İSLAM KARDEŞİLİĞİ
Filistin’de yasanan trajedi bizim insanlıgımızın sınandıgı bir turnusol kagıdı oldu. Mahzenlerde çürüyenleri önünde babaları öldürülen çocuklar karsısındaki tutumumuz; dini, siyasi veya ulusal kimligimizin ötesinde “insanlik telakkimiz”in ve dolayısıyla “insanlıgımız”in en belirgin göstergesidir. Bir topluluga, bir kültüre veya bir inanca sempati duymayabilirsiniz; ama yaslı kadınların ve çocukların infaz edildigi bir katliam ortamında tarafsız kalamazsınız.
İkinci intifadanın baslamasından bu yana 1.800 çocuk öldürüldü. 1982’de Sabra ve Satilla kamplarında binlerce mültecinin -çogu yaslı, kadın ve çocuktu- infazından sorumlu Saron’un yeni, amaçlı ve sistematik cinayetleri sürerken, katliama ugrayan Filistinli ve Arapların geçmiste “bize karsi tutumları”ndan söz edip “yoksa bizim ahimiz mi tuttu?” diyenler, hiç kuskusuz, Saron’la suç ortaklıgı içindedirler. Çünkü simdi gündem bunlar degildir; gündemde olan süren katliamın bir an önce durdurulmasıdır. Siz eger geçmişin bohçalarını orta yere seriyorsanız “psikolojik savas stratejisi”ne baglı olarak Saron’un isini kolaylastırmıs olursunuz. Ama bu orta yere serdiginiz bohçanın içinden sizi de mahcup edecek seyler çikabilir ve bunların sayısı temiz olanlardan çok daha fazladır. Bunlara tek tek bakalım:
“Araplar bizi arkadan vurdu.” Bunun savunulur bir tarafı olmadıgı açıktır. Ancak Ittihat ve Terakkiciler, 600 yıllık bir imparatorlugu ölüme götürürken, Cemal Pasa’nın “Arapçayı yasaklamaya kalkıştığını”, Halep’te buna karsı çıkanlardan bes altı tanesinin her sabah muntazaman sokak ortasında sallandırıldıgını da hatırlamak lazım. 900 yıllık Ezher’in tedrisat dilini, Arapçayı yasaklayıp Türkçe yapmaya kalkısmanın bir çılgınlık oldugunu ve bu çılgınlıgın insanları çileden çıkardıgını unutmayın.
“Araplar Kıbrıs davamiza sahip çıkmadı.” Evet dogru. Ama 1974 yili 18 Temmuz günü Suriye’den Mısır’a camilerde “Müslüman Türklerin zafer kazanması ve sehitlerin ruhu için dualar okutuldugu”nu, Muammer Kaddafi’nin yardım talebine giden uçaklara bizzat kendisi mühimmat tasımak istedigini de unutmayın. Büyük Libyalı Seyh Senusi’nin Mustafa Kemal’e destek olmak üzere Anadolu’yu bir bastan bir basa dolasıp halkı Kurtulus Savası’na hazırladıgını da unutmayın. Daha önemlisi, BM’de Israil’i tanıyan Türkiye kaçıncı sırada oy kullandi? KKTC’yi taniyan tek bir Türk cumhuriyeti var mi? Ya aynı Türkiye, 1,5 milyon sehit veren Cezayir’in BM’de aleyhinde oy kullanırken hangi konularda mazlum Cezayir halkını suçlu gördü de Fransa lehine oy kullandı? Ve sonra niye resmen özür diledi?
“Lübnan kamplarında PKK militanlari egitildi.” Eger bundan kastedilen hiç kimsenin siyasi otoritesi altında olmayan Bekaa Vadisi ise, burada bu kampların kiralarının hangi devletlerin örtülü ödeneklerinden karsılandıgını da arastırmalıyız. Güneydogu meselesinin neredeyse tümünü Filistin’e ve Araplara fatura edenler, PKK ile Bati Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya, Italya ve Yunanistan’la olan iliskilerini ayni cesaretle dillerine alamıyorlar. Abdullah Öcalan, RamAllah’ta degil, Roma yakınlarında bir ay misafir edildi ve herhangi bir Arap ülkesinin degil, Yunanistan’ın Kenya büyükelçiliginden çıkarılarak teslim alındı. Simdi Türkiye AB sürecinde bu ülkelerle ortak bir evde yer almaya çalısıyor da, Filistin cehennem hayati yasarken beyaz elitler “Araplar’in bize ne kadar ihanet ettikleri”nden bahsediyorlar. Hadi diyelim ki hepsi dogru. AB’nin kurucu ülkeleri Almanya, Fransa, Ingiltere, Italya vd. iki dünya savasını yasadılar, birbirlerinin sehirlerini harabeye çevirdiler. Bu savaslarda yaklasık 60 milyon insan hayatini kaybetti. Simdi AB içinde tek devlete dogru gidiyorlar da, Türkiye ile Araplar arasındaki bu kan davası niçin bir türlü bitmiyor? Türkiye, Anadolu’yu isgal edenlerle entegrasyona gidiyor, yani dünün isgalcileriyle tek devlet olmaya çalısıyor. Peki bu “beyaz elitler”, neden bütün bir Filistin kan gölüne dönerken bize bu eski düsmanlıgı hatırlatıyorlar? Saron, nefretin besledigi karanlık ruhun ortak simgesi. Bazılarının ruhunda Saron’dan bir parça var.( ZAMAN GAZETESI:ALI BULAÇ :06.04.2002 )
ARAPLAR BİZİ ARKADAN MI VURDU ?
Her Türk genci "Araplar’ın I. Dünya Savaşı’nda bize ihanet ettiğini" öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı’ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin’in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, "Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:
"Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916’da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ’askeri açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ’bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani ’asıl cephenin gerisi’nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur. ’Asıl cephe’, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi’nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ’arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır... Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ’cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur."(1)
Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, sözkonusu kuruluşun sitesinde şöyle vurgulanıyor:
"O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı’nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George’un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu’na isyan eden] Faysal’ın Arabistan’daki taraftarları, bir istisnaydı."
Araplar’ın topluca ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun’un ifadesiyle, "I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir." (2)
Peter Mansfield’a göre:
"1904’te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil, İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır’ın çıkarlarını savunan Lord Cromer’in karşısında yer almıştır." (3)
“… Genç entellektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı…” (Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)
” Peki, 1922 sonlarında Türk Milli Mücadelesi zafere doğru yürürken, ‘bazı Filistinli Arap liderlerin Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde edebilecekleri Türk mandası istediklerini’ biliyor muydunuz? Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar, ‘Türk mandası’ istiyorlar. Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli tarihçi; Y.Porath’ın ‘The Emergence of Palestinian-Arab National Movement 1918-1929′ (Filistin Arap Ulusal Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165. sayfaları)
1) Cengiz Çandar, "Sharon’cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları", Yeni Şafak, 5 Nisan 2002
2) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s. 153
3) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971, s. 164-165
ISYAN EDENLER
İttihat ve Terakki’nin nasyonalist politikası bazı Arap toplumlarında tepki toplar.Özellikle Arap ülkelerinde sokakta Arapça konuşmanın yasaklanması ve Türkçenin zorunlu kılınması çalışmaları, idareci, savcı...vs olarak gönderilenlerin bir yabancı imiş gibi hiç Arapça bilmemeleri, İttihatçılar içinde var olan ve epey yetkili konumdaki siyonist-ermeni,ayrılıkçı yönetici kadro-ki Osmanlı’yı onlar bitirmişti- Arap toplumunda, dış ülkelerin de körüklemesi ile isyanlara yol açar.Buna bir de krallık hayalindeki Şerif-siz- Hüseyin’in eklenmesi bazı grupları isyana yöneltir.Yönetici konumdaki İttihatçıların yanlış politikaları ve bunu kendi menfaatlerine kanalize eden İngilizlerin kışkırtması ile bazı Araplar isyan eder.
KISACA BAZI ARAPLARIN İSYAN ETMELERİ KADAR İSYAN ETMELERİNE NEDEN OLAN ORTAM-ŞARTLARDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR.O ZAMAN OLAYIN TEMELİNDE "IRK,MİLLİYET-ÇİLİK-" DEĞİL, YANLIŞ POLİTİKA VE ISLAM’DAN UZAKLAŞMANIN OLDUĞU ANLAŞILIR!
BİZ İSLAM’A AYKIRI OSMANLI’YA İSYAN EDEN ARAPLARI MAZUR MU GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ .ASLA !ZATEN Allah’U TEALA ’DA ŞERİF HÜSEYİN’E YAŞARKEN HATASINI FARKETME CEZASI VERDI...ANEKTODLARA GİRMİYORUZ...CEZANIN GERİSİ AHİRETTE...AMA ŞUNUN ALTINI ÖZELLİKLE ÇİZMEK İSTİYORUZ; II. DÜNYA SAVAŞINDA ALMANYA FRANSA’YI İŞGALE ETTİKTEN SADECE 10 SENE SONRA ALMANYA-FRANSA İTTİFAK KURAR VE AB’NİN TEMELLERİNİ ATARLAR.PEKİ BİZE NE OLUYOR...!? iSTİSNAİ VE YİNE KENDİ İÇİMİZDEKİ YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU ORTAYA ÇIKAN BU KISMI BİR AZINLIĞI VE ASLA TÜM ARAP KARDEŞLERİMİZİ KAPSAMAYAN BU OLAYIN ÜZERİNDEN GEÇEN YAKLAŞIK 100 YILIN ARDINDAN HALA İSLAM KARDEŞLİĞİ ÇERÇEVESİNDE BİRLEŞMİYORUZ...FRANSA’YI İŞGAL EDEN ALMANYA- VEYA TERSİ - KADAR DA MI OLAMADIK..HER İKİ TARAFTA BUNUN CEZASINI VE ZARARINI DEFALARCA GÖRMEDİ Mİ, HALA GÖRMÜYOR MU...! ARTIK ÜMMET OLMA ZAMANI.HATTA ÇOK GEÇ BİLE KALDIK!













Logged











