Diyebilirim ki çok ama çok uzun zamandır peşinde olduğum bir sorudur,bilgi ve bilginin kaynağı meselesi.
Forumumuz bu tür bir konuya hazır mı çok da emin değilim?
Kliplerin ve oyunların,fasılasız yayınlandığı bir yapı ile maalesef karşı karşıyayız.(Bu maalesef kendi adıma.Kimsenin alınmasına gerek yoktur.)
Ben;bilginin kaynağı nedir sorusu için,on yılı aşkın bir zamandır vakit harcadım.Çok şükür aklımda ki sorulara son dönem de cevaplar bulduğumu düşünüyorum.
Avrupai manada,Aydınlanma ile geçen süreçte,insanlığın Hümanizm etrafında birleşmesi ile bilginin kaynağı nedir sorusunun cevabı,iki şıklı hale dönüşmüş ve insanlar;iki şıktan birini tercih eder hale gelmişler ve ya buna mecbur kalmışlardır.
Hümanizma'ya göre bilginin kaynağı akıldır.Yani Avrupa aydınlanmasını,bu fikir sayesinde gerçekleştirdiği düşüncesindedir.
Oysa din kendi yapısı içerisinde,Akılı reddetmemekle beraber bilgini kaynağı olarak görmez.
Özellikle dinimizde,bilginin kaynağı direkt vahy olarak anlatılır.
Ayetlerden yola çıkarak,bu sonuca ulaşıp;bilginin zeka ile kavrandığını,akıl ile manalandırılıp,hikmetlerinin sergilendiğini ve bunun sonucunda ise ibadet boyutuna geçildiğini anlatır.
Şimdi sevgili forumdaşlarım.Hazır bilgi olmadan,sadece gerçekten kitaplardan okuduğunuz ile bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz öğrenmeyi çok isterim.
Ne dersiniz?Bilginin kaynağı "vahy midir,akıl mı?"
Saygılar.
Not:Umarım konuya katılım olur.Ben ömrümün on yıldan fazlasını bu konuyu anlama yolunda harcadım desem yeridir.
Hala da anladığıma emin değilim.Sizin değerlendirmelerinizle yeni bir boyut kazandırmaya çalışacağım.
« Son Düzenleme: 03 Aralık 2008, 21:30:08 Gönderen: Savtegin »
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
sizin gibi biri bile 10 yıl anlamdığı bir şeyi biz (yani ben) nasıl bilebilir nasıl anatabiliriz bilmiyorum böyle bir yürek maalesef bende yok maateesüf ama katılım olursa büyük bir ilgi ile okumayave öğrenmeye hazırım
Savtegin abinin açtığı konular hep ağır oluyor zaten.
Abim sizin tabi ki yıllardır üzerinde düşündüğünüz bir konuya beş dakika da çözüm bulmak bizim haddimize düşmez; ama kendi çerçevemde üç beş cümle ile açıklamaya çalışırsam da memnun olacağından eminim.
Sorduğunuz konu okuduğum bir kitabı hatırlattı bana. Birkaç kere üzerinde bilen abilerimizden de dinlemiştim. Ömer Nesefi'nin İslam Akaidi kitabını okudunuz mu bilmiyorum, tavsiye ederim birçok konuda daha geniş bir açıklama bulabilirsiniz. Ben kendi bildiğim kadarıyla aktarırsam öğrendiğim birkaç şeyi, İslam'da bilgi kaynaklarını üç tane olarak sıralıyor. Beş duyu, akıl ve doğru haber olarak açıkladığı vahiy.
Beş duyunun çok sınırlı bir kaynak olduğunu rahatlıkla bilebiliyoruz. Tek tek açıklayıp sözü uzatmanın gereği yok. Akıl da birçok meseleyi açıklayabilmesine rağmen, özellikle imani bazı konularda yetersiz kalıyor. Birçok ayette tekrarlandığı üzere "hiç akletmez misiniz?" uyarısı akılın dinimizde ki yerini açıklıyor.
Beş duyu ve akıl birçok sistemde bilgi kaynağı olarak kabul edilmiş. İslam bunların bilgiye ulaşılmada önemli olduklarını kabul etmekle beraber, her şeyi açıklayamadıkları gerçeğini göze alarak ve dinin özünde de yer alan "doğru haber" yani vahiy diye üçüncü bir bilgi kaynağını kabul etmiş.
Başta da dediğim gibi geniş bir konuyu kısaca özetlemek zor tabi ki de; ama en kısa anlatımıyla durum bu. Kitap tanıtımı yaptığımdan değil; Akaid kitabında sadece bu değil, buna benzer imani ve temel İslam bilgileri ile ilgili anlaşılır bir anlatım var.
Linkini de koyayım buraya da bilginiz olsun.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Birkaç yayınevinden de çıkmış ama Türkiye'de ilk basan ve devamında da sürdüren yukardaki linkte ki yayınevi. Ben o yayınevinden çıkan bir basımı okumuştum.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Vahiy kaynak olamaz demek Allah kaynak olamaz demek olur Akıl kaynak olamaz demek insan kaynak olamaz demek olur ki bence doğru olur
Böyle bir yaklaşım sergilediğimiz zaman toptancılık yapmış oluruz diye düşünüyorum.
Bu şekilde akılı bırakıp,tamemen ön kabul ile hiç sormadan evet demiş oluruz.Bu iman olur.İman konusunda hepimiz hem fikiriz sanırım.Benim sorduğum;bu konunun imani boyutundan çok,akıl ile izah edilip edilemeyeceği.
Kuran-ı Kerim'de meselelerin çözümü noktasında,en çok baş vurulan ipucu ve ya doğruya ulaşma yolunda işaret edilen uyarı:"Hiç akıl etmez misiniz?"ikazıdır.
Benim konuyu açmakta ki niyetimde zaten;bu çok temel uyarıyı göz önüne alarak,belli bir sonuca ulaşmaya çalışmak.
Bildiğiniz gibi Kur'an-ı Kerim bir çok surede(Kasas 60,Enbiya 66,Kamer 17,Hud 51 vb.)akıla dikkat çekmekte ve biz insanlardan akıl etmemizi istemektedir.
Öteki taraftan;akıla verdiği önemi gösteren bir çok delili de öne sürüp,inananların gerçekten akıl sahibi olduklarını bildirir Kuran.
Oysa biz biliyoruz ki bu gün;bir çok inanmayan oldukça önemli ve büyük başarılara imza atıyor.
O halde;akılın iman etmek için çok önemli bir durum olduğunu ve buna sahip olmayanların iman etmeyeceğini vurgulayan bir din ile bu durumu nasıl açıklarız.Yoksa akılın bizim bilmediğimiz ve ya öğrenmemiz gereken farklı bir boyutu mu var?
Yine çok önemli,belki de bu konunun özünü teşkil eden bir soru da olduğu gibi ortada durmakta;
Vahy nedir?
Vahy'i salt bir mesajlar emirler ve yasaklar silsilesi ya da Kuran-ı Kerim olarak mı algılayacağız,yoksa bilginin kaynağı olması için çok başka bir şey mi olması gerekiyor?
Şimdilik kafa karıştırmama açısından sadece bu sorularla yetineyim.
Düşüncelerinizi ve ya okuyupta paylaşacaklarınızı gerçekten merak ediyorum.
Bu arada;bilgi kaynakları içerisinde 5 duyu organı olmasını doğrusunu isterseniz anlayamadım.Açıklarsan sevinirim Lütfü kardeşim.
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 00:31:50 Gönderen: Savtegin »
Böyle bir yaklaşım sergilediğimiz zaman toptancılık yapmış oluruz diye düşünüyorum.
Bu şekilde akılı bırakıp,tamemen ön kabul ile hiç sormadan evet demiş oluruz.Bu iman olur.İman konusunda hepimiz hem fikiriz sanırım.Benim sorduğum;bu konunun imani boyutundan çok,akıl ile izah edilip edilemeyeceği.
Kuran-ı Kerim'de meselelerin çözümü noktasında,en çok baş vurulan ipucu ve ya doğruya ulaşma yolunda işaret edilen uyarı:"Hiç akıl etmez misiniz?"ikazıdır.
Benim konuyu açmakta ki niyetimde zaten;bu çok temel uyarıyı göz önüne alarak,belli bir sonuca ulaşmaya çalışmak.
Bildiğiniz gibi Kur'an-ı Kerim bir çok surede(Kasas 60,Enbiya 66,Kamer 17,Hud 51 vb.)akıla dikkat çekmekte ve biz insanlardan akıl etmemizi istemektedir.
Öteki taraftan;akıla verdiği önemi gösteren bir çok delili de öne sürüp,inananların gerçekten akıl sahibi olduklarını bildirir Kuran.
Oysa biz biliyoruz ki bu gün;bir çok inanmayan oldukça önemli ve büyük başarılara imza atıyor.
O halde;akılın iman etmek için çok önemli bir durum olduğunu ve buna sahip olmayanların iman etmeyeceğini vurgulayan bir din ile bu durumu nasıl açıklarız.Yoksa akılın bizim bilmediğimiz ve ya öğrenmemiz gereken farklı bir boyutu mu var?
Yine çok önemli,belki de bu konunun özünü teşkil eden bir soru da olduğu gibi ortada durmakta;
Vahy nedir?
Vahy'i salt bir mesajlar emirler ve yasaklar silsilesi ya da Kuran-ı Kerim olarak mı algılayacağız,yoksa bilginin kaynağı olması için çok başka bir şey mi olması gerekiyor?
Şimdilik kafa karıştırmama açısından sadece bu sorularla yetineyim.
Düşüncelerinizi ve ya okuyupta paylaşacaklarınızı gerçekten merak ediyorum.
Bu arada;bilgi kaynakları içerisinde 5 duyu organı olmasını doğrusunu isterseniz anlayamadım.Açıklarsan sevinirim Lütfü kardeşim.
Yani hocam ''hiç akıl etmezmisiniz'' derken ''hiç iman etmezmisiniz'' mi demek istiyor?
Vahiy ve aklın niteliği hakkında kesin ve geçerli bir bilgi edinmeye yönelik bir çabalamanın herkesi tatmin edebilecek sonuçlar vermesi mümkün olmaması lazım. Zaten bu konu Savtegin abinin 10 yıldan fazla düşünmesine de yol açmış zaten. Dediğim gibi kesin, net bir çözüm bulamayız gibime geliyor. Bu konuya benim katılmam doğru olmaz sanırım, en azından öğrenmeye çalışmak için temkinli bir şekilde takip ediceğimden emin olabilirsiniz.
Aslında bilginin kaynağını net bir şekilde bulacağımı sanmadığım için bilmiyorum ama en çok insan bilgisinin sınırları var mıdır, ben de bunu merak etmişimdir? Yakında bu konuyu tartışmaya açsak iyi olur.
Ama bilginin kaynağı hakkındaki görüşleri büyük titizlikle takip edicem.
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 00:53:46 Gönderen: conan10 »
Yani hocam ''hiç akıl etmezmisiniz'' derken ''hiç iman etmezmisiniz'' mi demek istiyor?
Akıl iman için vaz geçilmez şarttır.Bu doğru.
Ancak kaçırılmaması gereken nokta sadece iman için akılın lazım olduğu değil daha bir çok konuda da inasanlara akıl etmeleri öğütlenmiş ve hatta emredilmiştir.
Bir örnek verecek olursak Nahl Suresi 12.Ayette;
Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.
Denilirken murat edilen akıl ile ibret alınması ve coğrafya,astronomi gibi bilimler yolu ile gerçeklerin kavranması,daha doğrusu yaratılışın mükemmelliğinin anlaşılarak akıl yolu ile desteklenmesi istenmektedir.
Burdanda anlaşılacağı gibi akıl etmek sadece iman etmek manasında değildir.
Ancak Kuran ile olaya baktığımız zaman gerçek akıl sahiplerinin iman edeceği sürekli vurgulanmaktadır. Bunu destekleyen mahiyette bir çok Hadis-i Şerifte mevcut.
Akıla yüklenen mana salt bilgileri değerlendirme değil aynı zamanda Allah'ı da tanıma,o halde akılın imanın esası olmakla beraber görevinin;iman ile bitmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Şu anki bulunduğum noktadan konunun bana görünümü şöyle:
En temelde samimiyet, Sonrasında ciddiyet sonrasında vahiyi temele almaya çalışan ve bu konuda emek ve çaba harcarken bir yandan da ilmiyle amel eden insanın aklı olmalı...
Bir şeyin derdiyle dertlenmeden, uykuların kaçmadan, oturduğun yerden vahiy mi akıl mı tartışmasında fikir söylemek için aslında öncelikle 6000 küsür ayetin ne kadarının bize nüzul ettiğini sorgulamak zorundayız.
Gönül vahyi temele almak ister ama "beni muhatab alan rabbimi ben ne kadar muhatab alıyorum" sorusunun cevabını da kendimize vermeliyiz. Bırakın tefsirler üzerinde kafa patlatmayı, mealden bari haberimiz olmalı önce...
Hal böyle olunca da akıl daha kolay gibi geliyor... Ondan sonra da "zeka"yı akıl sanarak kurnazlıkla işi götürmeye çalışıyoruz...
Gerçek aklı temele alsak da gerçek vahyi temele alsak da şu halimizden ileride oluruz. Ama genelimiz ikisinden de uzağız bence... (Aslında burada kesecektim ama vahyi anlayabilmek için de aklı kullanmak gerekiyor yahu.)
İnsanoğlu yaşamını devam ettirdiği yer küre üzerinde,ilahi hikmetin kendisine biçtiği rolü oynar.Burada mesele sana biçilmiş rolü iyi oynayıp oynayamamandır..
Bir avam veya havas yahut bir başka şeyde olsan,olduğun her neyse onun hakkını vermek zorundasın..
İşte sana tevdi edilmiş olanı hakkıyla yerine getirebilmen için,zeka-bilgi-düzen ve akıla ihtiyacın vardır.İnsanoğlunun bizatihi kendisinin gerçek sahibi olana bağlanması icab eder.
Hadiselerin kendi istediğin biçimde şekillenmesini arzu etmek,beklemek gereksizdir..Onlar nasıl geliyorsa öyle gelmelidir..Zira tek sahip olanın senin için istediği şey ve sana yükledikleri,senin istediklerinden her zaman üstündür..
Önce işin bu kısmını idrak etmek gerek..
Akıl-zeka-bilgi-düzen olmadan vahyin gerçek manasını anlayamazsın..Mutlu ve bahtiyar olamazsın..
O zaman akıl ve vahiyi birbirinden nasıl ayırırsın..?
Bolkar.............
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 01:13:34 Gönderen: Bolkar »
Şu anki bulunduğum noktadan konunun bana görünümü şöyle:
En temelde samimiyet, Sonrasında ciddiyet sonrasında vahiyi temele almaya çalışan ve bu konuda emek ve çaba harcarken bir yandan da ilmiyle amel eden insanın aklı olmalı...
Bir şeyin derdiyle dertlenmeden, uykuların kaçmadan, oturduğun yerden vahiy mi akıl mı tartışmasında fikir söylemek için aslında öncelikle 6000 küsür ayetin ne kadarının bize nüzul ettiğini sorgulamak zorundayız.
Gönül vahyi temele almak ister ama "beni muhatab alan rabbimi ben ne kadar muhatab alıyorum" sorusunun cevabını da kendimize vermeliyiz. Bırakın tefsirler üzerinde kafa patlatmayı, mealden bari haberimiz olmalı önce...
Hal böyle olunca da akıl daha kolay gibi geliyor... Ondan sonra da "zeka"yı akıl sanarak kurnazlıkla işi götürmeye çalışıyoruz...
Gerçek aklı temele alsak da gerçek vahyi temele alsak da şu halimizden ileride oluruz. Ama genelimiz ikisinden de uzağız bence... (Aslında burada kesecektim ama vahyi anlayabilmek için de aklı kullanmak gerekiyor yahu.)
Meseleye salt bir iman eden insan nazarı ile baktığımız zaman,bu dediğinizden başkası görülmez Kılçık kardeşim.
Ancak soru doğru okunduğu zaman,meselenin sadece bir Vahy-Akıl yarıştırması olmadığı,tam tersine;belki de imanın birinci şartını konuştuğumuzu hemen fark edeceksiniz.
Böyle olunca,dediğinizin tam tersi;akıl ederek iman etmenin yolu bizim için daha açık olacaktır.
Yani sorarak iman için,hangisinin kabul edileceği gerçekten önemli bir soru.
Rönesans ve Reformun temellendirdiği,18. y.y. aydınlanmasının en temel düsturu akıldır.Oysa onların anlamlandırdığı akıl ile bizim akıl anlayışımız,ne derece uyuşuyor?
Yani bizim akıla yüklediğimiz mana ile onların yüklediği mana arasında ki derin farklılık neden kaynaklanıyor?
Rönesans,Reform,Hümanizm ve Aydınlanmanın sonucunda ulaşılan Modernite gibi kavramlar dini olmaktan çok felsefi içerik taşıyor.
Yaptığımız şu fikir alış verişi bu nedenle dini olmaktan çok;tarihi ve felsefi bir alış veriştir.
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 01:16:23 Gönderen: Savtegin »
O zaman akıl ve vahiyi birbirinden nasıl ayırırsın..?
Bolkar.............
Önemli bir soru üstadım.
Akıl ve vahyi bir birinden ayrı düşünmek mümkün değil amenna.Ancak her ikiside aynıdır demek de mümkün değil.
Zaten her ikisini doğru yere oturtmayı başardığımız anda sorumuzun cevabınıda almış olacağız.
Buna bir örnek verecek olursak akılın ve vahyin sahibi aynıdır gerçeği ile hareket edip;
Bir ağaçtan iki farklı tat olması gibidir bu olay.Aşı yaptığınız takdirde bu mümkün.Yani bir erik ağacına iki farklı tür erik aşıladığınız zaman ayrı tatlar ama aynı ağaç olur.
Fakat bu ikisinin aynı olduğu sonucuna ulaştırmaz bizi.
Vahyin de akılın da kaynağı aynı.Ancak ikisi farklı farklı.
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 01:25:40 Gönderen: Savtegin »
Rönesans,Reform,Hümanizm ve Aydınlanmanın sonucunda ulaşılan Modernite gibi kavramlar dini olmaktan çok felsefi içerik taşıyor.
Doğrudur..Ancak bilinmesi gereken odur ki,insanlığın idrak ettiği rönesanslar,reformlar, hümanizm ve hatta modernite çerçevesi ve içeriği itibarıyla tek sahip olanın ÖVÜCÜSÜ ve TEFSİRCİSİ olmalıdır..Bu noktada ve sadece bu misyonla akıl ve vahiyin bütünleşmesi ve birbirini yüceltmesi sonucuna ulaşırsın..
Bilgelik,fazilet ve yüksek medeniyet hediyelerine düçar olursun..
Yukarıdaki kavramların HRİSTİYAN TEOLOJİSİYLE yoğrulmuş,boğulmuş yorumları ve PROTEST anlayışı, bizim bakış açımızdan uzaktır..
Çıkmaza girmiş ve geçerliliğini yitirmiş,kainat ile çatışan,bunalımlı bir medeniyetin ÇIKIŞI günümüzde dahi dünya insanlığına MUTLULUK arzetmediği,göz yaşı-kan-haysiyetsizlikler sunduğu görülüyor..
Aydınlanma ve rönesans,akıl bu mu ? Bilgi bu mu ?
MUTLULUK ve mutluluğu sağlayan temel öge olan özgürlük,bu türde kavram ve olguları tek sahib olanın getirdiği,son olanın eşsiz öğretileriyle yorumlayabilme becerisiyle elde edilebilir..
YÜKSEK medeniyete ve insanlık değerlerine ulaşmanın yolu buradan geçer..
Bolkar............
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 01:42:24 Gönderen: Bolkar »
Sevgili kardeşim Savtegin aslında benimde bir süredir forumda değinmek istediğim bir konuya değinmiş. Bu konuyu gündeme taşımayı düşünmüştüm hatta kendisine danışmayı aklımdan geçiriyordum. Forum üyelerini yeterince tanımıyorum ve genelde bilgi paylaşım üzerinden gidip müzakere düzeyinde konulara yaklaşımlardan kaçınıyoruz. Beklide nakil ve paylaşımdan ayrı bir de özgür bir müzakere (tartışma demiyorum bölümü de olabilir. Ama dedim ya, sayın Savtegin gibi forumun bazı konulara hazır olup olmadığı, akıl, nakil, bilim çizsin de rotasında dengeleri sağlamada ne kadar muhkemiz?
Konu hakkında görüşlerimi uzun ve sıkıcı belirtmek yerine kısa bölümlere belirtmeyi uygun görüyorum.
Akıl ve nakil konusunda tercihimiz ne olmalı?
Kimileri akılcılığı ön plana alıyor. Ama görülüyor ki bazı faydalı tespitler yapabilseler de çok büyük hatalara düşebiliyorlar da. *İblis kıssası* Ben İblis kıssasını bu konulara önemli bir örnek olarak görüyorum.
İblis Allah (c.c) tan emirler alan, cennetin anahtarları elinde, kendisine bir yetkiler verilen cinler taifesinden bir kul…Üstelik alim.. Ama bu imkânlar, bu ilim onu mağrurlaştırmış. Kendi üstünlüğüne inanmış, bununla meşgul ola ola hastalık haline getirmiş olan İblis Adem’e secde emri ile isyan bayrağını çekmişti.
Bilgili yetkili, akıllı ama kendisini dev aynasında gören İblis, akılcıl yöntemlere girişti. Onun mantığına göre kendisi Adem’den üstündü nasıl olurda ona secde ederdi? Güya haşa Allah ona haksızlık yapmıştı. Oysa o aciz aklı ile, Allah karşısındaki kıt ilmi ile gerçekleri anlaması bir yana buradaki hikmeti çözemeyecek kadar hır gözünü kör etmişti.
Oysa Huzurunda emirler aldığı kendisinin bir kulu olduğu Allah’a teslimiyet gösterip, itaat etmesi gerekmezmiydi? İşine gelene itaat edip gelemeyene itiraz etmek, kimini alıp kimini bırakmak, aklını/bilgisini Allahtan üstün görmek onun haddinemiydi?
İçine düştüğü ihtirasla birlikte Aklı ve bilgisi ve ona secde etmeye karşı çıkmasını emrediyordu.
Ada buna uydu ve kovuldu. Demek ki akıl ve bilgi her zaman kurtulma ve başarı vesilesi olmuyor. Amaç ihlas, ahlak, ve kazanç olmalıdır.
Her şeyi aklı ile çözmeye çalışmak vahiy bilgilerine sırtını dönmek mantıklı bir yaklaşım değildir.
Çünkü Allah vahiy bilgileri ile bizlere bilmediklerimizi öğretmiştir. Bunları anlamak ve gerekli çıkarımları yaparak, dürüst bir kişilik ve kazançlı bir geleceğe erişmek için bilgi sahibi olmaya çalışmak aklı bu doğrultuda kullanmak isabetli bir yaklaşım olur.
Kuran değişmez değiştirelemez, evrenseldir,sabit bilgilerdir. İnsan ise doğruları ya duyarak yad a deneysellikle bulabilir. Aklımıza uyanı alıp uymayanı atmak yerine aklımızın ve bilgilerimizin aslında ne kadar yetersiz olduğunu bilmek gerekir.
Duyduğumuz ama görmediğimiz bir çok şey vardır, akıl ve bilim tüm her şeye anlam veremez ve her şeyi çözemez. İnsanın ömrü de bunları anlamaya yetmez.
Akıl, Kuran söz konusu olduğunda sadece onu keşfetmek için kullanılabilr. Diğer rivayetlerde akıl ve bilim ön plaa alınabilir ama bunları da Kuran çerçevesinde değerlendirmek bizim hakkımızda en hayıtlı olandır.
Aklın yanılabileceği çok açıktır, İblis kıssası da buna bire örnek teşkil eder. Öyle ise akılımızın yanılmasını kuran ile telafi etmeliyiz. Aklımız ile Kuran arasında kalırda kuran doğru olandır bunu bilmeliyiz. Aksi taktirde iblisin durumuna düşmek kaçınılmaz olur.