Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat & Tarih > Türk Dili ve Edebiyatı (Moderatörler: BassHunter, pelin) > Yazılarımdan Örnekler...

Konu Bilgileri
Konu BaşlıgıKonu: Yazılarımdan Örnekler...
Cevap SayısıCevap Sayısı: 20 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 351 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1] 2 İleri  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yazılarımdan Örnekler...  (Okunma Sayısı 351 defa)
24 Kasım 2008, 01:26:47
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« :»




   Çok iyi yazdığımı söyleyemem, hatta kötü sayılırım; ama bazen içimden geldiğince konulu ya da konusuz birşeyler karalayabiliyorum. Onları bilgisayarda küflenmeye bırakacağıma (nasıl olacaksa) forumda dursun. Vakit ayırıp okuyabilecek arkadaşlarda değerlendirme zahmetinde bulunursa, kendi açımdan faydalı olur. Smiley

             Başlangıç olarak rüyamı anlattığım bir yazıyı ekleyeyim. ABD daha gelmemişti Irak'a bu rüyayı gördüğümde... Smiley
Logged
Stj. Av. Lütfi' Adlı Üyenin İmzası

Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman. Hiç bu kadar namussuzu bir arada ve elele görmemişti bu memleket...

Ölsekte Ravzanı Ruhumuz Bekler, Can Verir Cananı Veremez Türkler (1918 Medine)
Bağlantılar

Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 14.053


View Profile
Re: Yazılarımdan Örnekler...
« Posted on: 09 Ocak 2009, 05:41:12 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Logged
24 Kasım 2008, 01:27:29
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #1 :»

        
  Korkmuştum, tüm vücudumdan ter damlaları süzülüyordu. Gerisinin ne olduğunu bilemediğim duvar setinden arta kalan birkaç adımlık taş yığının arkasında titreyerek ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Niye buradaydım, burası neresiydi? Her tarafımda insanlar koşuyor, bağırıyor çığlıklar atıyordu. Film setleri kadar küçük, onlarca atlının uçarcasına at koşturabileceği kadar geniş bir yerdi, bu sıkıştığım lanet mekan. Gerçektenten neredeydim ben? Başımızın üstünde kanatlarını çırparak gezen metalden kuşlar çıkardıkları seslerle korkutucuydu. Kanatlarının altından çocukların kucaklarından bilyeleri döktüğü gibi siyah toplar atıyorlardı. Bomba değildi, patlamıyordu, öldürmüyordu ama herkes kaçmaya çalışıyordu nereye gideceğini bilemeden. Bir anda etrafı at kişnemeleri kapladı. Zaten koşan atların sesleri yeterince vuruyordu insanı, atlar geldiklerini belli edercesine ve yapacakları işten çok büyük bir zevk alırcasına kişniyorlardı. Ortaçağ şövalyeleri gibi simsiyah zırhlar giymiş ellerinde bir tek silah olmayan, sadece atları süren birileri geliyordu üstümüze doğru. Çığlıklar yükseldi birden, herkes bağırıyordu;  ama demin korkudan bağıranlar şimdi gelen atlılara karşı boğazlarından çıkan güçlerinin yettiği son sesi çıkartıyordu. Atlıların hepsi arkasında zırhları gibi kapkara bir top yığını çekiyordu. Tıpkı boyanmış, saman gibi görünüyordu; ama etkisi ölümcüldü. Metalden kuşların küçük siyah güllelerinin aksine bunlar geçtikleri her yerde iki taraflı insanları öldürerek ve o saman balyalarından beklenmeyecek bir gürültüyle yuvarlanıyorlardı. Atlıların geçtiği yerde canlı kalmıyordu; ancak demin korkudan kaçacak delik arayan bizler üzerlerine atlamak için fırsat kolluyorduk. Nasıl oldu, kimse anlamadı, kimse göremedi; ama atlının birini yere düşürmeyi başarmıştık. Daha önce görmediğim, o güne kadar tanışmadığım dört beş kişiyle beraber üstüne çullandık; kalkacak ve tekrar atına binecek diye korkuyorduk. Atlı düşünce atın çektiği siyah topta öldürmüyordu kimseyi. Atlının yüzündeki göğsündeki zırhı çıkardık. İnanılmazdı… Yüzü yoktu, kalbi atmıyordu, nefes almıyordu. Bunlarda neydi böyle. Tam ilerimizde birini daha yıkmışlardı. Birkaç kişi de onun yüzünü göğsünü açmıştı. Uzakta olmasına rağmen dibimizde gibi görüyorduk her ayrıntıyı. Birden bağırmaya başladık biz onlara, onlar bize. Ama ne bağırış. Ciğerlerimizi parçalıyorduk sanki. Her ses biraz önce yok olan korkuyu yine getiriyordu içimize. Adım adım ilerliyordu, sanki kanımızla beraber her hücremize işliyordu korku. “Bunlar canlı değil, kalbi yok..” diyorduk, ne dediğimizi bile anlamadan...
Logged


30 Kasım 2008, 03:28:15
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #2 :»

   Bugün yüzüm gülümsüyor, kolay kolay kızmıyorum kimseye; çünkü seni gördüm rüyamda. Sadece bir rüyaydı ve kısacıktı belki de; ama yine de mutluyum bugün. Gerçek olmadığını bile biliyordum. Yanımda oturuyordun, çevremizde tanımadığım ve hâlâ da hiç önemsemediğim onlarca insan vardı. Ne hakkında konuşuyorlardı o kadar hararetli hatırlamıyorum. Seni izliyordum o sıra, sana bakıyordum, daha doğrusu gözümü alamıyordum yine senden tıpkı normalde ki gibi. “Bu rüya kesin” dedim içimden, yanımda olduğundan anladım bunu. Bana bir şey sordun tam o sıra; ama inan tek kelimesini bile anlamadım. Dinlemediğimden değil, dilim tutuldu her zaman ki gibi. Sesim çıkmadı, sadece sana bakabildim ancak. Gerçekte de öyle değil mi? Gördüm mü seni dilim lâl olmuyor mu? Güzelliğinden mi diye hiç düşünmedim, öyle bir saygı uyandırıyorsun ki içimde, sanki koca bir kaşık kaynar çorbayı dökmüşler gibi oluyor. Çıtım çıkmıyor, içim kavrulurken. Tüm bunları hissederken güzelliğin gelmiyor aklıma. Heralde güzel olmasan ben böyle olmam değil mi?

   Rüyamda da aynı sıcaklığı hissettim içimde. Hele bir de bir şey sordun ya, ayak üstü dünya değiştiriyordum. Keşke biraz daha uyanmasaydım, biraz daha kalsaydım orada. Şimdi böyle dediğime bakma. Kaçarcasına uyandım, gerçekte de aynısını yaptığım gibi. Uyanıkken kendime sözüm geçmeyeceğini bildiğim gibi, bildim rüyamda da ve kaçtım yine. İlk defa aklımın sözü geçmeyen anları seni gördüklerim. Korktum bundan her zaman biliyor musun? Bakma sen ben böyle sorarım arada bir, bilmediğini bilirim yoksa. Benle üç beş cümleden fazla etmemişsin, ne hissettiğimi bilemezsin tabi. İçimde biraz olabileceğine dair umudum olsa inan ayrılmazdım yanından ama sadece kendimi ikna edecek kadar geldim,  hem de bir kazayla olmamasını umarak. “Deli midir nedir bu? Dedin büyük ihtimalle.  Keşke aslımızda farklı olduğumuzu bilmeseydim. Her zaman çok bilmek iyi değil, hatta çoğu zaman insanı üzüyor elden bir şey gelmeyince. O yüzden kaçtım esasında, seni her gün görerek duramazdım. En son istediğim şeyi yapabilirdim, istemeden rahatsız ederdim sanırım. Asla ters bir hareket yapmazdım; ama seni gördüğümde nasıl alacaktım gözümü bilemedim bunu. Değişen bir şey olmadı bu sefer de rüyamızda görüyoruz seni, en azından rahatsız etmiyorum.

   Babanla meslektaşız, bunu da bilmiyordun birçok kimse gibi. O da utandırdı beni, yanlış bir şey yaparsam diye. Neyse bunların hiçbirini okumayacaksın hiçbir zaman, bilmeyeceksin. Zaten ne sen ne başkası için, sadece yazdım o kadar. Bu gamzedelese de gönlümü, izi kalacak, bir hatıra olarak yüzünden başka…

            Tabi bir de bu şekilde konuşturman beni ilk ve belki de son defa, kendi kendime bile olsa…
   
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2008, 03:28:39 Gönderen: Stj. Av. Lütfi » Logged


30 Kasım 2008, 03:47:40
Sizi anlamak istiyorum, kerem edip açıklarsanız, lütfunuzla bahtiyar olacağım...
Deneyimli Üye
*
Üye No: 7364
Mesaj Sayısı: 3.125
Teşekkür Sayısı: 527

Offline
« Yanıtla #3 :»

Emeginize saglik.
Bence gayet basarili ifadeleriniz ve icten.
calismalarinizi izliyor olucam...
Logged
medcezir' Adlı Üyenin İmzası








Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
30 Kasım 2008, 20:03:28
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #4 :»

Alıntı:medcezir tarafından gönderildi.
Emeginize saglik.
Bence gayet basarili ifadeleriniz ve icten.
calismalarinizi izliyor olucam...


Teşekkürler... Wink
Logged


30 Kasım 2008, 20:12:22
Deneyimli Üye
*
Üye No: 5120
Mesaj Sayısı: 1.419
Teşekkür Sayısı: 315
...BİRLİKTEFORUM BAĞIMLILIK YAPAR...

Offline
« Yanıtla #5 :»

bir yazı nasıl değerlendirilir bilemem ama..abim cümleler birbirini kovalıyor sanki...diğer cümlede ne yazacağını merak ederek okuyor insan...bence güzel... Wink

abi devamını bekliyoruz...ard arda sıraladığın cümleler gibi...
Logged
elekci' Adlı Üyenin İmzası

Diyecem MALATYALIYIM Diyeceksiniz Öviniyi

Tencerem Var Tavam Var MALATYALIYIM HAVAM Var
30 Kasım 2008, 20:18:56
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #6 :»

Alıntı:elekci tarafından gönderildi.
bir yazı nasıl değerlendirilir bilemem ama..abim cümleler birbirini kovalıyor sanki...diğer cümlede ne yazacağını merak ederek okuyor insan...bence güzel... Wink

abi devamını bekliyoruz...ard arda sıraladığın cümleler gibi...



inşAllah, sen de sağolasın...
Logged


23 Aralık 2008, 18:18:41
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #7 :»

                  Bir ürpertiyle kalktı yataktan, sonbaharın serinliği artık sabahın erken saatlerinde kendini iyice hissettiriyordu. Nedensiz yere uyuyamıyordu yine. Aldığı ilaçlar bile fayda vermez olmuştu. Üstüne bir hırka aldı, “Vakit geçsin bari” diyerek televizyon izlemek için içeriye yürüdü. Evde herkes uyurken tek başına yürümek garip gelmişti. “Hırsız gibi” hissetmişti kendini. Gülümsedi içinden geçen bu düşünceye. Televizyonun kumandasını aradı ama bulamadı bir türlü. Yastıkların, koltuğun altına baktı, bulamayınca sessizce bir küfür salladı. Elle açtı televizyonu, en azından bir film bulurum umuduyla. Kanalların hiçbirinin de çalışmadığını görünce alıcının bozulduğunu düşündü. Kim tamirine uğraşacaktı şimdi bunun.

                     Hava almak için dışarı çıkıp bir tur atmayı düşündü. Epeydir spordan da uzak kalmıştı üstelik. Gençliğinde bu saatlerde kalkıp koşuya çıktığını hatırladı. Şimdi koşma yaşını geçse de, ufak bir yürüyüş hoş olabilirdi. Yine bir şeyi bulamıyordu, ayakkabılarını. Kesin bugün gününde değildi. İyice sıkılmıştı, elini attığı yer kuruyordu resmen. Derin bir iç çekişiyle başını kaldırıp ayakkabıları görmek amacıyla etrafına bakındı. Dış kapının yanında babasından kalma tahtadan alet çantasını fark etti. Çok küçük de değildi ama görmemişti onu. Akşamdan eşiyle beraber evdeki atılacak, boşa yer kaplayan birkaç şeyi toplamışlardı içine. Ertesi gün de kilere kaldırmayı planlamışlardı. Ayakkabıları görünmüyordu, sonradan üşenmişti de çıkmaya. “Şunlara bir daha bakıp vakit öldürelim” diye düşündü. Kutuyu kucağına aldı ve televizyonun karşısında ki koltuğa oturdu. Kutuda bozuk aletler, eski birkaç kitap, babasının gazeteleri arşivleme merakıyla saklanmış birkaç gazete haberi ve en altta ucu gözüken fotoğraflar vardı. Üstteki artık çalışmayan radyoyu aldı eline. Alman yapımıydı, babasının “Angarayı zıngır zıngır çeker” diye övündüğü geçmişten bir hatıraydı. Hafif bir gülümseme ile kenara koydu. Eşi görse koltuğu kirletiyor diye köpürürdü kesin. Yine babasından kalma, hiç okumadığı ve hala da okumayı düşünmediği birkaç kitabı olduğu gibi aldı ve radyonun yanına iliştirdi. Kitaplardan birinin içinde burnunu çıkartmış gibi duran ucu gözüken bir fotoğrafı fark etti. Fotoğrafta babasıyla kendi vardı. Üstünde de çocuklara alınan asker üniformalarından. O gün bu elbise için ne kadar sevindiğini hatırladı. Babası da özel diktirmişti oğlu için, hazırları beğenmemişti. Gülümsedi “çocukluk işte” diye geçirdi içinden. Babası da çocuk gibi adamdı, asker olsun diye az uğraşmamıştı. Büyük bir şirketin müdürlüğü, mevkisi makamı bile babasını mutlu edememişti. “Askerliği seçmemekle doğru yapmışım, şimdi işsiz güçsüz oturuyor olacaktım evde” diye düşündü.
   
               Fotoğrafı kucağına koydu ve gazete kupürlerini eline aldı. Ortalardan seçtiği bir haber,  6 Temmuz 2003 tarihliydi. Yarım yamalak hatırladığı bir şeydi haber. Süleymaniye’de çuval geçirilen askerlerle falan ilgiliydi. Okumaya üşendi, koydu kenara. Gazetelerin hepsi tarih sırasına göreydi. Uzun yıllardır biriktirmişti babası. Göz gezdirdi başlıklara “Türkler soykırımcıdır dedi Nobel aldı, Kamuflajlı PKK meclise girdi, Barzani devleti kurdu, İran vuruldu,…” aklında kalanlardı. Son kağıtta “Kapatılıyoruz” başlığı ile uzun bir nutuk vardı. “Gazetelerin kapandığından babama neyse” dedi, hepsini tekrar kutuya koydu.

                      Fotoğrafların hepsine tek tek bakıyordu şimdi. Birinde törenler kaldırılmadan önce Ağustosta askerlerin, tankların falan geçtiği bir günden çekilen görüntü vardı. İki tarafı insanlarla çevrelenmiş herkes alkışlıyor, aradan da askerler geçiyor. Bu tarz milli bayramlar kaldırılmadan babası mutlaka götürür veya televizyondan izletirdi. Elinde iğrenilecek bir şey varmış gibi, fotoğrafı ucundan tutarak kutuya attı. Hoş olmayan bir anıydı o günler. Ne anlamı vardıysa sanki?
     
               Son fotoğraf babasının hasta yatağındakiydi. Birkaç gün sonra ölmüştü. Hafızasında ki ile resimde ki arasında ne kadar fark olduğuna hayret etti. Hastalığı arttıkça zayıflamış avurtları çökmüştü. Göğsüne 74’te Kıbrıs’ta savaştığı için aldığı madalyayı zorla takmıştı.  Babasının boşa savaştığına inanmıştı hep. Kaç kere tartışmışlardı adamın son yıllarında. Zaten tamamı rum olan adayı işgal etmişlerdi, bir de kendilerini haklı çıkarmak için uğraşıyorlardı. Tüm bunlara rağmen batılılar uygarca Türklerin yaşamalarına izin vermişti Kıbrıs rum devletinde.
   
                        O fotoğrafa uzun süre baktı, iç geçirdi. Her ne kadar bazı şeyleri anlamaya aklı yetmese de babasıydı ve “keşke tartışmasaydım hiç” diye geçirdi içinden. Arada bir anılarını anlatırdı savaştaki. Savaş çıktığında askerdi babası, ilk gidenlerdendi. Bu sırada Mersin’de falan halkın bunlara sebze, meyve verdiğini söylemişti. Her gün bir şeyler getiriyorlarmış asker yesin diye. İlk anlattığında da saçma gelmişti. Zaten zoraki vergiyle bir sürü para topluyorlardı. Bir de böyle kendiliğinden para, yiyecek vermek aptallıktı. Geçmişten bugüne değişen birçok şeyi gözünün önünden geçirmeye çalıştı. Şimdiki insanlar daha akıllıydı, bırak fazladan destek vermeyi, çok büyük bir masraf olduğu için orduyu kaldırmayı halk oyuna sunmuşlar ve çoğunlukla kabul etmişlerdi. Ne gerek vardı o kadar asker beslemeye. Özel güvenlik şirketleri çok daha ucuza aynı işi yapıyordu zaten. Hem Modern dünya da artık orduların yeri yoktu. Avrupa’nın ABD’nin oluşturduğu ortak bir ordu herkesi koruyordu. Çoğunluk böyle düşünse de ufak bir azınlık aykırı ses olarak çıkıyordu ortaya. Savunması olmayan devletin yok olacağı, bunun bir intihar olduğunu falan söylüyorlardı. “Bunların hiçbirinde ticari zeka yok” dedi.

              Dağıttığı her şeyi kutuya tıkıştırdı tekrar, kapının kenarına koydu. Bir saate yakın zaman geçmişti; ama evdekilerde uyanma belirtisi yoktu hâlâ. Bu sırada kumandayı gördü, orada televizyonun üstünde duruyordu ama görmemişti nedense. Bazı şeyler gözü önünde de olsa, insan göremiyordu. Sevinçle kumandanın açma düğmesine bastı. Hala hiçbir tv yayını yoktu. “Kesin bozuldu bu alıcı” diyerek sağlam bir küfür söylendi içinden. Hem vakit geçsin diye hem de içi ezildiğinden mutfağa yöneldi. Buzdolabının kapağını açmak için elini uzattığında eşinin bazen kullandığı ufak radyoyu gördü. “Bir şeyler dıngırdasın da, şu sessizlik kaybolsun” fikriyle radyoyu çalıştırdı. Birkaç kanal gezdi, hışırtıdan başka bir şey yoktu. Radyo da mı bozulmuştu yoksa? Koydu sinirle masanın ucuna. Buzdolabını hırsla açtı, içeceklere baktı. Sadece suyu çekti canı, yanmışçasına şişeden su koydu bardağa, bir dikişte içti hepsini. Sandalyeye çöktü, bardağı da önüne koydu. Gözlerini kapadı, uyumak istiyordu artık. Kaç gündür böyle uyuyamayıp kıvranıyordu sabahları. Bunları düşünürken afalladı birden. Biraz önce masaya koyduğu bardağın sesiyle gözünü açtı. Gözünün önünde bardak hafif hafif titriyordu. “Deprem mi oluyor ne?” dedi ama deprem değildi bu. Sokaktan çok büyük bir uğultu da geliyordu kulağına. Ufaktan sallanıyordu evdeki her şey. Kızının aldığı akvaryumun azar azar dalgalandığını fark etti. Uğultunun yanında bazı sesler daha duymaya başlamıştı. Sanki bağıran, çığlık atan birileri vardı. “Sallantıdan korktular herhalde” diye kendini avutmak istedi ama çok basit ve yetersiz bir sebep gibi geldi bu. Sesler ve titremeler iyiden iyiye artmıştı, bunun yanında insanların çığlıklarını, bağırtılarını da net bir şekilde duyabiliyordu artık. Sokaktan geliyordu tüm bu sesler. Biraz korku biraz merakla acele acele pencere kenarına yürüdü. Bu sırada korkmuş gözlerle kendisini arayan eşi ve çocuklarını gördü. Onların “ne oluyor?” sorusunu duymamış gibi yaparak perdeyi biraz aralayıp dışarıya baktı. Gördüğü manzaraya bir anlam veremedi, başını ailesine çevirdi sonra tekrar dışarı baktı. Çok anlamsızdı bu, tüm cadde boyunca birkaç tank ve askeri araçlar vardı, etrafta da onlarca asker. Apartmanlara giriyorlardı tek tek ve yol kenarlarında ölü insanlar…

                 Kendi binalarının içinden gelen silah sesiyle irkildi. Ardından onlarcası daha… Kapıya koştu, kapı deliğinden dışarıya baktığında rüyada hissetti kendini. Karşı komşularının kanlar içinde kapılarının önünde yattığını gördü. Merdiven başında da bir asker yerde yatıyordu. Komşusu ordunun kapatılmasıyla emekliye sevk edilmişti. Evine girmek istemişler, o da karşı çıkmıştı anlaşılan. Bir anda nefesinin kesildiğinden, kalbinin durduğundan emindi. Dört beş tane asker bunun kapısına doğru bakmışlardı. Karşıdan kendisininkiyle yaşıt olan, komşusunun kızını kucaklamış dışarı çıkan iri yarı bir siyahi asker çıktı. Gözünün önünde kendi ailesinin başına gelecek şeyler belirdi birden. Son anda kapıyı kırmak için adamların hamle yaptığını fark etti, yoksa kapıyla birlikte savrulacaktı. Filmlerde izlediği sahneleri yaşar gibiydi. Askerler kapılarını kırıyorlardı. Kapı gürültüyle ardına kadar açıldı ve aynı anda içerden karısının ve kızının çığlığı yükseldi. Gelenlerin güvenliklerini devrettikleri batılı askerler olduğunu, kuzuyu kurda emanet ettiklerini, ancak başına gelince anlamıştı. Evin içine doluştular koşar adım, bir şey demeye fırsat kalmadan dışardan sesini duydukları silahlarla ateş ettiler. Göğsü ve karnından birkaç yarası vardı heralde, emin değildi. Yere düşmüştü. Zorlukla başını çevirdiğinde oğlunun yüzünü tanıyamadı. Tam çaprazında yerde yatıyordu, mermiler başına gelmişti. Bir ABD bayraklı asker karısını yere yatırmıştı. Görmemek için başını çevirdiğinde pencereye çıkmış kızını gördü, gençliğin verdiği çeviklikten birkaç saniye de oraya gidebilmişti. ABD’li askerler ona doğru giderken bir saniyeliğine babasına baktı. Göz göze geldiler…  Kendisine uzanan ellerin yakalamalarından korkarak gözünü yumup kendini boşluğa bıraktı. Odanın içini ellerinden kaçırmanın sinirini belirten yabancı küfürler doldurdu.

               Bir sabah uyanmıştı ve tüm hayatı, ailesi, namusu, şerefi her şeyi gitmişti elinden. her şeye rağmen gelenlere kızmıyordu şu an. Kendine kızıyordu, Onların düşman olduğunu ve fırsat kolladığını çok geç anlamıştı. Suç kendindeydi, hepsine sebep olan kendiydi. O an babasının yanında subay giysisiyle fotoğraf çektiren çocuk olmak için her şeyi yapardı. Son nefeste iman firavuna yaramadığı gibi, son nefeste gerçeği anlamakta bir fayda vermiyordu. Gözleri bulanıyor, evindeki askerler yavaş yavaş görünmez oluyordu. Birden her şey karardı ve sustu..

              Boğulmak üzereymişçesine tüm gücüyle kendini yataktan attı. Sırılsıklam olmuştu, titriyordu. Lavaboda elini yüzünü yıkadı, Mutfağa doğru gitti. Her an kapının arkasından birinin çıkacağını düşünerek, ürkekçe yürüyordu. Suyunu içti, kendini sandalyeye attı. Manen bitmişti, tüm düşünceleri bir rüyayla değişmişti ve bu değişimin sarsıntısıyla başa çıkmaya çalışıyordu. Bunların gerçekte olmadığı için tekrar ve tekrar şükretti. Biraz rahatlayabilmek için masanın üstünde ki dünün gazetesini eline aldı. Rüya değil gerçek miydi yoksa yaşananlar? Rüyada da böyle böyle başlamamış mıydı? Gazetenin manşetini, engel olamadığı gözünden dökülen yaşlarla okudu:

              Biri binbaşı üç şehit…
Logged


23 Aralık 2008, 18:20:06
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #8 :»

                   Biraz uzun oldu, kusura bakmayın. Daha üstünde çalışılması gerek, bir anlık yazıydı. Eksiğimiz yanlışımız olduysa affımız ola... Wink
Logged


23 Aralık 2008, 18:39:10
Sizi anlamak istiyorum, kerem edip açıklarsanız, lütfunuzla bahtiyar olacağım...
Deneyimli Üye
*
Üye No: 7364
Mesaj Sayısı: 3.125
Teşekkür Sayısı: 527

Offline
« Yanıtla #9 :»

Emeginize saglik ...  Wink
Logged


02 Ocak 2009, 01:01:58
Bizler Namaz Kılmaktan Ayakları Şişen Bir Peygamberin,Uyumaktan Gözleri Şişen Ümmetiyiz..
Genel Moderator
*
Üye No: 7325
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2.177
Nerden: ***d€rs@@d€t***
Teşekkür Sayısı: 376
~~€d€p y@ hU~~

Offline
« Yanıtla #10 :»

abimm ne yapmışsın sen böyle yaaa  Lips Sealed...romanlıkkk maşallahhhh....kitap okur gibi okudumm resmen tarzın anlatımın muhteşem çok beyendim açıkçasııı.....yüreğine .. düşüncelerine...kalemine hatta klavyene sağlıkkkk 

devamının gelmesini umuyorum  Wink
Logged
***ß!r!c!k***' Adlı Üyenin İmzası


***€d€p ß!r t@c !m!$ nUr-! Hüd@'d@n***
***g!y 0l t@cı €m!n 0l h€r ߀l@d@n***


Mail Olma Dünyaya Çün Bi-vefadır Bi-vefa;Mekrine Aldanma Zirapür Cefadır Pür Cefa...

Her şey ayrı yazılır..
Tüm içinde kalmadan bir bütün olmayı bilene..
Her şey bir şeydir, bir şey her şeydir..
Bütün ben'ler bir tek sen'in içindedir.

“Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talak:7)









02 Ocak 2009, 01:06:17
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #11 :»

Alıntı:***ß!r!c!k*** tarafından gönderildi.
abimm ne yapmışsın sen böyle yaaa  Lips Sealed...romanlıkkk maşallahhhh....kitap okur gibi okudumm resmen tarzın anlatımın muhteşem çok beyendim açıkçasııı.....yüreğine .. düşüncelerine...kalemine hatta klavyene sağlıkkkk 

devamının gelmesini umuyorum  Wink


Alıntı:medcezir tarafından gönderildi.
Emeginize saglik ...  Wink


        Sağolasınız...
Logged


03 Ocak 2009, 17:41:03
Birlikte Üyesi
*
Üye No: 12712
Mesaj Sayısı: 87
Teşekkür Sayısı: 74

Offline
« Yanıtla #12 :»

insan bi solukta okuyor
bi an kendi mi kaybettim soluksuz kaldım sanki
walla ne denilir ki eline emeğine yüreğinize sağlık...
Logged


04 Ocak 2009, 00:07:47
Aktif Üye
*
Üye No: 13028
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 411
Nerden: Kayseri - Ankara
Teşekkür Sayısı: 271
Hiç bu kadar kahpe olmamıştı zaman...

Offline
« Yanıtla #13 :»

     Bu sabah kahvaltı yapıyorduk; annem,  babam ve dedemle.Annem  suların akmamasından, babamsa kesik elektrikten şikayet ediyordu.
     Aniden bir ses geldi, bizim sınıftaki Ali’nin ıslığı gibi bir şey… Ve bir patlama.Camlar parçalandı.Hepimiz yere düştük.
     Gözümü açtığımda annemle babamı gördüm,  ayaktalardı ama her yerleri kan içindeydi.Annem ağlıyordu, dedemse namaz kılar gibi secdedeydi.Dua ediyordu yüksek sesle.Bir kelime duydum, ilk kez duyduğum bir kelime “Osmanlı”
      Hepimiz aceleyle hastaneye gittik, çok kalabalıktı.Yerde yüzleri beyaz bezle örtülü insanlar yatıyordu, hareket etmeyen insanlar.Annem başımı çevirdi bakmamam için.Uzun süre bekledik.Bana bakan doktora daha öncede gitmiştim, ateşim çıktığında ama doktordan bu sefer çok korktum, özelliklede bakışlarından.
      Eve geri dönmedik, arabamızla bir yere gidiyorduk herhalde.Gece olmuştu,  annem ve dedem uyumuştu babamsa araba kullanıyordu hâlâ.
      Baba dedim “Osmanlı ne demek? Dedem dua ederken duydum.” Babam bir çok şey anlattı,  çoğunu pek anlamadım ama şunu anladım. Osmanlı rahat kahvaltı yapabilmekmiş, suların akması, benim çizgi film izleyebilmemmiş .
       Bir yerde mola verdik.Birçok araba durmuştu bizim çevremizde.Annem bize yiyecek bir şeyler hazırlıyordu.Çevremizdeki insanlar bir yöne doğru bakıyorlardı.Bir anda oraya doğru gitmeye başladılar.Ben de baktım o tarafa, Çok büyük bir kamyon geliyordu oradan.O kadar büyük kamyon görmüştüm ama hiçbiri bu kadar beyaz değildi.Dedem oturduğu koltuktan dışarı fırladı. “Onlar Osmanlı” dedi.Hiçbirimizi beklemeden koştu.Yürümekte bile zorlanan dedem “Süpermen” gibi uçarak gidiyordu.Babamda beni kucağına aldı, bizde gittik o tarafa.O büyük beyaz kamyonun içinden birkaç insan çıktı.İnsanların birazı kamyonun kenarındaki kırmızı beyaz (birisi yıldızdı da öbürü ayın bir parçası gibiydi)bir şeye sarılıyor öpüyorlardı.Bazısı da o insanlara sarılıyorlardı.Babam kahvaltıdan beri ilk kez gülüyordu.
       Aniden aynı sesi duydum, sabah kahvaltıda duyduğum ıslık sesini ve yine bir gürültü…Önce anlamadım, gözümü açmaya çalıştım ama bir gariplik vardı.Sağ tarafımı göremiyordum.Ayağa kalkmaya çalıştım beceremedim,  baktım bacaklarım yoktu.Şaşırdım bacağımı elimle tutmak istedim; ama sağ kolum nereye gitmişti? Bir keresinde bıçakla elimi kesmiştim çok ağrımıştı ama şimdi hiçbir yerim acımıyordu.Yanımda babam vardı, zor tanıdım yüzüne bir şey olmuştu.Siyahtı ama boya gibi değildi.Aklıma dedemin kamyonu geldi baktım, yanında yerde yatan dedemi gördüm, elinin biri hala kamyonu tutuyordu.O büyük beyaz kamyon yanıyordu.
       O an onu gördüm.Kamyondan inen amcalardan birini, yanıma geldi,  annemin yaptığını yapıyordu dudaklarını ısırıyordu. Ağlayacağı zaman annem yapardı bunu.”Amca” dedim, “Dün sabah dedem Osmanlı dedi duasında.Siz Osmanlı mısınız?”
      “Evet” dedi, “Biz Osmanlının torunlarıyız” Amcanın çenesinden su damladığını gördüm, gözyaşıydı herhalde.Birden her taraf karardı.
“Korkuyorum bana sarılır mısın?” dedim.Ne annemin ne de babamın sarılmasına benzemiyordu. Daha bir sıcaktı bu.
     Kulağıma gelen hıçkırıklar son duyduğum şeyler oldu………

        (iki yıl önce Lübnan bombalanırken yardıma giden Kızılay konvoyuna ordaki insanların tavrının doğrudan kameradan görülerek hikayeleştirilmesi ile oluşmuştur. Hikaye de ki yardım konvoyunu karşılama tasvirleri gerçektir)
Logged


04 Ocak 2009, 00:13:20