Sayın Kılçık,
Kısa yazımınızda ortaya koyduğunuz tesbitlerle ilgili görüşüm mesajımın sonundadır..Daha evelinde kişisel açılımlarımı aktaracağım..Ayrıca bu uzun yazıyı okuma sabrını gösterebilecekleri şimdiden tebrik ediyorum..
Saygıyla.............Bolkar.................
******************************************
Bir akşam vaktiydi...
Caddelerde dolaşıyordum..
İnsanlar her yerde imza altına alınmış gümrük birliği anlaşmasını coşkuyla kutluyorlar,kutsuyorlardı..
Ortalık neşeden ve sevinçten çınlıyordu.Bense tanzimat sonrası yaşanmış süreci tefekkür ederek,ruhumda hissettiğim azabın dayanılmaz acısını idrak etmekteydim..Senaryoyu ve vizyona konan filmi ışıkçısına kadar tanıyordum..
Musa peygamberin getirdiklerine iman etmiş İsrailoğullarına gökten sunulan nimetler misali,çağdaş imkanların,eli kanlı SÖMÜRGECİ TOPLULUKLARIN mirasçıları tarafından milletime sunulmayacağından son derece emindim...Tersine olarak onların nelerimize uzanacaklarını,stratejilerine vakıftım...Yanılmak için kendi kendime dualar ediyordum....
Yaradıcı o gün bana düşünsel faylarımın kırılmasını bahşetti..
Milletim kandırılmıştı ve milletime bunun bedeli pahalı ödetilecekti..
Bu işlere destek veren,hatta sempati duyan, meşrebimize eskiden beri yakın bulduğumuz ideoloji ve siyaset sahipleriyle yollarımızı ayırmanın vakti geldiğini,sağcılık solculuk kavramlarının boş olduğunu,her sahada MİLLİCİ ve GAYRİ MİLLİCİ anlayışın karşılıklı cephe pozisyonu alacaklarını anlamıştım..
Bizde safımızı belirlemeliydik,o vakitler azınlıkta kalma tercihini yaparak..Anlayışsızlık,statükoculuk yaftalarına tahammül edebilmeyi göze alarak..
Nitekim zaman bizi haksızda çıkarmadı..
O vakitten beri AB'nin baş eğilmiş uyum anlaşmalarının 450 milyar dolar borç, Kıbrıs, Güneydoğu, ekümeniklik, etnisitecilik,PONTUS ,üniter yapının tartışılması gibi SAİR bir çok dayatmaları topraklarımıza İTEKLEDİĞİNİ,türedi sorunları TETİKLEDİĞİNİ,artık son hamle olarak OCAĞIMIZA İNCİR AĞACI dikilmesi şartlarının olgunlaştırıldığını gözlemledim...
Ancak bugünkü koşullar yinede Rusya'nın Gürcistan işgali ile başlayan yeni süreç ve ÇOK KUTUPLULUĞA yelken açan dünya konjonktürü,yeni dengeler JEOPOLİTİK bağlamda Türkiye'nin hayati pozisyonu nedeniyle,akılcıl politikalar izlediğimiz takdirde tüm hesapları değiştirebilecek imkanlar sunmaktadır..
Türkiye Devleti ve kamuoyunun AB'ye soğuk duruşu tesadüf değildir..Ortada hesap vardır..
Avrupanın yumuşak karnı olan UKRAYNA ve Doğu Avrupa'da öngörülen büyük riskler,tehdit algılamaları nedeniyle,son aylarda AVRUPA'da " Türkiye'yi AB'ye almak zorundayız " seslerinin daha yüksek çıkmaya başladığını gözlemlemekteyiz..
************************************************
Dostlar,
Avrupa tarihinde hiç bir zaman tam olarak bütünlüğünü sağlayamamıştır.Jeopolitik bağlamda bu bütünlüğü temin etmelerini sağlayacak,tarım dışında varlıklarını kendi başlarına yürütebilecek kaynaklara sahip değillerdir.
Avrupa tarihi sömürgecilik,kan,dehşet ve MERKANTİLİST temelllere dayalıdır.Yüzyıllar evel dünyanın her yanındaki MAZLUM milletler üzerinde yürüttükleri sömürgeci siyasetleriyle elde ettikleri ZENGİNLİKLERİ,birikimleri kendi kıtalarına taşıyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir..Hammadde ve enerji kaynakları konusunda dışa bağımlı pozisyondadırlar.
Birinci paylaşım savaşı sonucunda ÇANAKKALE direnişiyle başlamış süreçte askeri ve siyasal manada küresel üstünlüklerini kaybetmişler,2 paylaşım savaşından sonrada dünya hegomonik rollerini ABD'ye devretmek zorunda kalmışlardır..
Günümüzde tesis etmeye çalıştıkları AB bütünlüğünün stratejik olarak küresel güç olamayacağıda gün yüzüne çıkmıştır.Politikasızlık ve kısır döngüler içerisinde kıvranmakta Latin Amerika'dan,Afrika'ya,oralardan uzak doğuya damarlar atmaya gayret etmektedirler..
Uluslararası siyasetleri ABD ve ABD'nin hakim olduğu NATO politikaları güdümünde şekillenmekte,öncesinde ve bugün ABD'nin sahneye koyduğu sıcak,soğuk savaş projelerinde kendilerine biçilmiş rolü oynamaya çalışmaktadırlar..
Türkiye'nin sıkıntısı EVANGELİSTLERİN, Türkiye ve bölgemiz üzerinde yürütmekte olduğu politikalara,Avrupalıların da tam destek vermesi noktasındadır.Diğer taraftan Avrupa çıkarları gereği Türkiye'yi yanlarında tutma zorunluluklarının farkındadırlar.
Nitekim Türkiye Devletinin bazı zamanlar AB konusunda yaptıkları keskin çıkışlar arefesinde,en üst düzeyde liderlerinin bavullarını alarak " AŞKINI KAYBETME PANİK ATAKLARI " yaşayanlar misali,Ankara'ya koşmaları bu nedenledir..
ABD Türkiye'nin AB'ye bağlanmasını Ortadoğu ve AVRASYA'daki yüksek çıkarları için desteklemekte ve bu yolla ANADOLU TOPRAKLARINDA yaşayan BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN tekrar imparatorluk köklerine dönebilme riskini ayrıca AVRASYANIN binlerce yıl evelinden bugüne uzanmış SOYLU DEVLETLERİYLE stratejik işbirliğine girme tehlikesini etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır..
Diğer yandan Avrupa,tamamen TERBİYE edilmiş KULLAŞTIRILMIŞ,değerlerinin altı oyulmuş,DAHA KÜÇÜK bir Türkiye'yi aralarına almayı akılcıl bulmaktadırlar..Özellikle BARZANİ,Ermeni Diasporası,Atina ve Fener patrikhanesi bu işi destekliyorlar...
Hatta bazıları daha ileri gidip,Türkiye'ye şiddetlice karşı koyan PAPADOPULOS'un kulağını bile çekiyorlar..
Ancak bazı çevreler her şeye rağmen........
Uysallaştırılarak,arka taraftaki kapıya bağlanılması düşünülen Türkiye'ye yinede tahammül gösterememektedirler....
Hülasa,
Devamlılığımızın nihai çaresi kapılarda beklemek yerine,TÜRKİYENİN AVRUPA,AKDENİZ,KAFKASLAR ve ORTADOĞU'yu kendi içerisine almasıdır..İlk aşamada MİSAK-İ MİLLİ sınırlarını kendisine hedef tayin etmesidir.. Bolkar'ın " YURTTA SULH CİHANDA SULH " ilkesine ittiba etmesi Misak-i Milli hedefinin gerçekleşmesiyle doğru orantılı ve ancak o noktada tatmin olarak,sükun bulabilmesiyle mümkündür....
Hedefler büyük olmalı,elbette maceralara ve tehlikeli risklere girmeden insan ömrüyle kıyaslanmayan DEVLET ÖMRÜMÜZ içerisinde BÜYÜK TÜRKİYE misyonu yürütülmeli,yürütebilecek kadrolara destek verilmelidir..
Türkiye AB siyasetini de kendi çıkarlarına göre sürdürmeye devam etmelidir..
*************************************
Sayın Kılçık,
Dikkat çektiğiniz gibi AB'ye alınmadan gümrük birliği anlaşmasına imza koyan ilk ülke Türkiye'dir.Bu usül diğer aday ülkelere uygulanmamıştır..Sadece Türkiye'ye yapılmıştır..Bu meselenin iddiası zaten olamaz,çünkü bu budur..Bu bu olan şekliyle böyle olmuştur..Bize özeldir..
Gümrük Birliği anlaşmasının bize verdiği ve vereceği zararları en iyi şekilde o tarihlerde TBMM'de sayın Abdullah Gül tarihi bir konuşmayla ortaya koymuştu..O konuşmayı unutabilmem mümkün değil..Ayrıca sayın Kamran İnan beyefendinin de tesbitleri son derece derinlik taşıyordu..
Sonradan bir çok siyasi parti liderleri,Cumhurbaşkanı,Başbakan olmuş,yetki verilmiş,Devlet adamı pozisyonundaki zevat,ekonomistler,bilim adamları bu işin zararlarını çarşaf çarşaf zikretmişlerdir..
Tabiki diğer yandan AB'yi destekleyen kesimlerde kendi düşüncelerini ortaya koymaya devam ediyorlar..
Ayrıca AB kendi fonlarından ülkemizde bir takım tediyelerde yapıyor..Biz bunlarıda takip etmeye çalışıyoruz..
Vaktiyle Osmanlı döneminde FASULYANIN FAYDALARINI anlatanlar vardı..Bunların dışında Balta limanında AVRUPA ile yapılmış TİCARET- GÜMRÜK ANLAŞMALARINI göklere çıkartarak tefsir edenler,savunanlarda arz-ı endam eyliyorlardı..
Bu anlaşmayla Türk sanayiinin gelişmesi,rekabet gücünün ve ürün kalitesinin yükseleceği babında masallar yazıyorlardı....Bunlar kayıtlarda mevcuttur..
Diğer taraftan belgeler aynı zamanda kronolojik olarak 1838'den başlayıp 1875'de iflasla sonuçlanan,Duyun-ü Umumiye ile nihayetlenen süreci yazar..
Yine belgeler,2008 yılına geldiğimiz bugünümüzde dahi Avrupalı stratejistlerin toplumsal bütünlüğü sağladığını ve korunması gerekliliğini belirttikleri,küçük esnaf,çiftçi,küçük sanayici,sanatlar kesimlerinin ,150 yıl öncesi Osmanlı topraklarında nasıl yok olduklarını anlatır...
1860 yılından itibaren DEVLET MALLARININ satılması ,şimdiki haliyle ÖZELLEŞTİRME,kiralama ve DEVLET maliyesinin kontrolü için uluslararası komisyon kurulması..
1870' ler de ana paranın FAİZİNİ dahi ödeyememe..Devletin tüm gelirlerinin teminat olarak gösterilmesi..
1875 de MORATORYUM...
1876 da İFLAS...
Devletin 200.000.000 sterlin ana borcu,bununda 11 MİLYON sterlin yıllık faizi ..
Osmanlının SADECE 18.000.000 STERLİN yıllık geliri...
Damga,Müskirat,TUZ,TÜTÜN tekelleri,İSTANBUL,BURSA,EDİRNE,SAMSUN vilayetleri İpek öşürleri,Rumeli,Bulgaristan,Kıbrıs,Sırbistan,Karadağ vergi ve varidat fazlaları ve diğer tüm gelirlerin DÜYUN-U UMUMİYE'ye teslimi..
Vergi toplama yetkisinin bu heyetin teşkil ettiği,silahta taşıyan Rum,Ermeni menşeili kadrolara verilmesi...
Batı Anadolu topraklarının neredeyse tamamına yakının İngiliz-Yunan sermayesine teslimi..
Şimdiki gibi arazi ve mülklerin yabancılara satışı..
Sayın Kılçık,
Aşağıdaki sorunuza cevab verebilecek nitelikte bilim adamlarımızca kaleme alınmış çok sayıda makale,yazılı kitaplar malumunuz olduğu gibi mevcut..Bunlar son derece noktalı virgüllü rakamlarada girmiş..Ancak ben size ve arkadaşlarımıza en kısa tarafından,halen kimse tarafından da tekzip edilmemiş ciddi bir raporun linkini veriyorum..
Ankara Ticaret Odasının Gümrük Birliği anlaşması sonrası karşılaştığımız ekonomik hasarın parasal boyutlarını arz ettiği dosya son derece çarpıcı..
Sizde bilirsiniz ki işin paradan ziyade, diğer boyutları hayati önemde..Netice de para her zaman bulunabilir.. Zat-ı Alinize muhabbetlerimi gönderiyorum......
Sorduğunuz soru şuydu.....
Eğer uygulanmışsa bize vediği hasarın büyüklüğünün sebebi nedir?
GÜMRÜK BİRLİĞİ ANLAŞMASININ TÜRKİYE'ye VERDİĞİ HASARIN EKONOMİK BOYUTLARINI ÖĞRENMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAMAMIZ YETERLİ OLACAKTIR....
GÜMRÜK BİRLİĞİ KAMBURU...ANKARA TİCARET ODASI....
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yap