Not : Aşağıdaki yazılanlar önceki mesajlarla ilişiklidir..Onlar okunduğunda beraberce anlam bütünlüğü içerir..Ayrıca bu satırları forumun duayeni,tüm yakarmalarıma rağmen beni
SÜSLÜ ELİS'in hışmından kurtarmak istemeyen
sayın KILÇIK hocama ithaf ediyorum....Artık bilemem içimden geldi,vardır bunda da bir hayır !..
**********************
**********************
Dostlar;
Ülkemizdeki kavgacı gelenek sadece
külhanbeylere,kocasının kafasına ince topuklu ayakkabısını geçiren eşlere,artistlere,medyumlara,külhanbeylere ve de medya soytarılarına has olmayıp,bu alışkanlığın toplumumuzun bir çok katmanına nüfüz etmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..
Öyleki insanlarımız
sevgililerine,manita pozisyonunda olduğunu söylediklerine yahut kıymetlilerine dahi
ilan-ı aşk ederken;
-- Kıymetini bil lan !..Sağa sola baktığını görmeyeyim,kırarım bir tarafını,ben seni ALLAHına kadar seviyorum !..Senin için KONYA ovasını bile SELE veririm !.. diyecek kadar romantikler..
Daha küçük yaştaki erkek çocuklarına;
-- Göster oğlum şuna,söv anasına,bacısına !..nevi verilen terbiyeler..
Büyüdüğü ortamda aile içi şiddete maruz kalan,dengesiz yetiştiğinden dolayı önüne çıkan
ilk HIRPO'yu adam sanıp,fırtınaya tutulan
acemi kızlar ve de tüm bunlardan
ÜREME ihtiyacı gereği,
DOĞURMA hadisesi yoluyla kuşaktan,kuşağa hasıl olan insan sermayemizin; evrensel kalite boyutlarında
ZENKLİ ,DEFOLU ürünler sınıfına dahil olabildiklerine şahit olabiliyorsunuz..
Tabi ki böylesi olumsuzlukları toplumumuzun tamamına genellemek cahilce bir söylem olur..
Bu türde sıkıntılar avamla da sınırlı kalmıyor.
Aydın diye nitelenen kimi
HAVAS ve de İLMİYE sınıfının mensuplarında da aynı türde benzer olumsuz davranışları gözlemleyebiliyorsunuz....
Bunların yansımaları olarak
TÜRK TOPLUMUNDA asırlardır, önceki nesilden yenisine taşındığı bilinen,kimi insanlarımızda
HASTALIK-TİRYAKİLİK boyutuna ulaşan,
FİKRİ tartışmalarda KİFAYETSİZ KALANLARCA hemen kullanılan,
KİŞİSEL SALDIRI silahı,düşünce dünyamıza büyük zararlar vermeye devam ediyor..
Çekilen
FİKİRSEL kısırlık ve iktidarsızlık,tatminsizliği de tetiklediğinden,bunun getirdiği ÖFKE ve karşılığını bulamayan beyin HİSTERİLERİNİN ortaya koyduğu sapkınlıkların kısır döngü haline geldiğini müşahade ediyorsunuz..
Sonraki mesajlarda bunları biraz daha geniş çerçevede ortaya koyma imkanına sahibiz...
Ancak öncelikle bundan bir evelki mesajımızda, sorduğumuz soruların cevabını öğrenmek için sözü, sayın
HASMETVU hocamızın "
Tarihi Büyüklerimiz " isimli başlık altında tanıttığı KUTUP merhum
Ord.Prof.Dr.Mehmet Fuat Köprülü'ye bırakıyoruz..
Hocamız 1918 yılında kaleme aldığı 2 adet "
İlim ve Münakaşa ",
"İlim ve Tenkit " isimli makalelerinde mevzuyu uzunca işlemiş.Biz sadece bazı kısmi alıntılarla kifayet edebildik ve de sadeleştirip,mealen aktarmaya gayret ettik..
Yazının sonunda yine önceki mesajda bahsettiğimiz, SORBONNE üniversitesinde yaptığı bir alışverişi nakledeceğiz..
Sorularımızı tekrar hatırlayalım..
Peki tartışmalar kimler arasında yapılır ?
Hangi türde tartışmalardan ve fikir alışverişlerinden ortaya olumlu sonuçlar çıkar ?
Yazmak,tartışmak için illaki çok mu bilmek gerek ? Bu şartmıdır ? İşte cevaplar aşağıda !.....Bunların bugünkü modern yorumlarıyla aynalama işini sonraki mesajlarda yapabiliriz..Okuduktan sonra bilmem gerek kalacak mı ?
*******************
*******************
Dostlar;
Aslına bakacak olursanız farklı görüşlere sahip olsalar dahi,birikimli insanların birbirleriyle köprüler kurabildikleri kesin..
Zaten karşılıklı tartışmalardan olumlu neticeler , sadece aynı branşlarda YETİŞMİŞ fakat ZIT görüşlere sahip olanların gerçekleştirdikleri MÜNAKAŞALARLA ORTAYA ÇIKAR... Çünkü o türde insanlar
KESİNLEŞMİŞ ,NETLEŞMİŞ konuları tartışmazlar..
YETERLİ kişiler kendi aralarında sadece
İHTİLAFLI veya halen ŞÜPHELİ meseleleri tartışarak,doğrulara ulaşmaya çalışırlar..
Onlar ayrıca bu türde fikri tartışmaları
ŞABLONA UYDURMAYA ÇALIŞMAZLAR...Bu günün
DEĞİŞEN ŞARTLARINI ,KOŞULLARINI ve YENİ KAVRAMLARI göz ardı etmezler...
Ayrıca geçmiş
YÜZYILLARDAN KALAN KURAMLARLA ÇÖZÜM SUNMAYA gayret edenlerle de
ASLA MUHATAP OLMAZLAR...Çünkü o tipler bugünün KOŞULLARINDAN mahrumdurlar..
Bu gerçek
MÜSBET ve SOSYAL bilimlerin her ikisi için de geçerlidir..Tarihsel süreçte
BATI DÜNYASINDAKİ bilimsel gelişim ve ilerleme her branşta
FİKİRLERİN-TEZLERİN özgürce TARTIŞILMASIYLA sağlandı..
Üstüne üstlük onlar çağımızdaki modern
BİLİMSEL METODLAR üzerinde KESİN hakimiyetlerini KABUL ETTİRDİLER..
Bu noktada konumuzla alakalı olan
ELEŞTİRİ meselesine de, küçük bir parantez açmak istiyorum..
Elbette bilim,fikir ve sanat alanında
ELEŞTİRİ ve ELEŞTİRMENLERE her zaman ihtiyaç var..
( Bazı kimseler istisna olarak, sanatı eleştirmenin zararları olduğunu söyleseler de,
MÜNEKKİTLER' de ( eleştirmen) sanatkar olarak kabul edilirler..Köprülü hocamız sanatı eleştirme işinde orta bir yol bulunmasından bahseder...Ayrıntısına girmeyeceğiz.)
Fakat, Türk toplumunda sağlıklı eleştiri yapıldığı da pek söylenemez.. Eser veren kimseyi ya
YÜCELTİP ABARTIRIZ yahut da yerden yere vururuz,
MAHVEDERİZ....Bunun adına da herhalde
ELEŞTİRİ diyemeyiz..
Bunun
İSMİ olsa olsa TANZİMAT öncelerinden,
ORTAÇAĞ DÖNEMİNDEN kalma
TAKRİZ ve HİCİV ' dir...
TAKRİZ ve HİCİV'in eleştiri ile alakası yoktur... ( Takriz : Övme---Hiciv :Yergi ).. Eleştiriyi yapacak olan gerçek
MÜNEKKİT, ortadaki ürünün eksikliklerini,yanlışlarını gösterip tamamlar,
ÜRÜNÜN önemini,kıymetini anlatır..Asli vazifesi ve
MİSYONU budur..
Kabul etmeliyiz ki.....Bunların
MİSYONUN hakkını verebilmek için,ELEŞTİRİCİNİN çok muazzam bir TECRÜBE-BİLGİ ve herkesce kabullenilmiş yeterliliğe sahip olması gerekir..
Bu niteliklere sahip olmayanlara sadece KISA ÇÖZÜMLEMELER ,TAHLİLLER yapması tavsiye edilir.. Yoksa
YALAN-YANLIŞ ve CİDDİYETSİZ hükümlerde bulunmak bunu gerçekleştiren kimsenin de
BİLGİSİZLİĞİNE-CİDDİYETSİZLİĞİNE delalet eder..
Velhasılı hülasa.....
FİKRİ TARTIŞMALARDA tekrar KİŞİSEL SALDIRI problemine dönecek olursak aşağıdakileri rahatlıkla söyleyebiliriz..
Türk fikir dünyasında en geniş ve
ÇAĞDAŞ olduğunu varsaydığımız düşünce temsilcilerinin,objektif eleştirilerde dahi
SİNİRLENDİKLERİNE ve KIZGINCA savunmalar yaptıklarına şahit olabiliyoruz..Sonrasında iş karşılıklı
SÖVÜŞME ve de DÖVÜŞMEYE kadar varabiliyor..
Ya da konu
derhal kişiselleşip diyalog
KENDİNİ ÖVME,karşıdaki HASMINA HAKARET etme şekline bürünebiliyor..
Bu bir
ŞARK AHLAKIDIR....
***********************************
***********************************
İŞTE AŞAĞIDA,daha önceden bahsettiğimiz MUHTEŞEM ALIŞVERİŞ....KUTUPLARIN ALIŞVERİŞİ ANCAK BÖYLE OLUR !.. diyebileceğimiz bir örnek...
Bu gerçek olayı ibretle okuyalım....
Canlar;
Detay konularda en büyük alimlerin dahi hata yapma olasılığı vardır.Bu kesinlikle unutulmaması gereken bir ayrıntıdır ;
Ord.Prof.Fuad Köprülü'nün
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu ve Osmanlıların etnik kökenleri hakkında Batılı tarihçilerin tezlerini net olarak çürüttüğü,karşı tezlerini ortaya koyduğu,1935 yılında Paris'te Fransızca olarak yayımlanmış "
Les Origines de I'Empire Ottoman " isimli eserinde
2 adet teferruat meselede yanıldığı şu şekilde ortaya çıkmıştır.
Köprülü hoca
II Dünya savaşının patladığı
1939 yılı Sorbonne Üniversitesinin açılışında fahri doktora payesi almak için Pariste bulunduğu günlerde,o dönem dünyanın en şöhretli bilim insanlarıyla öğlen yemeğinde buluştu...( Saatlerce karşılıklı feyz-ilim alışverişlerinde bulundular.)
DOĞU tarihinin en büyük alimlerinden
Paul Belliot,Fuad Köprülü'nün
MÜKEMMEL olarak nitelediği kitabına,ihtisas alanına giren 2 konuda tashihde yani düzeltmede bulunmuştur.
(
Ara Not : Paul Belliot,Türk ve Moğol filoloji-tarihinin önemli otoritelerinden ve büyük sinolog olarak kabul edilir..)
1-) Kitapta "
Yisvut" olarak geçen kabilenin,"
Bisvut " olması gerektiği..
2-) Yine kitapda 1255 yılında
Guillaume de Rubruck'un, Kara Koruma
GİDERKEN Konya'dan geçtiğinin belirtildiği,bu işin doğrusunun
DÖNERKEN olması gerektiği,Belliot tarafından ikaz edilmiştir.
Nitekim,merhum Köprülü bu yanılgılarını bilahare yaptığı araştırmalardan sonra kabul etmiştir.Gerekli düzeltmeleri yapmıştır..
Hülasa,
alim pozisyonunda dahi olsa her ilim adamı teferruatı ilgilendiren hususlarda yanılabilir.Yapıldığı ileri sürülen yanılgılar yine muhatapları tarafından araştırılarak tekrar teyit edilir,ihtilaflı veya şüpheli görüşlerde göz ardı edilmez.
Bu muhteşem olay umarım herkeslere örnek teşkil eder..
Saygıyla.........Bolkar................
..