RSS Facebook LinkedIn Twitter MySpace

BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu

Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: İMAM ŞAFİİ KiMDİr?  (Okunma sayısı 13932 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gazi77

  • Ziyaretçi
İMAM ŞAFİİ KiMDİr?
« : 03 Şubat 2008, 14:49:28 »
Doğumu ve Nesebi:

İmam Şafii'nin adı Muhammed ibnu İdris'tir. İmamı Azam Ebu Hanife'nin vefat

ettiği yıl olan Hicri 150 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde dünyaya geldi.

İttifakla rivayet edildiğine göre İmam Şafii'nin babası Kureyş kabilesine mensup

olup, Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in dedelerinden Haşim'in kardeşi Muttalip

oğullarına dayanır.

İmam Şafii'nin annesi Yemenli Ezd kabilesindendir. Oğlunun yetişip

olgunlaşmasında onun büyük bir payı vardır.

Gençliği ve Yetişmesi

Kureyşli bir babanın çocuğu olan Şafii, henüz beşikteyken babasını kaybetmiş ve

bu yüzden fakir olarak büyümüştür. Filistin'e sığınmış olan bu fakir aile,

hayatla mücadelede birçok zorlukla karşılaştı. Annesi onu Mekke'ye götürdü.

Bizzat kendisinin anlattığına göre oraya yerleştiklerinde on yaşında olan İmam

Şafii fakir ve yetim olarak büyümüştür. İmam Şafii eğitiminde herhangi bir

bozukluk olmadığından kendi özünden gelen bir insiyakla yüksek hedeflere

yönelmiştir. Fakirliğe rağmen yüksek bir soya mensup oluşu, kendisini insanlara

yaklaştırmış, cemiyete karışmasını sağlamış ve böylece içinde yaşadığı ortamın

şartlarına intibak etmesine vesile olmuştur.

Şafii'nin ruhunda yüksek işler yapma isteği mevcuttu. Annesi de onu Gazze'den

Mekke'ye gönderirken oğlunu bu yola teşvik etmiş ve gerekli sebepleri hazırlamış

oluyordu.

İmam Şafii henüz küçük yaşlardayken Gazze'de ilim tahsil etmeye başlamış ve

Kur'an-ı Kerim'i hıfzetmişti. Mekke'ye gelince büyük hadis üstatlarından

Peygamber efendimizin hadislerini ezberlemeye, diğer taraftan da Arapça'yı

düzgün ve mükemmel bir şekilde öğrenmeye başladı. Kırsal kesimlerde korunan

fasih Arapça'yı öğrenmek için bir süre çölde Huzeyl kabilesinin arasında yaşadı.

On yıl kadar süren çöl hayatında, dil öğreniminin yanı sıra ok atmayı da

öğrendi. Kendisi bu konuda şöyle der: "Çöldeyken himmetim iki şeyde toplanmıştı.

Okçuluk ve ilim. Ok atmakta o kadar maharet sahibiydim ki, on ok atsam hepsi

hedefe isabet ederdi." Bunu söyledikten sonra ilim hususunda bir şey demeden

sustu. Yanında bulunan biri: "Vallahi sen ilimde, okçulukta olduğundan çok daha

üstünsün"dedi.

İşte İmam Şafii'nin ilk eğitimi böyle olmuştur. Bu, o çağdaki Arap terbiyesinin

en mükemmel örneğini arz eder: Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek, hadis, fasih Arapça,

binicilik ve atıcılık öğrenmek, şehirde ve çölde yaşayanların adetlerini,

ahvalini tanımak.

İmam Malik'in Himayesinde İlim Tahsili

İmam Şafii yirmi yaşlarında bir delikanlı iken, ilim derecesi o kadar

ilerlemişti ki fetva verecek ve hadis rivayet edecek bir mertebeye ulaşmıştı.

Hatta Müslim ibnu Halid Zenci ona fetva vermesi için izin vererek: "Ya Eba

Abdillah, artık fetva ver, senin fetva verme zamanın geldi" dedi.

Onun ilim tahsilindeki gayreti, Mekke'nin surlarını aşmış ve bu şehrin ötelerine

doğru uzanmaya başlamıştı. Çünkü ilmin sınırı ve ülkesi yoktur. Bu arada

Medine'nin imamı Malik ibnu Enes'in adı Şafii'ye ulaşmıştı. Zira bu imamın adı o

derece yayılmıştı ki, gelip gidenler hep onu zikrediyorlardı. Bu durumda

Şafii'nin gayreti ondan ilim tahsil etmeye yöneldi ve bu yüzden Medine'ye gitmek

istedi. Fakat o Medine'ye İmam Malik'in ilminden habersiz eli boş gitmek

istemiyordu. İmam Malik'in ismi her tarafa yayılmış olan el-Muvatta adlı eserini

temin edip defalarca okudu. Hatta o kitabı ezberlediği bile söylenir. Bu kitabı

okuduktan sonra onun İmam Malik'i görme arzusu daha da arttı.

Şafii Medine'ye gitmeden önce, orada herhangi bir zorlukla karşılaşmamak için

Mekke valisinden bir tavsiye mektubu alarak yola koyuldu. Oraya vardığında

yanındaki mektupla Medine valisinin yanına girdi. Mektubu valiye verip durumu

izah ettikten sonra, valiyle beraber büyük imam Malik ibnu Enes'in evine

gittiler. Malik onları kapıda karşıladı. Uzun boyu ve heybetli görünüşüyle

vakarlı, muhteşem bir zattı. Vali kendisine mektubu takdim etti. İmam Şafii

bundan sonrasını şöyle anlatır: "Mektubu alıp okumaya başladı. "...mektubu

getirenin işi şu merkezde, onunla konuş ve gereğini yap" sözlerine gelince

mektubu elinden attı ve : "Subhanallah, Resulullah'ın ilmi artık bu vasıtalarla

mı alınır oldu?" dedi. Baktım ki vali onunla konuşmaktan korkuyor. Ben ileri

atıldım ve : "ALLAH iyilikten ayırmasın, ben Muttalip ailesinden bir adamım.

Maksadım şudur" diyerek hayat hikayemi anlattım. Sözlerimi dinledikten sonra

bana baktı. Onda büyük bir feraset ve sevgi vardı. Bana: "Adın ne?" dedi.

"Muhammed" dedim. "Ey Muhammed, ALLAH'tan kork, günahtan sakın, zira sen yüksek

mertebe sahibi bir adam olacaksın. ALLAH senin kalbine bunu koymuş, onu

günahlarla söndürme" dedi. Ve sözünün sonunda: "Yarın buraya gelirsin, seni

okutacak olan da gelir" dedi."

Böylece Şafii'nin İmam Malik himayesindeki ilim tahsili başlamış oluyordu.

Şafii, Malik'in Muvatta'ını rivayete ehliyet kazandıktan sonra ondan fıkıh

almaya, onun fetva verdiği meseleleri öğrenmeye devam etti. 179 senesinde bu

büyük imamın ölümüne kadar ondan ders aldı. Şafii o zaman 29 yaşında ömrünün

baharında, gençliğinin en olgun döneminde idi. Öyle anlaşılıyor ki Şafii, İmam

Malik'ten ilim öğrenmekle beraber, zaman zaman onun derslerine ara veriyor,

İslam ülkelerinde seyahatler yapıyordu. Bu seyahatlerinde her zeki yolcu gibi

insanların ahvalini, tarihini öğreniyor, içtimai olayları inceleme fırsatını

buluyordu. Bu arada Mekke'ye gidiyor, annesini ziyaret ediyor, onun öğütlerini

dinliyor, duasını alıyordu. Çünkü o bilgili, anlayışlı, güzel düşünceli, asil

bir kadındı. Şafii'nin İmam Malik'in dersine devam etmesi, onun seyahatlerine,

şahsi inceleme ve araştırmalarda bulunmasına bir engel teşkil etmiyordu.

Valilikte Görev Alması

İmam Malik ibnu Enes vefat edince, Şafii ilimden yeteri kadarı nasibini aldığı

kanaatine vardı. O zamana kadar çok fakir bir hayat sürdü. Kendi geçimini temin

edebilmek için bir iş aramaya başladı. Bu sırada Yemen valisi Hicaz'a gelmişti.

Kureyş'ten bazıları ondan Şafii'yi beraberinde Yemen'e götürmesi isteğinde

bulundular. Vali bu isteği uygun bularak, kendisine bir iş vermek üzere Şafii'yi

yanında götürdü. Şafii bu hususta şöyle der: "Annemde bana verecek yol parası

bile yoktu. Evi rehin vererek, yol parasını tedarik ettim. Yemen'e varınca vali

bana iş verdi. Bu parayı ödemek için çalışmaya başladım."

İmam Şafii'nin dirayeti, bilhassa Yemen valisinin maiyetinde aldığı ve kadılık

seviyesinde olan bu görevinde dikkati çekmiştir. Vazifesi Yemen'e bağlı

Necran'daydı. Şafii, burada adaleti hakkıyla gerçekleştirmiştir. Her çağda ve

her yerde olduğu gibi Necran'da da insanlar, valilere, kadılara, hakimlere

yaranmaya çalışıp, onlara yakınlaşmak için yol arıyorlardı. Fakat bu tip

insanlar İmam Şafii'den bu konuda gerekli iltifatı göremediler. Şafii bu kapıyı

kapatmakla nefsini fesat, şer ve zulümden korumuş oldu. Dolayısıyla uygulanması

çok zor görülen adaleti tam olarak gerçekleştirmiş oldu.

Güçlüklerle Karşılaşması

Tıpkı günümüzde olduğu gibi tarihin her döneminde iyi işler yapmaya çalışanlar,

adaleti hakkıyla yerine getirenler, fırsatçılara ve zalimlere fırsat

tanımayanlar daima zalimlerin ve menfaatperestlerin fiili ve psikolojik

işkencelerine maruz kalmışlardır. İmam Şafii söz konusu görevine devam ettiği

sıralarda Yemen'e zalim, gaddar bir vali tayin oldu. Bu vali, kendi idaresi

altındakilere zulüm yapmaktan çekinmiyordu. Bu durumdan haberdar olup rahatsız

olan Şafii, alimlerin elinde keskin bir kılıç olan tenkit vasıtasını çok iyi

kullanarak bu valiyi uyarmaya çalıştı. Fakat Şafii'nin bu tavrı valinin onun

aleyhine harekete geçmesine yol açtı. Vali ona kin bağlayarak hakkında iftiralar

uydurdu. Zira herkes tabiatının gereğini yapar.

Abbasiler, Hz. Ali (r.a.)'nin soyundan gelenlere karşı bir tavır içindeydiler.

Bu sebeple herhangi bir valinin Hz. Ali (r.a.) soyundan gelenlere karşı iyi

davrandığını tespit ettiklerinde derhal onu ya azlediyor, ya muhakemeye çekiyor,

ya da öldürüyorlardı.

Söz konusu zalim vali de Abbasileri bu zayıf noktalarından vurmayı başardı.

Şafii'yi Hz. Ali (r.a.) soyundan gelenlerin taraftarı olmakla itham etti. Bu

sadece psikolojik bir yıldırmaydı ve her hangi bir fiili duruma dayanmıyordu.

Çünkü Şafii'nin Hz. Ali (r.a.) soyundan gelenlere karşı sevgi beslediği herkesçe

biliniyordu. Fakat onun bu sevgisi kendisini Şiilik propagandasına ve onların

iktidara gelmesi için bir girişimde bulunmaya sevk edecek durumda değildi. Tüm

bu gerçeklere rağmen zalim vali, bu konuda ısrar ediyor, Halife Harun Reşid'e

mektup göndererek onu Şafii'ye karşı kışkırtıyordu.

Nihayet Şafii eli kelepçeli halde Bağdat'a gönderildi. 34 yaşlarında böyle bir

durumla karşı karşıya kalan Şafii apar topar Halife Harun Reşid'in huzuruna

çıkarıldı. Ancak güzel savunması ve İmam Muhammed ibnu Şeybani'nin lehinde

şahitlik etmesiyle canını kurtardı.

Yeniden İlme Yönelmesi

İmam Şafii, başına gelen bu olay valilikteki görevini bırakıp kendini yeniden

ilme verdi. Okudu, okuttu; ders aldı, ders verdi. İnsanlar için fıkıhta ebedi

eserini meydana getirdi. Bağdat'ta Muhammed ibnu Hasan'ın evinde konakladı. Onun

eserlerini bizzat kendinden okudu. Böylece hem Irak'ın hem de Hicaz'ın fıkhını

birleştirmiş ve çağın en büyük fakihlerinden ders almış oldu. Bu sayede, fıkıh

ilminin kurallarını tespit edecek kadar yüksek bir mertebeye ulaştı. Bu konuda

muvafık ve muhalif herkes onun bu mevkiini tanıdı. Böylece onun ünü her tarafa

yayıldı, itibarı yükseldi ve nihayet, hakkıyla imamlık mertebesine ulaştı.

Bağdat'ta oturduğu sıralarda Iraklılarla fıkhi münakaşalar yapar ve kendisini

İmam Malik'in talebesi sayardı. Muayyen bir metot ortaya koymazdı. İmam Muhammed

dışında, yaşça kendisine denk olanlarla tartışırdı. İmam Muhammed'i ise

kendisinin hocası olarak görüyor, onunla tartışmaya girmekten çekiniyordu.

İmam Şafii daha sonra Mekke'ye döndü ve Harem-i Şerifte ders vermeye başladı.

Hac mevsimi gelince nice büyük alimler onunla görüşür, onu dinlerlerdi. İşte bu

esnada Ahmed ibnu Hanbel de onunla görüştü. Artık Şafii'nin şahsiyeti yepyeni

bir fıkıhla ortaya çıkmıştı. Bu, ne yalnız Medine ehlinin fıkhı idi, ne de

yalnız Irak ehlinin. Belki de her ikisinden de alınmış yeni bir fıkıh ki, kitap

ve sünnet ilminin olgunlaştırdığı, Arapça'yı ve insanların ahvalini iyi

bilmesinin perçinlediği, kıyas ve re'yin geliştirdiği parlak bir aklın

hulasasıdır.

İmam Şafii, Mekke ve Bağdat arasında gidip geliyor, büyük üstatlarından almış

olduğu emsalsiz ilimle kendi üstün zekasını kullanarak ortaya koymuş olduğu yeni

bir fıkhı insanlara aktarıyor, onları bilgilendirmeye çalışıyordu. Etrafında

toplanan cemaat bu büyük ilim deryasını can kulağıyla dinliyor, anlattıklarını

benimsiyorlardı. Fakat halk tabakasından bazı kişiler ve görüşler, aşırıya

giderek İslam'la çelişen durumlara düşmüşlerdi. Bu yüzden İmam Şafii, görüşlerin

birbiriyle çarpıştığı ve boğuştuğu Irak'ın gürültülü hayatından uzak kalmak

maksadıyla uzun bir süre Mekke'de oturmayı tercih etti.

İmam Şafii, h. 195 yılında 45 yaşlarındayken yeniden Bağdat'a dönmüştür. Gittiği

her yerde görüşlerini yaymaya çalışan İmam Şafii'nin bazı görüşleri üstadı İmam

Malik'in görüşleriyle çelişiyordu. Fakat üstadına olan saygısından dolayı onu

hiçbir zaman eleştirmiyor, sadece kendi görüşlerini dile getiriyordu. Fakat halk

arasında İmam Malik'in itibar ve saygınlığına dayandırılan birtakım bidatlere

karşı şiddetle mücadele etmiştir.

Şafii bazı İslam ülkelerinde, İmam Malik'ten kalan eserlerin, eşyaların ve

elbiselerin takdis edildiğini duydu. Hatta Müslümanlar arasında öyleleri vardı

ki, kendilerine herhangi bir konuda Resulullah şöyle buyurdu denildiğinde, onlar

da İmam Malik'in sözleriyle itirazda bulunmaya kalkışıyorlardı. Hatta Endülüs'te

halk İmam Malik'in sarığıyla yağmur duası yapıyordu. İmam Şafii ise bütün bu

bidatlere şiddetle karşı çıktı. Zira, insanlar imamlar konusunda aşırıya giderek

tehlikeli bir yola sapmışlardı. Her şeyden önce isabet etmesi de, hataya düşmesi

de mümkün olan bir müçtehidin sözleriyle Peygamberin hadislerine itiraz

edilemezdi. Ayrıca ilim adamlarına itibar ve değer kazandıran onların geriye

bıraktıkları ilim miraslarıdır. Onların sarıklarının, cübbelerinin takdis

edilmesi, ilimlerine değil de kılık kıyafetlerine saygı gösterilmesi çirkin bir

bidattır.

Ayrıca İmam Şafii bazı konularda İmam Malik'in görüşlerine muhalefet etmiş ve

"Hilafeti Malik" adlı bir kitap yazmıştır. Fakat üstadı Malik'e hürmetinden

dolayı bu kitabı meydana çıkarmakta tereddüt etti. Ancak bir yıl aradan sonra

ALLAH'tan hayırlısını dileyerek kitabı açıklayıp yaydı. Kendisine: "Bunu nasıl

yaptın?" denildiğinde, o: "Üstadım dostumdur, hak da dostumdur, bunlar

birbirleriyle karşılaşınca hakkın dostu olmak daha evladır" dedi.

İmam Şafii bu tenkidi ALLAH rızası için yaptı. Ancak yine de İmam Malik'i tenkit

ona çok ağır geldi. Çünkü o, üstadı idi. Bu tenkit Mısır'da fıkıhçıların

şiddetli itirazlarına yol açtı. Zira İmam Malik Mısır'da müçtehitler arasında

birinci mertebeyi işgal ederdi. Bu yüzden Malikiler Şafii aleyhinde harekete

geçtiler. Onu tenkide başladılar. Hatta validen onu memleketlerinden çıkarmasını

istediler. Şafii de yanlış fikirlerle mücadeleye girişti.

Vefatı

İmam Şafii, Mısır'da mayasıl hastalığına yakalandı. Aşırı kan kaybından dolayı

20 Ocak 820'ye rastlayan Hicri 204 yılı Recep ayının son gecesi 54 yaşında vefat

etti. Kabri Mısır'da Mukattana dağının eteğindedir.

 

FORUM KURALLARI
Yasal Uyarı: Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu nedenle, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, bf@birlikteforum.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Şikayet incelenip ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.
Birlikteforum.com SMF 2.0.8 | SMF © 2011, Simple Machines
SimplePortal 2.3.5 © 2008-2012, SimplePortal