Birlikte Üyesi
Üye No: 10950
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 369
Teşekkür Sayısı: 1292
|
 |
« Yanıtla #3 :» |
|
Dostlar;
İnsanı insan haline getiren özelliklerin en başında dil ve düşünce gelmektedir.İnsanoğlunu diğer canlılara karşı üstün kılan düşünce ve dilini gereği gibi kullanmabilme kabiliyeti onların diyalektiğe kavuşma imkanınını da sağlamıştır.
Dil ve düşünce diyalektiğine sahip olan insan cinsi; bu yetenekleriyle hızlıca toplumsallaşmışlar, birbirlerini etkilemişler, bilgiye ulaşmak için gerekli gücü ve zamanı kazanma başarısını göstermişler,dünyaya açılmışlar,özgür olabilmeyi gerçekleştirebilmişlerdir..
Ayriyeten geçmiş ve geleceği birleştirerek,kendilerinden sonra gelenlere de elde ettikleri bilgileri,deneyleri aktarmışlar, geçmiş ve geleceğin birleştirilmesi ve geleceği tasarlamak yeteneklerini elde edebilmişlerdir..
İnsanoğlu zaman tüneli içersinde her geçen gün daha da gelişmiş, eşyayı-maddeyi,görünen ve görünmeyenleri kavramaya, evrenin sırlarını ve gizleri çözmeye sürekli olarak gayret göstermişlerdir.
Çağımıza ulaşan ilk düşünce ürünlerinin Sümerlere ait olduğunu biliyoruz,Gılgamış destanının dışında aynı bölgede yaşamış Kral Hamurabi'nin yasa metinlerinden de, sonraki medeniyetlerin etkilendiğini görüyoruz.
Aslına bakacak olursanız bu türde destan ve metinler, temel düşünce olarak doğanın ve evrenin sırlarını öğrenmek isteyen insan evladının araştırıcı çabalarını gösteren güçlü deliller niteliğinde..
Diğer yandan, Ozan Hesiodos'un dizelerinde anlattığı, barışcıl "altın çağı" yaşadıkları rivayet edilen insanların ,mülkiyetçiliğin ve de sınıfların,ardından da Devlet ve yasaların ortaya çıkmasıyla kavga etmeye, günümüzde halen devam etmekte olan savaşları yapmaya başladıkları biliniyor.
Ancak ;
Her türlü koşul,engel ve çevrelemelerin insanoğlunun araştırıcılığını ,evrendeki görünen ve de görünmeyenleri öğrenme, bilme, keşfetme gayretlerini, onların değişimini,gelişimini önleyemediği görülüyor..
Filozoflar,okullar,ekollar,öğütçüler,deneyciler,kaşifler vd.,hep bu sonsuz değişim ve gelişim döngüsünün aktörleri.
Bunların öğretileri irdelendiğinde ortak bir dil kullandıklarına da şahit olabiliyorsunuz.
************
Örneğin :
Öğütçü Konfüçyüs şöyle der: " Atalarımıza saygı gösterin,ana babanıza sevgi gösterin,ödevlerinizi baba-çocuk ilişkisine kıyaslayarak belirleyin (çırak-usta,karı-koca,yöneten-teba vb..),insanlarla iyi geçinin,sadık bir dost olun,kötülüğe iyilikle karşılık verin ,insanları sevin,size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmayın."
Konfiçyüs kendisine nasıl dua edeceğini soran birine; " Benim ,duam yaşamımdır " der..
Ona göre insanın amacı uzun ve iyi yaşamak olmalıdır." Kralsanız kral olun,uyruksanız uyruk olun,kocaysanız koca olun,karıysanız karı olun,çocuksanız çocuk olun."
Yine kendisine ölümden sonra ne olacağını sorana Konfüçyüs;
" Sen daha yaşamın ne olduğunu bilmiyorsun,ölümdem sonrasını nasıl bilebilirsin ? " der..Ona göre " İnsan,bildiği şeyi bildiğini ve bilmediği şeyi bilmediğini bilmelidir. " gerçek bilgi budur..
Hindistanda yaşamış olan Gotama BUDA ise ;
Benzer olarak " öldürmeyin,başkalarının malını ve karısını almayın ,yalan söylemeyin,acıya katlanın,başkalarının acılarını ve sevinçlerini paylaşın,iyicil ve merhametli olun,kin gütmeyin,size yapılan kötülükleri bağışlayın " der...
O " ancak elde edebileceğinizi isteyin "," acı çekmenin nedeni istekdir,istekse bilgisizlikten doğar" öğütlerinde bulunur..
Bilmek !....Bilgisizlik !.....Erdem !.............
Sokrates " Bir şey biliyorum oda bir şey bilmediğimdir " söyleminde bulunur,fizik alanında kesinliğe inanmaz,kesin olarak bir gerçeğe varılamayacağını söyler ve tek kesinliğin erdemlilik bilgisi olduğunu savunur.Devam eder..................
Ölçüler kişilere göre değişirse,toplumu hangi değerler üzerine oturtacağız ?
Devlet gereklidir,sosyal düzen gereklidir.Bu gerekli kuruluşların sağlamlığı,sürekliliği içinde töre gereklidir.İnsanları değil ,insanı görmek gerek.İnsanlar arasındaki ayrılıklar,başkalıklar görünüştedir.
İyice incelenecek olursa iyiye olan eğilim her insanda aynıdır.Kişiler içerisinde uyuyan bu ortak eğilim,ancak ÖĞRETİMLE ortaya çıkarılabilir..
Erdem öğrenilir.Kişiler bilmedikleri için kötüdürler.Erdem birdir.Bölünmez,ayrılmaz.Bir davranışta erdemli,başka bir davranışta erdemsiz olunmaz.ERDEM VARSA KİŞİNİN BÜTÜN DAVRANIŞLARI ONA UYMAK ZORUNDADIR..
İnsan kendini bilmeli ,tanımalıdır.Erdem insanın kendini bilmesi tanımasıdır.Fizik alanında şeylerin nedenini çözemeyiz ama kendimizin ne olması gerektiğini çözebiliriz..
Erdemli olmalıyız,çünkü erdemli yaratılmışız,erdem bizim yapımızda saklıdır.Bu bilgi elde edebileceğimiz bir bilgidir.
Öğretim,insana hiç bir yabancı bir şey vermez,ancak insan zihninde gizli bulunan tohumları uyandırır,büyütür,geliştirir..
Kişiler toplumu meydana getirdikleri için önemlidir.Devlet erdemli kişilere dayanmalıdır.Kişiler erdemsiz olursa ,toplumları da çürük olur.Devletin sağlam bir temele oturabilmesi için kişilerin kendilerini tanımaları bilmeleri gerektir..
Erdemsizlik,bilgisizliğin sonucudur.Bilgiye kollarını açan her insan,erdeme doğru ilerler.Erdem bilgidir..
Filozof Orhan Hançerlioğlu hoca bu noktada karşı sorusunu şöyle yöneltir..
İyiyi,kötüden ayırıp seçebilmek için özgürlük gereklidir.Özgürmüyüz ?
SOKRATES iyi ve kötü arasında bir seçme yapabileceğimizi öne sürüyor.Seçmenin bulunduğu yerde özgürlükte var !. diyor...
Aklımız iyiye erseydi,iyiye yönelmemezlik etmezdi.Çünkü akıl dışında başkaca istem yoktur,akıl ve istem aynı şeylerdir.Aklımızın iyiye ermesi bir BİLGİ işidir.Akıl bu bilgiyi edinmemişse,iyiye yönelmez.
Yani; eğer iyiyi bilirsek zorunlu olarak onu seçeceğiz,iyiyi bilmediğimiz için zorunlu olarak kötüyü seçeceğiz..
Sokrates bu noktada şöyle bir örneklemede bulunur ;
" Yaramıza bıçak vurduruyoruz..Çünkü aklımız,ilerideki büyük acıdan bizi korumak için şimdiki küçük acıya katlanmamızı gerektiriyor.Bedensel hoşlanmalar yolunu seçen yarasına bıçak vurdurmaz ama,bir süre sonra ölüp gider.Acıdan kaçmak,hoşlanmaya ulaşmak,bedensel hoşlanmaların peşinden gitmekte değil,aklın peşinde gitmekle gerçekleşir.
Buysa bir bilgi işidir.Bu bilgiyi bilmediğimiz sürece ,zorunlu olarak,yakın hoşlanmayı,ilerideki acılarını düşünmeden seçeceğiz.Bu bilgiyi biliyorsak yakın acıyı,ilerideki hoşlanmayı düşünerek,seçmek zorundayız.
Bedensel hoşlanmaların kaderine karşı,aklın kaderini seçmekte özgürüz.Ama bu bir BİLGELİK işidir ve BİLGELİK ÖZGÜRLÜKTÜR.Mutluluk bilgelikle gerçekleşebilir.."
Sokrates tek tek durumları ele alarak tümevarım yönteminin temellerini atmış bir filozoftur.O insan yaşamının ölçülerini hiç eleştirmeden kabul eden gelenekçiliğin tersine,bu ölçüleri aklın süzgecinden geçirerek aydınlığa kavuşturmaya çalışıyor.Onun " hiç bir şey bilmiyorum ! " sözü,kuru bir şüphecilikten öte sorgulayarak aydınlatma yönteminin ta kendisi.
Yukarıdaki erdemle alakalı öğütlere ürkütücü karşıtlıkta bulunan,muhalefet eden filozoflarlar da vardır.Kharmandites ve Kallikles bunların en başında gelirler..Onlara göre " erdem güçlünün işine gelendir" ve yine " erdem güçsüzün işine gelendir."..(Sonraki mesajlarda bunların görüşlerini de nakledeceğiz..)
Yine ;
Yoksul,ezilen ve acı çektirilen insanları bu türde öğütler tatmin edebilir,nasihatler o türdeki yığınlara yeterli gelebilir mi ?
SORU :
Eğer tatmin etmez ve yeterli gelmezse devreye ne girer ?
Canlar;
Bir yandan topiğimizin başlığında belirttiğimiz tartışma adabını ve günceli konuşurken,diğer yandan yukarıdaki gibi ucundan da olsa öğütçülerin öğretilerinden de sohbete çalışacağız..
Muhabbetle......Bolkar...............................................
|