RSS Facebook LinkedIn Twitter MySpace

BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Osmanlı Devlet Anlayışı  (Okunma sayısı 11412 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı alonewolf

  • Birlikte Üyesi
  • ***
  • İleti: 77
  • Teşekkür Sayısı: 20
Osmanlı Devlet Anlayışı
« : 09 Şubat 2007, 19:31:25 »

Osmanlılar, bir uç beyliği olarak ortaya çıktılar. Bu nedenle yönetim, ilk zamanlar, eski Türk geleneklerine ve fethedilen yerlerin önceki uygulamalarına göre düzenlenmişti. Yönetim, Osmanlı ailesine aitti ve ailenin başkanı da beyliğin yöneticisiydi. Ancak, bey seçiminde, diğer beylerin de düşünceleri alınırdı.   
Osmanlıların, kısa zamanda güçlü bir devlet kurmaları, tutarlı bir  devlet anlayışının sonucudur. Osmanlı Devleti, daha önceki Türk-İslâm devletlerinin kültürel mirasları üzerine kurulmuştu. Osmanlılar, 14. yüzyıla kadar, Selçukluların devlet yönetimi konusundaki deneyimlerinden en iyi şekilde yararlandılar. Osmanlı devlet anlayışında, Türk-İslâm devletlerinin ve Orta Asya geleneğinin etkisi bulunmaktadır. Bununla beraber Osmanlılar, gelişen zamana uygun olarak, merkez ve taşra yönetiminde, kendilerine özgü bir yönetim geliştirdiler.
Osmanlı Devleti'nde, devlet başkanı padişah idi. Padişahlar, devletin mutlak hâkimiydiler. İdarî, askerî, malî ve hukukî konularda geniş yetkilere sahiptiler. Ancak, bu yetkilerini kullanırken kanunlara, törelere, gelenek ve göreneklere uymak zorundaydılar. Padişahların sorumlulukları, daha önceki Türk devletlerinin hükümdarlarından farklı değildi. Ülkenin topraklarını genişletmek ve ülkeyi geliştirmek, halkın refah ve mutluluğunu sağlamak padişahın başlıca göreviydi. En önemli gprevi ise ülkede adaleti sağlamaktı.
Padişahın egemenlik yetkisine sahip olması, Osmanlı Devleti'nin yönetim şeklini de belirlemişti. Devlet, tam bir merkeziyetçilikle yönetilirdi. Ülkenin bütün bölgeleri, başkentten verilen emirlerle yönetilmekteydi. Yöneticiler, merkezden atanır ve denetlenirdi.
Aile içindeki bütün erkek çocuklar, taht üzerinde eşit haklara sahiptiler. Bu nedenle, kimin padişah olacağı hakkında 17. yüzyıl başına kadar kesin bir kural yoktu. Kimin tahta çıkacağı konusunda, devlet adamlarının, ulemanın ve askerlerin tercihleri önemli rol oynamaktaydı.
Osmanlılardan önceki Türk devletlerinde hükümdarlar, ülkeyi, kardeşleri ve kendi çocukları arasında paylaştırırdı. Onlar da hükümdar kadar egemenlik hakkına sahiptiler. Bu sistem, güçlü Türk devletlerinin bir süre sonra parçalanmalarına ve yıkılmalarına gerekçe oluyordu. Bu nedenle Osmanlı şehzadeleri, ancak sancak beyi olabildiler. Yetkileri de son derece sınırlıydı. Osmanlılar, Selçuklularda olduğu gibi, bir bölgeyi fetheden komutanlara, o bölgenin yönetimini vermediler, alınan topraklar mutlaka devlete ait oluyordu.
19. yüzyılda ilân edilen Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyet, padişahların yetkilerini yeniden düzenleme amacı taşıyordu. Bununla beraber, gerek Tanzimat gerekse Meşrutiyet döneminde padişahlar, mutlak yönetim hakkını kullanmaya devam ettiler.
Padişahlar
Osmanlı Devleti, kurulduğu zaman küçük bir beylikti. Devletin başında ilk zamanlar bey ya da gazi unvanı ile anılan bir hükümdar bulunuyordu. Osmanlı hükümdarları içinde ilk defa sultan unvanını I. Murat kullanmıştır. Bunların yanı sıra hükümdarlara, han, hakan ve hünkâr da denilmiştir. Osmanlı hükümdarlarının en yaygın kullandıkları unvan, padişah olmuştur.
Padişahlar, devletin kurucusu Osman Beyin soyundan gelirlerdi. Padişahlık, babadan oğula geçmekle beraber, ilk zamanlar bu konuda belli bir veraset sistemi yoktu. Bu durum, eski Türk geleneğinden kaynaklanıyordu. Buna göre, ailenin bütün erkekleri, taht üzerinde hak sahibiydiler. Bu nedenle, her hükümdar değişikliğinde taht kavgaları çıkardı. Tahta çıkan şehzade, egemenlikte hak ileri sürmemeleri için, erkek kardeşlerini öldürtmek zorunda kalıyordu. Bu yöntem, bir saltanat yasası olarak, 17. yüzyıl başlarına kadar devam etti.
17. yüzyıl başlarında I. Ahmet zamanında yapılan bir düzenlemeyle, Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının tahta geçmesi usulü getirildi.
Padişahlar, her konuda çok geniş yetkilere sahip bulunuyorlardı. Önemli konularda, büyük devlet adamlarının düşüncelerini almakla beraber, son kararı yine kendileri verirdi. Divan'a başkanlık etmek (Fatih'le birlikte, bu görev sadrazamlara bırakılmıştır.), ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını atamak, savaşa ve barışa karar vermek padişahın başlıca görevleriydi. Bu görevlerini yerine getirirken, zamanın şeyhülislâmından fetva alırlardı.

Şehzadeler
Osmanlı padişahlarının erkek çocuklarına şehzade ya da bilgili, görgülü, kibar anlamına gelen çelebi denirdi. Şehzadeler, küçük yaşlarından itibaren sancaklara gönderilir, askerî ve idarî konularda yetiştirilirlerdi. Sancakta bulunan şehzadelere çelebi sultan denirdi. Şehzadelere yardımcı olmak üzere, yanlarına lala denilen bilgili, tecrübeli devlet adamları verilirdi. Bu uygulamadaki amaç, şehzadelerin devlet yönetimini öğrenmesiydi. 15. yüzyıl ortalarına kadar İzmit, Bursa, Eskişehir, Aydın, Kütahya, Balıkesir, Isparta, Antalya, Amasya, Manisa ve Sivas başlıca şehzade sancakları olmuştur.
16. yüzyılın sonlarından itibaren, şehzadelerin sancaklara gönderilme usulü kaldırıldı. Bunun yerine, sarayda kalmaları ve eğitimlerini burada tamamlama uygulaması getirildi. III. Mehmet, sancağa gönderilen son şehzade olmuştur. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verilmesi, onların devlet yönetimiyle ilgilerinin kesilmesine ve toplumdan uzaklaşmalarına neden olmuştur. Şehzadeler, cülus töreniyle tahta çıkar ve onlar için kılıç alayı düzenlenirdi.

2.   Merkez Teşkilâtı
Osmanlı devlet örgütü, padişahın mutlak egemenliğini gerçekleştirmek için kurulmuştu. Devletin bütün yönetim birimleri doğrudan padişaha bağlı olarak teşkilatlandırılmıştı. Oluşturulan bu sistemin merkezinde, padişah ve saray örgütü bulunuyordu.
Saray
Osmanlı Devleti'nde saray, padişahın özel yaşamının geçtiği ve devletin yönetildiği yerdi. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre içinde yapılan bu yapılar özellikle devletin başkentlerinde yer alırdı. İlk saray, 1326'da Bursa'da, daha sonra 1361'de Edirne'de yapılmıştır. İstanbul'un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı, 19. yüzyıl ortalarına kadar padişahların oturduğu ve merkez teşkilâtının bulunduğu yer olmuştur.
, iki bölümden oluşuyordu:
 
1. Birûn (Dış Saray)
Birûn, sarayın dış bölümüdür. Sarayın, Bab-ı Hümayun adı verilen dış kapısından girildikten sonra Babü's selâm kapısıyla orta avluya geçilir. Burada Has Odalar yer alırdı. Bu odalarda saray hizmetlileri bulunurdu.
Has Ahırları, Zülüflü Baltacılar koğuşları ve Divan-ı Hümayun'un toplandığı Kubbealtı da Birûn (dış saray)'a ait bölümlerdi. Birûn ile Enderun (iç saray)'u, Babü's-saade denilen kapı birbirine bağlar. Babü's-saade'nin karşısında padişahların, Divan üyelerini ve yabancı elçileri kabul ettiği Arz Odası bulunurdu.
Enderun (İç Saray)
Enderun, padişahın özel yaşamını geçirdiği ve saray görevlilerinin yetiştirildiği bölümdü. Bu bölümde, Enderun denilen saray okulu ve Harem bulunurdu. Burada eğitim faaliyeti oda adı verilen yerlerde yapılmaktaydı. Enderun'a alınacaklarla ilgili olarak yapılan işlemler şunlardı:
Devşirme usulüyle toplanan çocuklar, Acemi Ocağı'na gönderilmeden önce, bir seçime tâbi tutulurlar ve önce Edirne Sarayı, Galata Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı'nda eğitilirlerdi. Bundan sonrası ikinci bir seçim daha yapılırdı. Seçilenler, Topkapı Sarayı'ndaki Büyük Oda ve Küçük Odaya alınırlardı. Burada iyi bir eğitimden geçirilirlerdi.
Bu eğitimin amacı, saraya alınacak kişileri, devlet adamı, asker ve seçkin kişiler olarak yetiştirmekti. Bu odalardaki eğitim sonrasında da yeni bir seçim yapılır; seçilenler, padişahın özel hizmetine ait odalara alınırlardı.
Bu odalar şunlardı:
Has Oda: Padişahın günlük hizmetinde bulunanların olduğu yerdi. Bu odanın yöneticisine Hasodabaşı denirdi. Has Oda, rütbe bakımından en yüksek hizmetlilerin bulunduğu yerdi.
Hazine Odası: Padişahın özel hazinesine ve değerli eşyalarına bakanların bulunduğu yerdi.
Kiler Odası: Bu odada bulunanlar, padişahın sofra hizmetlerine bakarlardı.
Seferli Odası: Müzisyen, berber gibi hizmetlilerin bulunduğu yerdi.
Bu odalarda eğitimlerini tamamlayanlar, çıkma denilen bir tayin usulüyle Birûn'da ve taşrada önemli görevlere getirilirlerdi.
Harem: Saray kadınlarının bulunduğu bölümdü. Burada, padişahın annesi, eşleri ve cariyeler bulunurdu. Harem'deki kadınlar başkalfa kadın'ın yönetiminde bir eğitimden geçirilirlerdi. Harem'in yöneticisi harem ağası idi.
 
b) Divanıhümayun
Divan,merkez teşkilâtının temelini oluşturmaktaydı.
İlk Osmanlı Divanı, Türkiye Selçuklu Devleti'ndeki uygulama örnek alınarak kuruldu.
Orhan Bey zamanından beri Osmanlılarda Divan teşkilâtının bulunduğu bilinmektedir. İlk zamanlar Divan üyeleri, padişah, vezir ve Bursa kadısı idi. Buradaki toplantılara padişahlar başkanlık yapmaktaydı. Bu nedenle, padişah nerede ise, Divan da orada toplanırdı. Fatih ve ondan sonraki padişahlar, bu görevi veziriazamlara bıraktılar. Padişahlar, bundan sonra Divan toplantılarını gizli bir pencereden izlemeye başladılar.
Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar her gün toplanan Divan, sonradan haftada dört gün toplanmaya başladı. Divan, Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denilen yerde toplanırdı. Burada; siyasî, idari, askeri, örfî, şer'î, adlî ve malî konular, şikâyet ve davalar görüşülüp karara bağlanırdı. Görüşmeler öğle zamanı sona erer, bundan sonra önce vezir-i azam-lar (sadrazam), daha sora diğer Divan üyeleri, padişahın huzuruna çıkarak görüşmeler hakkında bilgi verirlerdi.
Divanıhümayun dışında toplanan diğer Divanlar şunlardı:
1-   Veziriazam konağında toplanan ikindi, çarşamba ve cuma divanları;
2-   veziriazam sefere çıktığı zaman toplanan Sefer Divanı,
3-   yeniçerilerin maaşlarının dağıtılması için toplanan Ulufe Divanı,
4-   padişahın yabancı elçileri kabulü sırasında toplanan Galebe Divanı,
5-   olağanüstü hâllerde toplanan Ayak Divanı.

Divanıhümayun Üyeleri
Padişah
Veziriazam (Sadrazam)
Kubbealtı
Vezirleri   Nişancı
Vezirleri   Rumeli
Kazaskeri   Anadolu
Kazaskeri   Rumeli
Defterdarı   Anadolu
Defterdarı   Yeniçeri Ağası
(Rütbesi vezir ise)   Kaptan Paşa

1)   Veziriazam (Sadrazam) :Padişahtan sonra en yetkili devlet adamı, veziriazamdı. Devlet yönetiminde padişahın vekili sayılır ve kendisinde, padişahın mührü bulunurdu. Orhan Bey zamanında, toprakların genişlemesi ve devlet işlerinin artması sonucu ilk vezirlik makamı kuruldu. I. Murat zamanında vezirlerin sayısı üçe çıktı. Vezirlerin hiyerarşideki yerlerini göstermek için, birinci vezire veziriazam denildi.Büyük devlet memurlarını atama, görevden alma, veziriazamın buyruğu ile olurdu. Padişah sefere çıkmadığı zaman serdâr-ı ekrem unvanıyla orduya komuta ederdi. Veziriazamın görevinden azli, padişah mührünün geri alınmasıyla olurdu.
2)   Vezirler:Vezirler, çeşitli devlet işlerinde yetişmiş tecrübeli kişiler olduklarından, görüşlerinden yararlanılır ve veziriazamın verdiği işleri yaparlardı,, İlk Osmanlı vezirlerinin çoğu ulema (bilgin) kökenli idiler. Sonradan asker kökenli kişiler de vezirliğe getirildiler. Vezir olabilmek için, sancak beyliği, beylerbeylik ve son olarak da Rumeli Beylerbeyliğinde bulunmak gerekirdi. Divan toplantılarında, veziriazamın sağında otururlardı. 15. yüzyılın sonlarına kadar Divanda üç vezir bulunuyordu. 16. yüzyılın sonlarında vezir sayısı yediye kadar çıkmıştır. Bu vezirlere, Kubbealtı vezirleri adı verilirdi.
3)   Kazaskerler:Kazaskerlik, 1362'de I. Murat zamanında kuruldu. 1480 yılına kadar bir kazasker bulunurken, Fatih döneminde, Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri olarak sayıları ikiye çıkarıldı. Bunlardan Rumeli Kazaskeri, rütbe bakımından daha ileri idi. Kazaskerler, Divan'da büyük davalara bakar, kendi bölgelerindeki kadı ve müderrisleri atama ve görevden alma işlerine karar verirlerdi.
4)   Defterdarlar:Defterdarlar, Divan'da mâli konularda açıklamalarda bulunurlar, ayrıca devletin gelir ve giderlerine bakarlardı. İlk zamanlarda, defterdar sayısı bir iken, sonraları malî işlerinin artmasından dolayı sayısı ikiye çıkarılmıştır. Bunlar; Rumeli Defterdarı (Baş defterdar) ve Anadolu Defterdarı idi. Anadolu Defterdarı, Anadolu'daki mâli işlere bakardı. Rumeli Defterdarı ise hem Rumeli'de ki hem de diğer bütün malî işlerden sorumluydu.
5)   Nişancı (Tevkiî-i Tuğraî):Nişancı, padişah adına yazılacak fermanlara, beratlara ve nâmelere, hükümdarın imzası olan tuğrasını çekerdi. Ayrıca, devletin arazi kayıtları, tahrir defterlerindeki düzeltmelerde nişancı tarafından yapılırdı. Nişancı, kanunları iyi bilir, gerektiğinde Divan'da açıklamalarda bulunurdu.Nişancı'ya bağlı olarak çalışan reisülküttap, Divan kâtiplerinin şefi idi. Reisülküttap, buranın üyesi olmamakla beraber, Divan işlerindeki deneyimi nedeniyle önemi büyüktü. Görevleri, Divan'da verilen kararları düzelttikten sonra tamamlamak, fermana uygun olarak emirleri yazmak, padişaha ile veziriazama gelen mektupları tercüme ettirmek ve bunlara cevap hazırlamaktı. Reisülküttap, bütün bu işleri kendi başkanlığındaki, çeşitli kalemlerden oluşan bir teşkilât vasıtasıyla yerine getirirdi. Reisülküttaba bağlı olarak çalışan kalemler ve bunların görevleri şunlardı:
a)   Beylikçi Kalemi: Divanıhümayun'da alman kararların ve görüşülen konuların tutanaklarını yazıya geçirirdi. Ayrıca, dış ilişkiler ile ilgili kararlan yazıya geçirir, anlaşmalarla ilgili metinleri düzenlerdi.
b)   Tahvil Kalemi: Bu kalem, yüksek dereceli görevlilerin (vezir, beylerbeyi, sancak beyi) özlük işleriyle ferman ve beratları düzenlerdi. Ayrıca, zeamet ve tımar kayıtları da bu kalem tarafından tutulurdu.
c)   Rüûs Kalemi: Tahvil kaleminin görev alanı dışında kalan bütün görevlilerin (kethüda, dizdar, müderris, imam) özlük işlemleri bu kalem tarafından düzenlenirdi.
d)   Âmedî Kalemi: Veziriazam ile padişah arasındaki yazışmaları, yabancı devletlere gönderilecek mektupları düzenlerdi. Osmanlı Devleti'nin, Avrupa ülkelerinde devamlı elçi bulundurmasından sonra, elçilerden gelen raporları kaydetmek, cevap yazmak, şifre çözmek görevi de bu kaleme aitti. Tanzimat’tan sonra bu kalemin önemi daha da arttı.
6)   Yeniçeri Ağası:Yeniçeri ağası, Yeniçeri ocağının en büyük komutanıydı. Yeniçeri ağası, vezir rütbesine sahip ise, Divan'ın tabiî üyesi sayılıp, görüşmelere katılırdı. Yeniçeri ağası, arz günü, vezirlerden önce padişahın huzuruna çıkar, Yeniçeriler hakkında bilgi verirdi.
7)   Kaptanı derya:Kaptanı derya, donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumluydu, 16. yüzyılın ikinci yarısında vezir rütbesi aldıktan sonra Divan üyesi oldular.
8)   Şeyhülislâm (Müftü):Şeyhülislâm, Divan'da alınan kararların İslâm dinine uygun olup olmadığı konusunda fetva verirdi. Şeyhülislâm, Divan üyesi olmamakla beraber, Divan'da alınan kararların din kurallarına uygun olup olmadığını kontrol ederdi. Fatih döneminde rütbe ve makam olarak kazaskerlerden sonra gelen şeyhülislâm, Kanunî döneminde veziriazamla eşit sayıldı.
Merkez Teşkilâtında Meydana Gelen Değişiklikler
Divan Toplantıları:17. yüzyılın sonlarına doğru Divanıhümayunun önemi giderek azalmaya başladı. 18. yüzyıl başlarında Divan toplantıları iki, kimi zaman da dört günde bir yapılmaya başlandı, III. Ahmet zamanında bu toplantılar haftada iki, sonraları bir güne indirildi. I. Mahmut ve III. Osman zamanlarında Divan toplantıları kaldırıldı. Devlet işleri, Babıali'de (Sadrazam Konağı) görülmeye başlandı.
 (18 yüzyıldan itibaren veziriazama, sadrazam denildi.) Babıali, zamanla Osmanlı hükümeti anlamında kullanılmaya başlandı.
18. yüzyılda reisülküttaba bağlı olarak çalışan Divan kalemlerinin önemi arttı. Avrupa'da devletler arası diplomatik faaliyetlerin artmasıyla birlikte, reisülküttablık, dış ilişkileri düzenleyen ve yürüten bir makam durumuna geldi.
19. yüzyılda Osmanlı devlet yönetiminde önemli değişiklikler yapıldı.
II.Mahmut Dönemi Değişiklikleri:
a)   II. Mahmut döneminde Divanıhümayun kaldırılarak, bugünkü anlamda Bakanlar Kurulu (Meclis-i Has) oluşturuldu. Sadrazama başvekil, defterdara maliye nazırı, sadaret kethüdasına dahilîye nazırı, reisül-küttaba haricîye nazırı denildi.
b)   Askerî işleri düzenlemek için Dâr-ı Şûra-î Askerî, yönetim konularını plânlamak için Dâr-ı Şûra-i Bâb-ı Âli, memurların yargılanması, hükümet ile halk arasındaki davaların "görüşülmesi için de Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye denilen komisyonlar kuruldu.
c)   Memurlar, dâhiliye ve haricîye olmak üzere iki sınıfa ayrılarak, kendilerine maaş bağlandı.

Tanzimat Dönemi Değişiklikleri
3 Kasım 1839'da ilân edilen Tanzimat Fermanı ile, yönetimde yeni düzenlemeler yapılacağı bildiriliyordu.
Tanzimat Döneminde Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Bu dönemde gerçekleştirilen yenilikler bu mecliste plânlandı.
1854'te Meclis-i Ali-i Tanzimat kuruldu ve yönetmelikleri hazırlama görevi bu meclise verildi.
1868'de Şûra-i Devlet (Danıştay) kuruldu.
Tanzimat Döneminde merkez teşkilâtında en önemli değişiklik Seraskerlik'in kurulmuş olmasıdır. Kara kuvvetleri komutanlığı demek olan bu makam, sadrazam ve şeyhülislâmla eşit tutuldu.
Tanzimat Döneminde hükümet teşkilâtı.
Padişah
Sadrazam
Heyet-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu)
Şeyhülislâm   Haricîye Nazın   Sadaret Müsteşarı
Serasker   Maliye Nâzın   Valide Kethüdası
Evkaf Hazine-i Has Nazın   Nâzın Zaptiye      Müşiri Kaptanı derya
   Ticaret Nazın   Tophane Müşiri

Meşrutiyet Dönemi Değişiklikleri
23 Aralık 1876'da Kanunuesasî (Anayasa)'nin ilânı ile Osmanlı Devleti, Meşrutiyet yönetimine geçti. Kanunu esasî’ye göre, padişahın yetkilerine dokunulmamakla beraber, kanunların görüşülmesi için iki meclis kuruldu. Bunlardan biri Meclis-i Mebusan, diğeri Meclis-i Ayan idi.
Meclis-i Mebusan, Osmanlı vatandaşı olan her 50.000 erkek arasından seçilen milletvekillerinden meydana geliyordu.
Meclis-i Ayan üyeleri ise, padişah tarafından seçiliyordu.
Kanun tasarılarını Heyet-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu) hazırlar ve meclislere sunardı. Yürütme gücünü elinde bulunduran padişah, sadrazamı ve bakanları seçer, görevden alırdı. Hükümet, meclislere değil, padişaha karşı sorumluydu.
Birinci Meşrutiyet Dönemi uzun sürmedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı bütün meclis üyelerini Osmanlı Devleti etrafında birleştirmişti. Ancak, bir süre sonra Müslüman olmayanlar desteklerini çektiler ve saraya karşı güvensizlik gösterdiler. Meclis'te birlik sağlanamaması üzerine II. Abdülhamit, Meclis'i kapattı (1878).
1908'de II. Meşrutiyet ilân edildikten sonra, çeşitli siyasî partiler ortaya çıktı ve parti hükümetleri kuruldu.










 

Benzer Konular - Bu konularda İlginizi Çekebilir

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
7 Yanıt
2582 Gösterim
Son İleti 22 Ocak 2010, 02:32:33
Gönderen: çeyrekasırlıkadam
3 Yanıt
861 Gösterim
Son İleti 05 Nisan 2010, 16:49:38
Gönderen: çeyrekasırlıkadam

Etiketler: osmanlı devlet anlayışı 
FORUM KURALLARI
Yasal Uyarı: Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu nedenle, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, bf@birlikteforum.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Şikayet incelenip ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.
Birlikteforum.com SMF 2.0.6 | SMF © 2011, Simple Machines