar Hacı BEKTAŞ... TAPTUK... YUNUS.. MEVLANA   dergahından nasiplenmiş,erenlere..PİR elinden BADE içmiş gönül dostlarının nasihatlerine sığınmaktayız..


    Bunlar Muhammet MUSTAFA (SAV ) öğretilerinin genel çerçevesinden ayrılmadan,ÖRFİ realiteleri göz ardı etmeden altın değerindeki nasihatlerini ANADOLU insanlarına servis etmişlerdir..



    Onlar bazen anlaşılamamış,bazen de Hallac-ı Mansur gibi işkenceler görmüş olmalarına rağmen,yine de idam kamışlarını kıran Cüneyd-i Bağdadi gibi ilmiye sınıfına mensup olanlara gönül koymadan ahiretlerine göç etmişler....

    Lakin toplumu aydınlatma görevlerine istikrarlı bir şekilde devam etmişlerdir..


    Buradaki ince dengeyi anlayabilmek çok okumak ve ariflik yolunda emek vermekten geçer..Onların hepsi bizim ve toplumumuzun karakter yapısının oluşmasına TUĞLALAR örmüş,AYNI HEYBEDE TAŞINAN BUĞDAYDAN yapılan EKMEĞİN,BİRBİRİNE karıştığı TUZU ve UNU olmayı kader kabul etmişlerdir..



    Bakınız  !..Onlardan birisi,ozan KARACAOĞLAN halkına ne şekilde nasihatta bulunmuş..


   Dinle sana nasihat edeyim
   Hatırdan gönülden geçici olma
   Yiğidin başına bir iş gelirse
   Onu yad ellere açıcı olma




    Yukarıdaki bu nasihatlerden kelam ve de kalem erbabları da nasiplenmeli..Fikir arenasında perdah atmanın ilk kuralı herhalde bunlar olmalı..Zaten öğrenme ve öğretme yoluna baş koyan acemilere düşen öncelikle bunlara kulak vermektir..

     Bakınız USTA daha neler söylemiş..

     Mecliste arif ol kelamı dinle
     El iki söylerse sen birin söyle
     Elinden geçtikçe iyilik eyle
     Hatıra dokunup yıkıcı olma.




 Ne güzel söylemiş değil mi ?..Hem boşuna da söylememiş..


 Bilgilerle dolmadan söylemeye başlamak yerine,arif olma yolunda öğrenmeye gayret etme,herhalde doğru olanı....



  Aklıma bazen; neredeyse  95 yaşındaki  SÜMEROLOG Muazzez İlmiye ÇIĞ gelir..Malumunuz sayın ÇIĞ gençlik dönemlerinden beri öğrendiklerini aktardığı, ilk yazılı eserlerini,kitaplarını  70 yaşından itibaren sunmaya başladı..



 Belki gülersiniz,belki de şaşırırsınız !..90 yaşının üzerindeki Sayın ÇIĞ şimdilerde 2019 yılında yayımlanmak üzere SÜMER DİLİ  SÖZLÜĞÜ hazırlıyor..


 İşte ilim erbabı böyle bir şey olsa gerek..

  " Akıl yaşta değil BAŞTADIR.." deseler de,ilk mesajda AHMAKLIĞIN alametlerinden " yaşlandığı halde öğrenmemeyi" de bir kenara yazmamak olmaz..

  Öğrenmek,hep öğrenmek..Hiç ölmeyecek gibi öğrenmek...


  AMA !......AMA !..............

 Gene de tedbirli olmakta fayda var.

 Bilenin ve bildiğini bildiğinin  karşısında hemen dökülmemek,varsa karşıdakinin dağarcığında bir şeyler,onlardan nasiplenmeye çalışmak gerek..  

 TAPTUĞUN verdiği himmeti,EMMARE hislerin keyfine bırakmamak gerek..

 O vakit başına ne geleceğini bilemezsin..



 İşte yine aynı KARACAOĞLAN, yukarıdaki güzel nasihatlerine uyarılarını da ilave edivermiş.. Hem de ne biçim uyarmış.....Çok ama çok açık...Tekrar tekrar okusak derim...


El ariftir yoklar senin bendini
Dağıtırlar tuzağını fendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Katı yükseklerde uçucu olma


Ne güzel sözler bunlar..


Ancak ne edersin ne yaparsın !.. İNSANOĞLU, Pir Sultan ABDAL'ın dediği üzere ACAİP bir NESNE ve çeşit çeşit......


Bir türlü bildiğinden ve emmarenin emrettiği SİDİK yarışlarından vazgeçemez !..


Otorite bu türde yarışa girene DEĞNEĞİNİ gösterse de..KELAM ve KALEM erbabı olan  BİLGE ,çok AHMAK olanların  haricindeki iyi niyetliler için daha başkaca  bir yol izler..


O  PİR SULTAN'ki dizelerinin sonunda ACAİP NESNE DEDİKLERİ için ALTIN formülünü de sunuvermiş.

Anlayanlara,bilenlere.....Ferasetli olup, kalp gözlerine yol verenlere.

Aşağıdakileri soylamış...


Pir Sultan ABDAL'ım yatar hastadır
Elinde gülleri deste destedir
İnsanoğlu ACAİP bir NESNEDİR...
MUHABBETLE TATLI DİLE ÇEVRİLİR....



Bolkar...................................................................................



 Not : Muhabbeti koyulaştırıp,modern günümüze güzel güzel ulaşacağız.....
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 18:55:39 Gönderen: Bolkar » Logged


07 Haziran 2009, 20:54:40
Aktif Üye
*
Üye No: 10610
Mesaj Sayısı: 904
Teşekkür Sayısı: 662

Offline
« Yanıtla #2 :»

Alıntı:Bolkar tarafından gönderildi.
Not : İlk mesajı okumadan aşağıdakine zahmet vermek gereksiz olacaktır..Saygıyla..


AŞAĞIDAKİ yazıyı bizi TARİH bölümündeki alın teri  ürünü çabalarıyla,karşılıksız olarak aydınlatan  pek muhterem hanım efendi  HASMETVU hocama ithaf ediyor,kabul buyurmalarını temenni ediyorum..

 
****************************
****************************



  


               Sayın Bolkar Hocam;Büyüğün gösterdiği zerafeti,küçüğün redetmesi düşünülebilir mi?Yazmış olduğunuz makalenizi bendenize ithaf etme inceliğini göstermeniz ve bunu yaparken hak etmediğim iltifatlar ile ödüllendirmeniz nedeniyle çok teşekkür ederim.

               Bolkar Hocam;Cezvi'den naklen yazdığınız birinci mesajınız ve ikinci mesajınızla yaptığınız açıklamaları merakla takip ediyorum.Çizdiğiniz ahmak profili ile cahil arasında ki benzerlik ne kadar dikkat çekici.Öyle ki çoğu yerde cehalet ile ahmaklığın at başı olduğunu görmemek mümkün değil.

               Burdan yola çıkarak aklıma çok güzel bir söz geldi hocam;Ancak dolu başakların boynu,yere eğilir.Tevazu dolu gönüller ve ahmaklıktan uzak beyinler,ancak bilgilendikçe ortaya çıkarlar.

************************
« Son Düzenleme: 07 Haziran 2009, 20:55:37 Gönderen: hasmetvu » Logged
hasmetvu' Adlı Üyenin İmzası

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarih 'i tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
 
                                Mehmet Akif
08 Haziran 2009, 18:02:44
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« Yanıtla #3 :»

 Dostlar;

 İnsanı insan haline getiren özelliklerin en başında dil ve düşünce gelmektedir.İnsanoğlunu diğer canlılara karşı üstün kılan düşünce ve dilini gereği gibi kullanmabilme kabiliyeti onların diyalektiğe kavuşma imkanınını da sağlamıştır.

 Dil ve düşünce diyalektiğine sahip olan insan cinsi; bu yetenekleriyle  hızlıca toplumsallaşmışlar, birbirlerini etkilemişler, bilgiye ulaşmak için gerekli gücü ve zamanı  kazanma başarısını göstermişler,dünyaya açılmışlar,özgür olabilmeyi gerçekleştirebilmişlerdir..

 Ayriyeten geçmiş ve geleceği birleştirerek,kendilerinden sonra gelenlere  de elde ettikleri bilgileri,deneyleri aktarmışlar, geçmiş ve geleceğin birleştirilmesi ve geleceği tasarlamak yeteneklerini elde edebilmişlerdir..

 İnsanoğlu zaman tüneli içersinde her geçen gün daha da gelişmiş, eşyayı-maddeyi,görünen ve görünmeyenleri kavramaya, evrenin sırlarını ve gizleri çözmeye sürekli olarak gayret göstermişlerdir.

 Çağımıza ulaşan ilk düşünce ürünlerinin  Sümerlere ait olduğunu biliyoruz,Gılgamış destanının dışında aynı bölgede yaşamış Kral Hamurabi'nin yasa metinlerinden de, sonraki medeniyetlerin etkilendiğini görüyoruz.

 Aslına bakacak olursanız bu türde destan ve metinler, temel düşünce olarak doğanın ve evrenin sırlarını öğrenmek isteyen insan evladının araştırıcı çabalarını gösteren güçlü deliller niteliğinde..

 Diğer yandan, Ozan Hesiodos'un dizelerinde anlattığı,  barışcıl "altın çağı"  yaşadıkları rivayet edilen insanların ,mülkiyetçiliğin ve de sınıfların,ardından da Devlet ve yasaların ortaya çıkmasıyla  kavga etmeye, günümüzde halen devam etmekte olan savaşları yapmaya başladıkları  biliniyor.


 Ancak ;

 Her türlü koşul,engel ve çevrelemelerin insanoğlunun araştırıcılığını ,evrendeki görünen ve de görünmeyenleri öğrenme, bilme, keşfetme gayretlerini, onların değişimini,gelişimini önleyemediği görülüyor..

 Filozoflar,okullar,ekollar,öğütçüler,deneyciler,kaşifler vd.,hep bu sonsuz değişim ve gelişim döngüsünün aktörleri.

 Bunların öğretileri irdelendiğinde ortak bir dil kullandıklarına da şahit olabiliyorsunuz.



************


  
 Örneğin :

 Öğütçü Konfüçyüs şöyle der: " Atalarımıza saygı gösterin,ana babanıza sevgi gösterin,ödevlerinizi baba-çocuk ilişkisine kıyaslayarak belirleyin (çırak-usta,karı-koca,yöneten-teba vb..),insanlarla iyi geçinin,sadık bir dost olun,kötülüğe iyilikle karşılık verin ,insanları sevin,size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmayın."

 Konfiçyüs kendisine nasıl dua edeceğini soran birine; " Benim ,duam yaşamımdır " der..

 Ona göre insanın amacı uzun ve iyi yaşamak olmalıdır." Kralsanız kral olun,uyruksanız uyruk olun,kocaysanız koca olun,karıysanız karı olun,çocuksanız çocuk olun."  

Yine kendisine ölümden sonra ne olacağını sorana Konfüçyüs;

" Sen daha yaşamın ne olduğunu bilmiyorsun,ölümdem sonrasını nasıl bilebilirsin ? " der..Ona göre " İnsan,bildiği şeyi bildiğini ve bilmediği şeyi bilmediğini bilmelidir. " gerçek bilgi budur..



Hindistanda yaşamış olan Gotama BUDA ise ;

Benzer olarak " öldürmeyin,başkalarının malını ve karısını almayın ,yalan söylemeyin,acıya katlanın,başkalarının acılarını ve sevinçlerini paylaşın,iyicil ve merhametli olun,kin gütmeyin,size yapılan kötülükleri bağışlayın " der...

O " ancak elde edebileceğinizi isteyin "," acı çekmenin nedeni istekdir,istekse bilgisizlikten doğar" öğütlerinde bulunur..


        
Bilmek !....Bilgisizlik !.....Erdem !.............



Sokrates  " Bir şey biliyorum oda bir şey bilmediğimdir "  söyleminde bulunur,fizik alanında kesinliğe inanmaz,kesin olarak bir gerçeğe varılamayacağını söyler ve tek kesinliğin erdemlilik bilgisi olduğunu savunur.Devam eder..................

Ölçüler kişilere göre değişirse,toplumu hangi değerler üzerine oturtacağız ?

Devlet gereklidir,sosyal düzen gereklidir.Bu gerekli kuruluşların sağlamlığı,sürekliliği içinde töre gereklidir.İnsanları değil ,insanı görmek gerek.İnsanlar arasındaki ayrılıklar,başkalıklar görünüştedir.

İyice incelenecek olursa iyiye olan eğilim her insanda aynıdır.Kişiler içerisinde uyuyan bu ortak eğilim,ancak ÖĞRETİMLE ortaya çıkarılabilir..

Erdem öğrenilir.Kişiler bilmedikleri için kötüdürler.Erdem birdir.Bölünmez,ayrılmaz.Bir davranışta erdemli,başka bir davranışta erdemsiz olunmaz.ERDEM VARSA KİŞİNİN BÜTÜN DAVRANIŞLARI ONA UYMAK ZORUNDADIR..

İnsan kendini bilmeli ,tanımalıdır.Erdem insanın kendini bilmesi tanımasıdır.Fizik alanında şeylerin nedenini çözemeyiz ama kendimizin ne olması gerektiğini çözebiliriz..

Erdemli olmalıyız,çünkü erdemli yaratılmışız,erdem bizim yapımızda saklıdır.Bu bilgi elde edebileceğimiz bir bilgidir.

Öğretim,insana hiç bir yabancı bir şey vermez,ancak insan zihninde gizli bulunan tohumları uyandırır,büyütür,geliştirir..

Kişiler toplumu meydana getirdikleri için önemlidir.Devlet erdemli kişilere dayanmalıdır.Kişiler erdemsiz olursa ,toplumları da çürük olur.Devletin sağlam bir temele oturabilmesi için kişilerin kendilerini tanımaları bilmeleri gerektir..

Erdemsizlik,bilgisizliğin sonucudur.Bilgiye kollarını açan her insan,erdeme doğru ilerler.Erdem bilgidir..



        
Filozof Orhan Hançerlioğlu hoca bu noktada karşı sorusunu şöyle yöneltir..

İyiyi,kötüden ayırıp seçebilmek için özgürlük gereklidir.Özgürmüyüz ?  


SOKRATES iyi ve kötü arasında bir seçme yapabileceğimizi öne sürüyor.Seçmenin bulunduğu yerde özgürlükte var !. diyor...

Aklımız iyiye erseydi,iyiye yönelmemezlik etmezdi.Çünkü akıl dışında başkaca istem yoktur,akıl ve istem aynı şeylerdir.Aklımızın iyiye ermesi bir BİLGİ işidir.Akıl bu bilgiyi edinmemişse,iyiye yönelmez.

Yani; eğer iyiyi bilirsek zorunlu olarak onu seçeceğiz,iyiyi bilmediğimiz için zorunlu olarak kötüyü seçeceğiz..


Sokrates bu noktada şöyle bir örneklemede bulunur ;

"  Yaramıza bıçak vurduruyoruz..Çünkü aklımız,ilerideki büyük acıdan bizi korumak için şimdiki küçük acıya katlanmamızı gerektiriyor.Bedensel hoşlanmalar yolunu seçen yarasına bıçak vurdurmaz ama,bir süre sonra ölüp gider.Acıdan kaçmak,hoşlanmaya ulaşmak,bedensel hoşlanmaların peşinden gitmekte değil,aklın peşinde gitmekle gerçekleşir.

Buysa bir bilgi işidir.Bu bilgiyi bilmediğimiz sürece ,zorunlu olarak,yakın hoşlanmayı,ilerideki acılarını düşünmeden seçeceğiz.Bu bilgiyi biliyorsak yakın acıyı,ilerideki hoşlanmayı düşünerek,seçmek zorundayız.

Bedensel hoşlanmaların kaderine karşı,aklın kaderini seçmekte özgürüz.Ama bu bir BİLGELİK işidir ve BİLGELİK ÖZGÜRLÜKTÜR.Mutluluk bilgelikle gerçekleşebilir.."


Sokrates tek tek durumları ele alarak tümevarım yönteminin temellerini atmış bir filozoftur.O insan yaşamının ölçülerini  hiç eleştirmeden kabul eden gelenekçiliğin tersine,bu ölçüleri aklın süzgecinden geçirerek aydınlığa kavuşturmaya çalışıyor.Onun " hiç bir şey bilmiyorum ! " sözü,kuru bir şüphecilikten öte sorgulayarak aydınlatma yönteminin ta kendisi.


Yukarıdaki erdemle alakalı öğütlere ürkütücü karşıtlıkta bulunan,muhalefet eden filozoflarlar da vardır.Kharmandites ve Kallikles bunların en başında gelirler..Onlara göre " erdem güçlünün işine gelendir" ve yine " erdem güçsüzün işine gelendir."..(Sonraki mesajlarda bunların  görüşlerini de nakledeceğiz..)



Yine ;

Yoksul,ezilen ve acı çektirilen insanları bu türde öğütler tatmin edebilir,nasihatler o türdeki yığınlara yeterli gelebilir mi ?


SORU :

Eğer tatmin etmez ve yeterli gelmezse devreye ne girer ?



 Canlar;

 Bir yandan topiğimizin başlığında belirttiğimiz tartışma adabını ve  günceli konuşurken,diğer yandan yukarıdaki gibi ucundan da olsa öğütçülerin öğretilerinden de sohbete çalışacağız..


Muhabbetle......Bolkar...............................................

  
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 18:53:17 Gönderen: Bolkar » Logged


08 Haziran 2009, 21:19:20
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« Yanıtla #4 :»

  Not : Aşağıdaki yazılanlar 1 ve 2 nolu mesajlarla ilgilidir.Onları okumadan bunlara boş yere zaman ayırmak son derece gereksizdir. Sayın  SAVTEGİN hocamın işaret ettiği üzere bazı konuların çok okunma ve rating yapma telaşesi yoktur...


*****************************
*****************************




  Dostlar;
  
  Felsefecilerin öğütlerinden tekrar konunun şimdisine,kendisine dönelim..

  Günlük yaşamımızdaki fikri münakaşalarda çoklukla rastlamakta olduğumuz  saldırı,sataşma,tahammülsüzlük nevi olumsuzlukların nedeninin bilgisizlik,yarım bilgili olma veya bilim geleneğine uymama,ayriyeten beyin ve ruhu gerekli biçimde hazırlamamaktan kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz..
 
  İşin ilginci modern yaşam içerisinde tahrik unsurunu besleyen bir dolu diyalog biçimlerinin yeni versionlarının da durmaksızın üretilmekte olduğunu da gözlemlemekteyiz...Ayriyeten son zamanlarda küresel egemenlerin,dünya üzerine dayattıkları tek tip insan prototipi oluşturmaya dayalı çalışmalar ve de küresel  klonlama yöntemleriyle üretmeyi başardıkları uzaktan kumandalı beyinlerin giderek çogaldığına şahit oluyoruz..  

  Hakikaten de  çaprazlama ve hibritleme ürünü,uzaktan kumandalı  KELLE türleri çok ilgi çekici..CEVAT KELLE biçimli antropolojik kafa yapısına sahip olan bu yetersiz cinsler,DEVŞİRME olgusunun günümüzdeki modern yorumlamalarını temsil ediyorlar..Bunlar çok da hakikatsiz ve de vicdansız..

  İnsanlık modern hayatta fikirsel kısırlık riskiyle karşı karşıya...

  Gerçekleştirilen fikirsel tartışmalarda öfke, sair duygu soslu hezeyanlara ,bir de temel dayanak alınan,referans edilmiş kaynakların, çarpıtılması gayretleri eklendiğinde, ortalığa ÇANDIRCA bir şeyler çıkıyor..

  Kapana kısılmış ve çıkmaz labirentler içerisinde bilinen  EZBERLER durmadan seslendiriliyor..

  Karşıdakilerin söylediklerini kasıtlı biçimde dinlememek,BEYİNCİKLERİN içerisine monte edilmiş,önceden proğramlanmış MİKRO CHİP'lerin sunduğu DOGMALARI,sesli yanıt sistemli ROBOTLAR misali tekrarlamak sıradan vakalar haline geldi..



  Artık tartışmacıların birbirlerine kaynak ve belge refere etmek yerine,hatta bu türde dayanakların ortaya konulması zorunluluk olan felsefe,siyaset,tarih gibi mevzularda dahi;

  Kendi özel yaşamı,babaanne,dede,roman,masal kitapları,beraber yaşanan HATUN , HERİF yahut takip edilen BOLCA KANLI TV  DİZİLERİ,değişik orijinli SİNEMA FİLMLERİ,takip edilen gazetelerin köşe yazarları,o günlerde temaş edilmiş açık oturum konuşmacıları,bazen KISA DONLU danteller,mankenler,hatta oturduğu mahallesindeki SÜTYEN satan TUHAFİYECİ amcalardan örneklemeler yapıp,bunları delil olarak getirdiklerine şahit olabiliyorsunuz..


   Tabi bu noktada böylesi dayanakları kabullenenler için: HAYDA BRE fikir pehlivanı !... MaşALLAH, maşALLAH !.. BEYİNCİĞİNE kuvvet !. demek icab ediyor..


   Bunlara rıza gösterenler açısından herhangibi sorun teşkil etmemekle beraber,haklı olarak rıza bildirmeyen BAŞKA BİRİLERİ tarafından böylesi saçmalıkların KABUL GÖRMEMESİNİ doğal karşılamak durumundayız..


    Bu BAŞKA BİRİLERİ açısından konu kesinlikle kapanmış olmaz.Hatta onlar  günümüzde BİLGİ KİRLİLİĞİ ile geniş kitleleri şaşırtmaya yönelik amaçlar güden kimi yazılı kaynakları dahi sorgulayıp,içeriklerinin BİRİNCİL DERECEDEKİ dökümanlara müracaat edip,etmediklerini büyük bir TİTİZLİKLE sorgularlar.Bu son derece normaldir ve şaşırmamak gerekir..Çünkü KAYNAKLARIN KAYNAKLARIDA son derece önem arz eder..



    Ama devir KÜÇÜK EFLATUN ve KÜÇÜK İBN-İ HALDUN'ların devri..Günümüz post modern filozof yamaklarının ortaya koyduklarının dibinde,başında ve de başka bir tarafında temel çalışmalara,kaynakçalara yer vermediklerini izliyorsunuz..


    Kerameti kendinden menkul öğretiler,küreselcilerin izin verdikleri özgürlükler ve haklar çerçevesinde yalaka üretimler,patent ve lisansı nev-i şahsına münhazır saçmalıklar,KABIZLIK sorunları nedeniyle ÖZÜNDEN saptırdıkları temel belgelere katıştırdıkları PARLAK yorumlarla ulaşılmış SAPKINLIKLAR ve traji komik inciler,TAHRİBATLAR kırıla gidiyor..


    Ne de olsa,atış serbest !.. At,at  !.Salla,salla dur !..Ayrıca önemli olan yazılanların saçma olması değil pazarlanabilmesi.Hem de kaynakçalara,kaynak kişilere ayıp edilmiş olması da mühim değil..


    Belgeye ve doğruya İHANET bu olsa gerek..Yap ve İşlet...Bilim onu nasıl olsa devralmayacak..


    Bu durum biraz da çaresizlikten ve birikimsizlikten gerçekleşiyor..Evrensellik içeren kavramları,ideolojileri KUŞA çevirip,standartlarını bozarak HİLKAT GARİBESİ şeklinde yorumlama,yani ANADOLU tabiriyle PİÇ ETME fiilleri, düşünce İKTİDARSIZLIĞINDAN veya KASITLI olmaktan kaynaklanıyor..


  Üstüne üstlük,asıl TRAJEDİ bu türde işlere vakıf ,temellerden haberi olan BİLGİLİ kimselere,BİLGİÇ edalarıyla AHKAM YÜRÜTME gülünçlüğü olsa gerek.

 Haddini bilmeden yaptığı DENSİZLİK ve saptırmalar  açığa çıktığında...



Bekri Mustafa'nın....Arkadan AVUÇLADIĞI Padişahın......

---BRE..DENSİZ...Ne edersun !...çıkışına...

-- " Afedersiniz padişahım...Ben sizi HANIM SULTAN sandıydım !...dediği misal,özürlerle karşılaşmak da olası..Bunlar o vakitlerde karşısındaki  bilenlerle utanmaksızın saatlerce demogoji yapabiliyorlar.Hatta ürünlerine,müstahsillerine  ilgiyi dahada artırma başarısını göstebiliyorlar..Eğer bu zat bir de yazılı eser vermişse,satışlar da çoğalıp,cüzdanlar dolabiliyor..

 

 Sürekli  karşıdakini suçlamak,dikkat dağıtmak...Usanmadan bunu tekrar etmek...Dam üstünde SAKSAĞAN vur beline KAZMAYI misali....Kel alaka, NESNELLİKTEN uzak kıyaslamalarda bulunmak..Cebeli Tarık boğazını izah ederken,HUTİ ve TUTSİ kabilelerinin nasıl BONFİLE yediklerini anlatmak..

Üstüne üstlük KİNCİ ve  hep ÜSTTE KALMA yahut  ÇİLEKEŞ-İSYANKAR halet-i  ruhiyeler.....

Aynısıyla küçük ERKEK ÇOCUKLARININ çişlerini en ileriye ATTIRMA yarışmaları..

Tartışmanın ve fikir alışverişlerinin kimyasını ve ruhunu bozuyor,usta...Hem de o biçim bozuyor...



Peki tartışmalar kimler arasında yapılır ?

Hangi türde tartışmalardan ve fikir alışverişlerinden ortaya olumlu sonuçlar çıkar ?

Yazmak,tartışmak için illaki çok mu bilmek gerek ? Bu şartmıdır ?


 Bu soruları cevaplayabilmek için,sonraki mesajda Ord.Prof.Dr.Mehmet Fuat Köprülü hocamızın görüşlerinden faydalanacağız ve yine ondan 1939 yılında SORBONNE üniversitesinde,kendisi gibi büyük bir alimle yediği öğlen yemeği sırasında ne türde  bir alışveriş yaptıklarını nakletmeye gayret edeceğiz..


 Bolkar......................

 
« Son Düzenleme: 08 Haziran 2009, 21:45:27 Gönderen: Bolkar » Logged


08 Haziran 2009, 21:53:34
Süper Üye
*
Üye No: 4102
Mesaj Sayısı: 2.468
Teşekkür Sayısı: 1133

Offline
« Yanıtla #5 :»

İnanılmaz bir yazı.

Çok güzel bir makale...

Ben biliyorum diyen,küçük ibn-i Haldunların,minyatür Eflatunların defalarca okuması ve değerlendirmesi gereken bir üslup ile dile getirilmiş,tartışma nasıl olur üzerine harika bir deneme...

Hocam ben payıma düşeni aldım...

Çok teşekkürlerimle beraber;

Saygılar Hocam...
Logged
nesir' Adlı Üyenin İmzası

Hadi yazda göreyim,kaç paralık adamsın...
08 Haziran 2009, 22:24:00
Süper Üye
*
Üye No: 4102
Mesaj Sayısı: 2.468
Teşekkür Sayısı: 1133

Offline
« Yanıtla #6 :»

Yazmasam olmazdı değerli hocam...

Biliyorum ki bu tür iltifatlara itibar etmiyorsunuz.

Ancak;sitede nadiren bir yazıyı defalarca okurum.

Bu yazınızı ise şu kısacık vakitte,üç defa okudum.

Tüm yazma hevesinde ki arkadaşlarıma tavsiye ediyorum;mutlaka bu ifadeleri okuyun ve anlayın...

Hele bir karşılıklı yazışmanın içerisindeyseniz ve ya girmeye hazırlanıyorsanız,mutlaka gereklerini yerine getiriniz...
Logged


10 Haziran 2009, 22:35:37
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« Yanıtla #7 :»

Not : Aşağıdaki yazılanlar önceki mesajlarla ilişiklidir..Onlar okunduğunda beraberce anlam bütünlüğü içerir..Ayrıca bu satırları forumun duayeni,tüm yakarmalarıma rağmen beni SÜSLÜ ELİS'in hışmından kurtarmak istemeyen sayın KILÇIK hocama ithaf ediyorum....Artık bilemem içimden geldi,vardır bunda da bir hayır !.. Cool
      
        


**********************
**********************

 Dostlar;

 Ülkemizdeki kavgacı gelenek sadece külhanbeylere,kocasının kafasına ince topuklu ayakkabısını geçiren eşlere,artistlere,medyumlara,külhanbeylere ve de medya soytarılarına has olmayıp,bu alışkanlığın toplumumuzun bir çok katmanına nüfüz etmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..

 Öyleki insanlarımız  sevgililerine,manita pozisyonunda olduğunu söylediklerine yahut kıymetlilerine dahi ilan-ı aşk ederken;

  -- Kıymetini bil lan !..Sağa sola baktığını görmeyeyim,kırarım bir tarafını,ben seni ALLAHına kadar seviyorum !..Senin için KONYA ovasını bile SELE veririm !.. diyecek kadar romantikler..

 Daha küçük yaştaki erkek çocuklarına;

  -- Göster oğlum şuna,söv anasına,bacısına !..nevi verilen terbiyeler..

 Büyüdüğü ortamda aile içi şiddete maruz kalan,dengesiz yetiştiğinden dolayı önüne çıkan ilk HIRPO'yu adam sanıp,fırtınaya tutulan acemi kızlar ve de tüm bunlardan ÜREME ihtiyacı gereği, DOĞURMA hadisesi yoluyla kuşaktan,kuşağa hasıl olan insan sermayemizin; evrensel kalite boyutlarında  ZENKLİ ,DEFOLU ürünler sınıfına dahil olabildiklerine şahit olabiliyorsunuz..

 Tabi ki böylesi olumsuzlukları toplumumuzun tamamına genellemek cahilce bir söylem olur..

 Bu türde sıkıntılar avamla da sınırlı kalmıyor.Aydın diye nitelenen kimi HAVAS ve de İLMİYE sınıfının mensuplarında da aynı türde benzer olumsuz davranışları gözlemleyebiliyorsunuz....

 Bunların yansımaları olarak TÜRK TOPLUMUNDA asırlardır, önceki nesilden yenisine taşındığı bilinen,kimi insanlarımızda HASTALIK-TİRYAKİLİK boyutuna ulaşan,FİKRİ tartışmalarda KİFAYETSİZ KALANLARCA hemen kullanılan, KİŞİSEL SALDIRI silahı,düşünce dünyamıza büyük zararlar vermeye devam ediyor..

 Çekilen FİKİRSEL kısırlık ve iktidarsızlık,tatminsizliği de tetiklediğinden,bunun getirdiği ÖFKE ve karşılığını bulamayan beyin HİSTERİLERİNİN ortaya koyduğu sapkınlıkların kısır döngü haline geldiğini müşahade ediyorsunuz..  
    
 Sonraki mesajlarda bunları biraz daha geniş çerçevede ortaya koyma imkanına sahibiz...

 Ancak öncelikle bundan bir evelki mesajımızda, sorduğumuz soruların cevabını öğrenmek için sözü, sayın HASMETVU hocamızın " Tarihi Büyüklerimiz " isimli başlık altında tanıttığı KUTUP merhum Ord.Prof.Dr.Mehmet Fuat Köprülü'ye bırakıyoruz..

 Hocamız 1918 yılında kaleme aldığı 2 adet " İlim ve Münakaşa ", "İlim ve Tenkit " isimli makalelerinde mevzuyu uzunca işlemiş.Biz sadece bazı kısmi alıntılarla kifayet edebildik ve de sadeleştirip,mealen aktarmaya gayret ettik..

 Yazının sonunda yine önceki mesajda bahsettiğimiz, SORBONNE üniversitesinde yaptığı bir alışverişi nakledeceğiz..
      
 Sorularımızı tekrar hatırlayalım..
      
 Peki tartışmalar kimler arasında yapılır ?

 Hangi türde tartışmalardan ve fikir alışverişlerinden ortaya olumlu sonuçlar çıkar ?

 Yazmak,tartışmak için illaki çok mu bilmek gerek ? Bu şartmıdır ?



 İşte cevaplar aşağıda !.....Bunların bugünkü modern yorumlarıyla aynalama işini sonraki mesajlarda yapabiliriz..Okuduktan sonra bilmem gerek kalacak mı ?


*******************
*******************


  
 Dostlar;

 Aslına bakacak olursanız farklı görüşlere sahip olsalar dahi,birikimli insanların birbirleriyle köprüler kurabildikleri kesin..

 Zaten karşılıklı tartışmalardan olumlu neticeler , sadece aynı branşlarda YETİŞMİŞ fakat ZIT görüşlere sahip olanların gerçekleştirdikleri MÜNAKAŞALARLA ORTAYA ÇIKAR...

 Çünkü o türde insanlar KESİNLEŞMİŞ ,NETLEŞMİŞ konuları tartışmazlar..YETERLİ kişiler kendi aralarında sadece İHTİLAFLI veya halen ŞÜPHELİ meseleleri tartışarak,doğrulara ulaşmaya çalışırlar..

 Onlar ayrıca bu türde fikri tartışmaları ŞABLONA UYDURMAYA ÇALIŞMAZLAR...Bu günün DEĞİŞEN ŞARTLARINI ,KOŞULLARINI ve YENİ KAVRAMLARI göz ardı etmezler...

 Ayrıca geçmiş YÜZYILLARDAN KALAN KURAMLARLA ÇÖZÜM SUNMAYA gayret edenlerle de ASLA MUHATAP OLMAZLAR...Çünkü o tipler bugünün KOŞULLARINDAN mahrumdurlar..

 Bu gerçek MÜSBET ve SOSYAL bilimlerin her ikisi için de geçerlidir..Tarihsel süreçte BATI DÜNYASINDAKİ bilimsel gelişim ve ilerleme her branşta FİKİRLERİN-TEZLERİN özgürce TARTIŞILMASIYLA sağlandı..

 Üstüne üstlük onlar çağımızdaki modern BİLİMSEL METODLAR üzerinde KESİN hakimiyetlerini KABUL ETTİRDİLER..

 

 Bu noktada konumuzla alakalı olan ELEŞTİRİ meselesine de, küçük bir parantez açmak istiyorum..

 Elbette bilim,fikir ve sanat alanında ELEŞTİRİ ve ELEŞTİRMENLERE her zaman ihtiyaç var..

 ( Bazı kimseler istisna olarak, sanatı eleştirmenin zararları olduğunu söyleseler de, MÜNEKKİTLER' de ( eleştirmen) sanatkar olarak kabul edilirler..Köprülü hocamız sanatı eleştirme işinde orta bir yol bulunmasından bahseder...Ayrıntısına girmeyeceğiz.)

 Fakat, Türk toplumunda sağlıklı eleştiri yapıldığı da pek söylenemez.. Eser veren kimseyi ya YÜCELTİP ABARTIRIZ yahut da yerden yere vururuz,MAHVEDERİZ....Bunun adına da herhalde ELEŞTİRİ diyemeyiz..

 Bunun İSMİ olsa olsa TANZİMAT öncelerinden,ORTAÇAĞ DÖNEMİNDEN kalma TAKRİZ ve HİCİV ' dir...

  TAKRİZ ve HİCİV'in eleştiri ile alakası yoktur... ( Takriz : Övme---Hiciv :Yergi )..
 
  Eleştiriyi yapacak olan gerçek MÜNEKKİT, ortadaki ürünün eksikliklerini,yanlışlarını gösterip tamamlar,ÜRÜNÜN önemini,kıymetini anlatır..Asli vazifesi ve MİSYONU budur..

  Kabul etmeliyiz ki.....Bunların MİSYONUN hakkını verebilmek için,ELEŞTİRİCİNİN çok muazzam bir TECRÜBE-BİLGİ ve herkesce kabullenilmiş yeterliliğe sahip olması gerekir..

  Bu niteliklere sahip olmayanlara sadece KISA ÇÖZÜMLEMELER ,TAHLİLLER yapması tavsiye edilir..

  Yoksa YALAN-YANLIŞ ve CİDDİYETSİZ hükümlerde bulunmak bunu gerçekleştiren kimsenin de BİLGİSİZLİĞİNE-CİDDİYETSİZLİĞİNE delalet eder..

  Velhasılı hülasa.....

  FİKRİ TARTIŞMALARDA tekrar KİŞİSEL SALDIRI problemine dönecek olursak aşağıdakileri rahatlıkla söyleyebiliriz..

  Türk fikir dünyasında en geniş ve ÇAĞDAŞ olduğunu varsaydığımız düşünce temsilcilerinin,objektif eleştirilerde dahi SİNİRLENDİKLERİNE ve KIZGINCA savunmalar yaptıklarına şahit olabiliyoruz..Sonrasında iş karşılıklı SÖVÜŞME ve de DÖVÜŞMEYE kadar varabiliyor..

  Ya da konu derhal kişiselleşip diyalog KENDİNİ ÖVME,karşıdaki HASMINA HAKARET etme şekline bürünebiliyor..

  Bu bir ŞARK AHLAKIDIR....

 
***********************************
***********************************



  İŞTE AŞAĞIDA,daha önceden bahsettiğimiz MUHTEŞEM ALIŞVERİŞ....KUTUPLARIN ALIŞVERİŞİ ANCAK  BÖYLE OLUR !.. diyebileceğimiz bir örnek...

  Bu gerçek olayı ibretle okuyalım....

  
  Canlar;  

  Detay konularda en büyük alimlerin dahi hata yapma olasılığı vardır.Bu kesinlikle unutulmaması gereken bir ayrıntıdır ;

 
  Ord.Prof.Fuad Köprülü'nün Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu ve Osmanlıların etnik kökenleri hakkında Batılı tarihçilerin tezlerini net olarak çürüttüğü,karşı tezlerini ortaya koyduğu,1935 yılında Paris'te Fransızca olarak yayımlanmış " Les Origines de I'Empire Ottoman " isimli eserinde 2 adet teferruat meselede yanıldığı şu şekilde ortaya çıkmıştır.


 Köprülü hoca II Dünya savaşının patladığı 1939 yılı Sorbonne Üniversitesinin açılışında fahri doktora payesi almak için Pariste bulunduğu günlerde,o dönem dünyanın en şöhretli bilim insanlarıyla öğlen yemeğinde buluştu...( Saatlerce karşılıklı feyz-ilim alışverişlerinde bulundular.)

 DOĞU tarihinin en büyük alimlerinden Paul Belliot,Fuad Köprülü'nün MÜKEMMEL olarak nitelediği kitabına,ihtisas alanına giren 2 konuda tashihde yani düzeltmede  bulunmuştur.

 ( Ara Not : Paul Belliot,Türk ve Moğol filoloji-tarihinin önemli otoritelerinden ve büyük sinolog olarak kabul edilir..)

 1-) Kitapta "Yisvut" olarak geçen kabilenin," Bisvut " olması gerektiği..

 2-) Yine kitapda 1255 yılında Guillaume de Rubruck'un, Kara Koruma GİDERKEN Konya'dan geçtiğinin belirtildiği,bu işin doğrusunun DÖNERKEN olması gerektiği,Belliot tarafından ikaz edilmiştir.


 Nitekim,merhum Köprülü bu yanılgılarını bilahare yaptığı araştırmalardan sonra kabul etmiştir.Gerekli düzeltmeleri yapmıştır..

 Hülasa,alim pozisyonunda dahi olsa her ilim adamı teferruatı ilgilendiren hususlarda yanılabilir.Yapıldığı ileri sürülen yanılgılar yine muhatapları tarafından araştırılarak tekrar teyit edilir,ihtilaflı veya şüpheli görüşlerde göz ardı edilmez.

 Bu muhteşem olay umarım herkeslere örnek teşkil eder..

 Saygıyla.........Bolkar................


..
« Son Düzenleme: 15 Haziran 2009, 22:00:23 Gönderen: Bolkar » Logged


15 Haziran 2009, 21:50:58
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 363
Teşekkür Sayısı: 1292

Offline
« Yanıtla #8 :»

Alıntı:Bolkar tarafından gönderildi.


HOCA yalnızca bilgi mi aktarır ?..Sadece Bilgi mi üretir ?..O zaman Bilgelik nedir ?..

Bilim onuru nedir ?..İş sadece sıfatlar ve elde edilmiş ünvanlarla bitiyor mu ?

Bunları bu başlık altında beraberce tartışmaya ve konuşmaya ihtiyacımız yok mu ?..

 



      
      Daha ilk mesajımızda ortaya 2 adet soru bırakmıştık..Şimdi sıra onları cevaplamaya geldi.Önce yukarıdakileri okuyarak sorularımızı hatırlayalım..Şimdi de cevaplamaya çalışalım..


***********************


      
      Efendiler;

      Hoca dediğimiz kişilerin sahip oldukları sıfat ve ünvanlar,onların  illaki bu sıfatlara,ünvanlara  layık olduğu,bilim insanı sınıfına girdiklerine delalet etmez..

      Bilim insanı olmak,aynı zamanda  daha fazla niteliklere sahip olmayı gerektirir.Hatta bitirilen okullar,ders alınan hocalar,dereceler,elde edilen bilgi seviyesi dahi farklılıklar gösterir..İkisi de aynı sıfatı taşıyan,aynı ilim şubesinde eğitim alarak,benzer ünvanlara kavuşmuş kimseler arasında dahi bilgi düzeyleri açısından farklılıklar mevcuttur.

      Hoca dediğimiz insan,salt bilgi üreten ve nakleden kişi değildir.Gerçek bir hoca liderdir, erdemlidir, sahip olduğu ilimlerin dışında olarak davranışlarıyla,yaşam biçimiyle,hoşgörü ve cesaretiyle örnek kişidir.Bunlar  bir hoca için olmazsa olmazlardır,aksi takdirde karşıdakine salt bilgi veren CD veya DVD kasetlerden farkı kalmaz.

      İlmiye sınıfına mensup olduğu iddiasında olanlar gösterişten uzak durur,şov ve kimi şarlatanlıklardan iğrenir.Ana branşında kendisini sürekli yenileyen,güncelleyen hoca sürekli araştırır,öğrenir,sorgular.Kimi ne idüğü belirsiz ideolojik ve menfaat gruplarının sözcülüğünü yapmaya soyunmaz.  

      Tarafsızdır,objektiftir !..

     Gruplaşma,adam ve yandaş gözetme,üstlerine ve de otoriter pozisyondaki etkili kimi  güç,iktidar odaklarına kişisel hesaplar üzerinden şirinleşme çabalarına girmez..Dalkavukluk,yalakalık gibi insan haysiyetine ve eğitimci izzetine yakışmayan icraatlarda bulunmaz..    

      Onun gayesi insanlık hizmetine kendisini adayacak erdemli şakirtler yetiştirmektir.

      O kendisinin  ve temsil ettiği eğitim ocaklarının itibarını da göz önüne alır,ilim yuvalarının kendi şahsında yıpranmasına müsaade etmez..Bu ocakların feyz alınan,ilim öğrenilen mektepler haline getirilmesi,eğitim mekanlarına ruh verilmesinde ki  en önemli işlevin ERDEMLİ-BİLGE vasıflı hocaların bizatihi taşıdıkları misyonla alakalı olduğunu bilir..


       Hoca emperyalizme karşıdır !....

       O;

       Emperyalistlerin bir ülkeyi öncelikle eğitim sistemini uzaktan kumanda yoluyla,kendi  nüfuzu altına almakla işe koyulduklarının...Ülkesinin en önemli sorununun her sahada erdemli,haysiyetli,konusuna vakıf insan gücüne,beyin haritasına sahip olamaması olduğunun farkındadır..


       Farkındadır mirim  farkındadır !..


      
       Bolkar denen amatör adam da;

       Sayın hocalara aynalama niteliğinde örneklemeler yapmadan,ayriyeten fazla da uzatmadan yazılması gerektiğini  iyi bilir..

       Zira hocanın niteliklisi ariftir..Meramın özünü anlar..

       O sıfata layık olabilenler ,yeryüzünde erdemlilik ilminin temsilcisidir,vekilidir...

       Acımak gerek,ilim sahibi olup da cahillerle vuslat edenlere..

      
       Bolkar........................


« Son Düzenleme: 15 Haziran 2009, 22:04:23 Gönderen: Bolkar » Logged


Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  

BirlikteForum Etiketler
Tartışma edebi,usulü ve ahmaklık !...

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular - Bu Konularda İlginizi Çekebilir
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ŞEKER HOCA / Şeker gibi bir HOCA ! İslam ve İnsan gazi77 1 450 Son Mesaj 01 Ocak 2008, 01:06:34
Gönderen: ali_ozkan88
NASREDDİN HOCA 800. YIL LOGOSU... Diğer ressamsema 0 609 Son Mesaj 11 Ocak 2008, 22:04:20
Gönderen: ressamsema
NASRETTİN HOCA-RAMAZAN KARİKATÜRÜ Komik şeyler / Eğlence/Mizah/Geyik KILÇIK 3 250 Son Mesaj 22 Ağustos 2010, 10:14:31
Gönderen: beria
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Genel Forum Hakkında Yasal Uyarı

Birlikteforum Rayo Yayını | Birlikteforum_Portal |

Kuruluş : 28 Aralık 2006
BirlikteForum.Com Her Hakkı Saklıdır
Sitede bulunan linklerin tamamı kopya olup,site ve host sahibiyle ilişkili değildir. Bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır ve site bünyesinde hiçbir dosya bulunmamaktadır.Dosyaları bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız T.C. yasalarına göre suç sayılır. Dosyalar tanıtım amaçlı olduğundan hak sahibi şahıs veya şirketin bize bildirmesi halinde,isteği üzerine haksahibine ait tüm dosyalar kaldırılır. Site genelinde yayınlanan yazı, şiir vs. kaynak belirtilmek zorundadır. Haksahibinin talebi üzerine alıntı yazı, şiir vs. siteden kaldırılır. Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. web sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmez.Birlikteforum.com bağlantı verdiği sitelerin içeriğinden sorumlu değildir.
Web sitemiz Google ve Live arama motorlarında, Birlikteforum kelimesinde öncülük etmektedir. İletişim


BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu Çöl Atesi v3 by rallyproco