Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  BirlikteForum. Kültürel Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat & Tarih > Tarih ve Strateji (Moderatörler: sunguralp, hasmetvu) > Enver Paşalar ve Geleceğimiz.

Konu Bilgileri
Konu BaşlıgıKonu: Enver Paşalar ve Geleceğimiz.
Cevap SayısıCevap Sayısı: 19 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 650 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1] 2 İleri  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Enver Paşalar ve Geleceğimiz.  (Okunma Sayısı 650 defa)
11 Kasım 2008, 21:38:44
Moderator
*
Üye No: 10610
Mesaj Sayısı: 170
Teşekkür Sayısı: 201

Online
« :»




Son dönem önemli tarihçi ve düşünce adamlarımızdan olan Sayın İlber Ortaylı Hocamız'ın Kırk Ambar Sohbetleri isimli kitabın'da ki Sarıkamış 1914-15 isimli konusu bizi oldukça düşündürecek bir içeriğe sahip görünüyor.Yeni bir yılın arefesinde yazılmış olan hem ince bir yaklaşıma,hem de neden bu haldeyiz sorusuna güzel ve net bir kaç cevap veriyor Hocamız.

Öyle ki teslimiyetçi tavırı inceden inceye eleştiriyor.Siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben alıntıladığım bölümü özellikle dikkatlerinize sunuyorum.

.
..
...
.........................


   Savaşa, hem de yanlış tarafta girmek Türkiye'nin  ve etrafının mahvına sebep oldu. İmparatorluğun ana unsuru olan biz Türkler,tarihin ve ananenin yetiştirdiği büyük evlatlarla başka bir gelecek kurabildik ama aynı talih ve yenilenme etrafımızdaki diğer Osmanlı halkları için söz konusu olmadı. Sarıkamış bizim yakın tarihimizde Balkan  Savaşı'ndan sonra acemi komutanlık ve yanlış politikanın yarattığı en büyük faciadır. Yaşım itibarıyla bu savaşın gazilerini tanıma imkânına sahip oldum; onlardan  bütün fikir dünyamı ve tarih bilgimi sarsan feci hatıralar dinlemişimdir. Atatürk'e ve yakın arkadaşlarına hayranlığım arttı. Çünkü 1914'te savaşı yönetenlerin  yarattığı facia ve imparatorluk halkı  arasında sebep  oldukları bezginlik onların direnişe  geçmesini önlememiştir ve Türk halkı her şeye rağmen Birinci Harp'i yaşayan Avrupa milletleri gibi panik ve nihilizme  kapılmamış,  1919-22 döneminde Kurtuluş Savaşına devam edebilmiştir.

   Bugünler de herkes Türkiye'yi  yeniden kurmaktan  bahsediyor.Birçok kimse 17 Aralık  milât noktası diyor.  İktisatçılar AB-Türkiye ilişkilerinin iktisadî yönden analizini yapmıyor, etnik sorunların, demokratikleşmenin hangi safhalardan geçeceğinden söz  ediyorlar.Hatta TÜSİAD gibi işadamları derneği üyeleri bile işadamı olarak değil, demokrasi ve kültür havarileri olarak  vaazlar veriyor. Muhalif ve muvafık herkesi kapsayan bir çarpık durumdu bu. Geçen hafta, sorulu cevaplı bir oturumu yöneten programcı  dostumuz kendisine zıt fikirler  ileri süren soru sahibi genç kızın sözünü neredeyse tersleyerek kesti. Efendi hazretleri  herhalde televizyon programcılığıyla Türkiye tarihini yerinden oynatacak bir kaldıraç elde ettiğini sanıyor.

   Sözün kısası,  biz hepimiz kendimize göre birer  Enver Paşayız.Elimize fırsat  geçse nice  Enver Paşalıklar yaparız.  Onun  için Birinci Harp'in  komutanlarının  aceleciliğini ve  hayalciliğini hak vermesek de anlamak lazım. Gerçeği anlamak zor  değil. Ama daha sabırlı ve daha gayretli olarak rakamları, girdileri, çıktıları tahlil edip değerlendirmemiz lazım. Avrupa Birliği'nde çok parlak yanlar var. Ama  Marne cephesi gibi duraklamalar da ortada ve nihayet Türkiye, 19'uncu yüzyılın Türkiye'si değil; teknolojisi, bilgi birikimi,atılımı, dinamizmi çok daha önde. Bu Türkiye'nin imparatorluğa göre sınırları daralmış fakat muhteva ve iktidarı daha da yoğun; bu yoğunluğu harekete geçirecek ittifaklara elbette hayır denilemez.Ama atalete sürükleneceğimiz birlikteliklere de ihtiyatla yanaşmak lazım.

    Bu yılın son yazısında yakın tarihimizin unutamadığımız faciasından söz etmek zorunda kaldım. Tatlı bir geleceğe doğru yürümek ümidiyle hepimize iyi yıllar diliyorum.

26 Aralık 2004
« Son Düzenleme: 11 Kasım 2008, 22:45:43 Gönderen: Savtegin » Logged
hasmetvu' Adlı Üyenin İmzası

...Nadan ile konuşma zordur biline.
...Çünkü ne gelirse söyler diline...
Bağlantılar

Logged
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 14.056


View Profile
Re: Enver Paşalar ve Geleceğimiz.
« Posted on: 09 Ocak 2009, 15:42:11 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Logged
11 Kasım 2008, 23:04:12
Yönetici
*
Üye No: 4102
Mesaj Sayısı: 1.199
Teşekkür Sayısı: 569

Offline
« Yanıtla #1 :»

İlber Hocam çok değerli yorumları çok az cümle ile özetlemiş.

Özellikle Avrupa Birliğ denildiği zaman aslında -doğru ve ya yanlış ayrı konu- neyi savunduğunu bile bilmeyen zevata yönelik eleştiriler sunarken,milletimizle ilgili gerçekçi tespitlerde bulunmuş.

Yalnız karartılmış son bölümü net anladım dersem yanlış olur.

Nasıl bir ataletten söz ediyoruz?

Ya da hangi dönemin değerlendirmelerine göre bir dinamizmden bahsediyoruz?

Eğer bahsettiğimiz;19.yy.Türkiye'si içerisinde ki dinamizme göre,bu gün daha iyi durumda olduğumuz ise bu takdirde;kıyas açısından Avrupa'nın dinamizmini de o zaman dilimi içerisinde ölçüp,bu güne oranlamamız gerekmez mi?

Öte taraftan;karşılaşılan problemlerin büyüklüğü ile bu günki teslimiyetçi tablo arasında nasıl bir bağ var?

Hocamın dediği gibi o günün şartları,Enver Paşalar yetiştirmeye çok uygun olsa bile;bu gün eğer o birikimi elde ettiysek,hala neden bu kadar Enver Paşalar yetiştirmeye yatkınız?




Logged
Savtegin' Adlı Üyenin İmzası

İmza yok...
12 Kasım 2008, 15:59:07
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #2 :»

   Dostlar,

   Gerçeği teslim etmek gerekirse,Birlikteforum'un tarih moderatörü sayın Hasmetvu,son derece Haşmetlice bir girişe imza atmış.

   Sanal forumlarda tarih,edebiyat,mitoloji,sanat  ve felsefe bölümlerinin ehline teslim edilmesi şart,zira forumların entellektüel düzeyini belirlemede ağırlıklı olan bu branşların yönetimlerinin bilenlerce sürdürülmesi zorunluluk teşkil ediyor..Doğru tahlil ve çözümlemeler yapabilmek,karşılıklı öğrenmek başka türlü mümkün olamaz..

     Büyük tarih alimi Prof.İlber Ortaylı hocamız sayın Hasmetvu'nun naklettiği şekilde şunları söylemiş..

    " Avrupa Birliği'nde çok parlak yanlar var. Ama Marne cephesi gibi duraklamalar da ortada ve nihayet Türkiye, 19'uncu yüzyılın Türkiye'si değil; teknolojisi, bilgi birikimi,atılımı, dinamizmi çok daha önde. Bu Türkiye'nin imparatorluğa göre sınırları daralmış fakat muhteva ve iktidarı daha da yoğun; bu yoğunluğu harekete geçirecek ittifaklara elbette hayır denilemez.Ama atalete sürükleneceğimiz birlikteliklere de ihtiyatla yanaşmak lazım."

      Burada sayın Savtegin hocamızında dikkat çektiği şekilde,İHTİYAT ve ATALET kelimeleri son derece çarpıcı anlamlar içermekte....Ancak öncelikle  sayın İlber Ortaylı'nın hukukumuzun Avrupalaşmasıyla ilgili ciltlerce yazdığı eserlerden çok kısa aktarımlar yapmaya çalışalım..

      Bu işlerin 29.Ekim.1923 Cumhuriyet ilanıyla başlamadığını öğrenmek tarihimizi düzgün yorumlamak açısından son derece önem teşkil ediyor..   

      Hani bazıları anlatır ya,kahvehanelerde falan..Cumhuriyet kuruldu GAVUR KANUNLARI  geldi diye...İşin aslı öyle değil..Batı hukuk sistemi sınırlarımız içerisine daha evelinden giriş yaptı..

      Detaylarını merak ediyor isek,bilim adamlarımızın yazılı eserlerine müracaat edelim..Aşağıda aktarabildiklerimiz son derece yüzeysel..
   

********************************************

     Canlar, 

     Sayın hocamız bir çok eser ve sohbetlerinde  Fatih sonrası Roma imparatorluğu varisliğimizi ve 19.cu yüzyıl itibarıyla BATILILAŞMAMIZIN,hukukumuzun ROMANİZE olması gerçeğini uzun uzadıya anlatır..Bunun ilk aşamada batı hukuku ile islam hukukunun beraberce uygulanmasıyla başladığını ve ciddi problemler meydana getirmediğini ileri sürer,şunları ilave eder...

      " Efendim İslam hukukçusu bunu anlamaz bilmez !...Hiç de öyle değildir medresenin hukuk öğretimi,,fıkıh öğretimi kıyas teknikleri,yorum teknikleri bir Roma hukukçusundan farklı değildir;çünkü zaten 7 miladi asırdaki 8.miladi asırdaki ,9-10 miladi asırlardaki büyük islam hukukçularıda bir tür Roma hukukçularıdır.

       Kullandıkları teknik ve muhakeme esası itibarıyla aynıdır.Bizde batı hukunun kabulünden doğan güçlükle;hukukçularımızın islam hukukçusu olmalarından değil,layıkıyla hukukçu olmamasından yani doğrudan doğruya hukuk eğitiminin çok kötü ve düşük bir düzeyde olmasından ileri gelmektedir..
 
      Dolayısıyla ,19.cu yüzyılda aile hukukunun dışında hemen hemen hukukun her alanında Batı ile bir içleşme meydana gelmektedir."....der..

       Sayın Alim tesbitlerine aşağıdaki gibi devam eder...

        "  İşte son asır Osmanlı Devleti bu alanda büyük adımlar atmıştır ve aile hukuku hariç,hukukun romanizasyon süreci  de ilerlemiştir;yani ceza,ticaret,idare hukuku alanında tamamıyla Avrupa sistemi,bu memleketin içerisine girmiştir ve arzettiğim gibi,bizatihi medrese takımı,yani ulema takımı ,yeni kurdukları hukuk medresesiyle ( MEDRESET'UL KUDAT ) Avrupa hukukuyla tanışmaya başlamışlardır..

          Proğrama baktığınız zaman da Avrupa hukuku müfredatın yarısıdır ve hatta yarıdan fazladır;çünkü ulema,artık böyle bir imparatorlukta " NAİBÜ'Ş-ŞER-İ " dediğimiz memuriyete intisab edecek veya nizamiye mahkemelerine gireceklerdir..

          Hukukta bir ikilem başlamıştır;bütün dini cemaatler içinde bu böyledir...."

          Hocam nakillerini sürdürmeye devam eder  ;

        "  Böylece, dualist yapılı bir hukuk sistemi,böylesine ikili bir yaşam süren bir cemiyet ortaya çıkarmıştır ve bunun çözümü ,hepinizin bildiği gibi 1926 da Kanun-i Medeninin ( Medeni Kanun ) kabuluyla mümkün oldu.

         1926 Devrimiyle ,şahsın hukukuda İsviçre mevzuatına göre düzenlenerek TÜRKİYE DEVLETİ hukuku tam anlamıyla romanize etmiştir,ama bu demek değil ki bazılarının söylediği gibi,ruhumuza ve cemiyetimize tamamen aykırı bir sisteme girmişizdir.

         Hayır,bir takım çatışma noktaları bulunmasına rağmen ,Medeni kanunumuz da bile eski hukukumuzun bir takım müesseselerinin devam ettiğide bir gerçektir.." tesbitini yapar..



  NOT : İHTİYAT işine hemen bir sonraki mesajda devam ediyoruz....Sayın Hoca,sohbetinin sonunda ENVER PAŞA MANTIĞINIDA izah etmiş...ENVER PAŞA ve İTTİHATÇILARLA ilgili düşüncelerini de ayrıca yazmaya gayret edeceğiz..
« Son Düzenleme: 12 Kasım 2008, 23:53:29 Gönderen: Bolkar » Logged


12 Kasım 2008, 16:15:51
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #3 :»

Prof. İlber Ortaylı: TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ AVRUPA'YA BAĞLANMAMALI... “20 yıl sonra AB’nin ekonomik durumunun ne olacağı, nasıl olacağı belli değil...

 
Biz Türkler, AB ülkelerini ve üniversitelerini hep farklı değerlendiririz. Hep efsanelerle anarız. Ancak oradaki ülkelere gidildiğinde ciddi bir hayal kırıklığı yaşanıyor”
 


     Evet, sevgili dostlar....Tarih ALİMİ ve FİLOZOF Prof.İlber Ortaylı hocamız,sayın Hulki Cevizoğlu ile yaptığı sohbette bakınız neler söylüyor...



Avrupa yanlış anlatılıyor.....

“Çünkü farklı bir tabloyla karşı karşıya kalınıyor orda yaşayan insanların her Allah’ın günü Mozart dinleyen, herkesin aşırı kültürlü olduğu bir toplumsal yapı var olduğu sanılıyor. Çünkü bu yönden insanlarımız dolduruluyor. AB istatistiklerine bakılmıyor.

Meyhane kültürüyle, beyinlerini konuşturmadan işkembeden AB ülkeleri değerlendiriliyor... Fransızların bir sözü var. Çok ses çıkaranlara bidon derler. AB konusundaki sözlerin çoğu boştur, bidon konuşmalardır.

Ortaylı, Türk insanının, Avrupa Birliği’ne girildiği andan itibaren bütün sorunlarından kurtulacağı şeklinde yanlış bir bakış açısına yönlendirildiğine de işaret etti. Ortaylı, AB’ye yeni giren birçok ülkenin büyük pişmanlık içinde olduğunu belirtti.
 


O kadar ileri değiller...

Ortaylı: Avrupa’ya çok büyük umutlarla bakılıyor. Ancak ortada o kadar ileri bir Avrupa yok. 20 yıl sonra AB’nin ekonomik durumunun ne olacağı nasıl olacağı belli değil. Yunanistan AB’ye girdiği zaman destek verildi. Ancak Türkiye için yardımdan söz edilmiyor ve adamlar vermeyeceklerini belirti.

Diyorlar ki bir takım avantajlar var. Ancak adamlar en baştan kestirip atıyorlar. Serbest dolaşım hakkı olmayacak. Bakın dünyanın en kıymetli şeyi nüfustur. Ve en önemlisi de genç nüfustur. Bütün ülkeler nüfusunu genç tutmaya çalışıyorlar...

Bizim girmeyi düşündüğümüz AB topluluğu yaşlı nüfusa sahip bir topluluk. AB’ye girmeye çalışırken bu noktaya dikkat edilmeli, ince hesaplar yapılmalıdır... Daha iyi düşünmek lazım. Israrcı olunmaması lazım... İktisadi durumu ve nüfus yapısı iyi irdelenmeli.



Bu bir budalalıktır...

Prof. Ortaylı, bir başka tehlikeye de işaret etti. Ünlü tarihçi, AB’nin Türkiye’nin ismini bile değiştirme düşüncesi içinde olduğunu savundu ve ekledi ve “Bu bir budalalıktır” dedi. Ortaylı, “Türkiyeli diye adını bile değiştirmek istiyor... Budalalık bu.

Eğitim sistemine, üniversitelerine karışacak adam. Avrupa üniversiteleri çöküntü içinde; bütün eksiklerine rağmen Türk üniversiteleri bir çok Avrupa üniversitesinden iyi durumda. Bir çok insan AB’yi kurtuluş olarak görüyor ancak kendi işimize bakmalıyız” ifadelerini kullandı.



 İşine gelirse girersin...

Ortaylı: AB temsilcileri bir kere diplomat değiller. Bunlar AB bürolarının memurları. Hatta bazıları dangalakça konuşuyor. Yanlış anlıyor, yanlış anlatıyor olayları. AB denilen oluşumun ABD kadar güçlü olmadığı bilinmelidir. Olaylara Enver Paşa mantığıyla bakılmamalı. “Dışarıda kalırsak yok oluruz”; böyle bir şey olamaz. İşine gelirse girersin gelmezse de girmezsin.

(Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5395
)

 




   Alıntı ve Okuma Kaynakları....
  Avrupa ve Biz..Turhan Kitabevi..2007..Ankara..
  Sayın hocanın öncesinden okunmuş çeşitli eserleri...
 










 
« Son Düzenleme: 12 Kasım 2008, 16:17:39 Gönderen: Bolkar » Logged


13 Kasım 2008, 00:41:08
Yönetici
*
Üye No: 6300
Mesaj Sayısı: 759
Teşekkür Sayısı: 578
Düşündüğümü söylerim, düşünmem gerekeni değil...

Online
« Yanıtla #4 :»

Hocalarım,

Mühim olan AB'ye girmek mi yoksa AB'ye girebilecek düzeye gelip, "İstemiyorum senin birliğini kardeşim" noktasına gelebilmek mi?

Zaten onların bugünden yarına bizi aralarına alma görüntüsü yok, ama bunun yanında bizim de onların müktesebatına ihtiyacımız yok mu?

AB hedefi olanlar dahi o müktesebatı yerine getirmede gönülsüz davranırken, o hedeften sapılırsa özellikle Kopenhag Kriterleri gibi bizim de ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm düzeye çıkmamız mümkün olur mu?

Saygıyla...
Logged
KILÇIK' Adlı Üyenin İmzası

CEREEEEN, GIZIIIIIM, BENİ NEDEN GANDIRDIN GIZIIIIM? (YILBAŞI GECESİ ÖLEN ÖĞRENCİLERDEN BİRİNİN  BABASININ, KIZININ CENAZESİ BAŞINDAKİ FERYADI...)
13 Kasım 2008, 02:08:24
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #5 :»

Alıntı:KILÇIK tarafından gönderildi.
Hocalarım,

Mühim olan AB'ye girmek mi yoksa AB'ye girebilecek düzeye gelip, "İstemiyorum senin birliğini kardeşim" noktasına gelebilmek mi?

Zaten onların bugünden yarına bizi aralarına alma görüntüsü yok, ama bunun yanında bizim de onların müktesebatına ihtiyacımız yok mu?

AB hedefi olanlar dahi o müktesebatı yerine getirmede gönülsüz davranırken, o hedeften sapılırsa özellikle Kopenhag Kriterleri gibi bizim de ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm düzeye çıkmamız mümkün olur mu?

Saygıyla...



  Sayın Kılçık,

  Amatör birisi olarak şunları söyleyebilirim...
 
   Kopenhag kriterleri üzerinde Türk Devletinin ve kamuoyunun,hatta  en sıkı AB karşıtlarının dahi itirazı söz konusu değildir,olmamıştır..

  Meselenin Kopenhag kriterleriyle sınırlı olmadığı ortaya çıkmış,mızrak çuvalı delmiş durumdadır..Nitekim 17 Aralık  2004 ve 5 Ekim 2005 anlaşmaları bunun en büyük kanıtıdır..Ayrıca 6 Mart 1995 belgesi KAPİTÜLASYON anlaşmasından başka bir şey olmayıp,ülkeye PKK teröründen daha fazla hasar vermiştir..Bu anlaşma Anayasamıza aykırı şekilde egemenlik haklarımızı devretmenin koşullarını sağlamıştır..

 AB parlamentosu Kopenhag kriterlerinin haricinde üyelikle hiç bir ilgisi bulunmayan sayısız koşulu  dayatmakta,yine AB organlarının aldığı ve alacağı kararların yürütülen sürecin parçası olduğu şartını kayıt altına almıştır..

  AB tayyaresine artık Yaşar Kemal'de inanmamaktadır...Geçenlerde o da AB yarimize selam söyledi..

  Kopenhag kriterleri konusundaki düşüncelerinize katılıyorum..Demokratik,hukukun üstünlüğüne dayalı,eşitlikçi,sosyal adalet ve insan haklarının teminat altına alındığı Türkiye seviyesine çıkmak gaye olmalıdır..

  Bunun içinde yüksek bir medeniyetin köklerinden bugüne ulaşmış ülkemizin Kopenhag kriterlerinden ziyade,kendine özgün kriterlerine hayatiyet kazandırması elzemdir..

  Dünyanın tüm üniversite ve bilim çevrelerinde tazim,kabul gören,yabancı dillerdeki makale ve eserleri baştacı edilen,kitaplarının onlarca ülkenin dışında olarak Yunan üniversitelerinde de ders kitabı olarak okutulmaya başlanmış olan  ;

    Şimdilerde 90 yaşını idrak etmekte olan TARİHÇİLERİN KUTBU,Prof.Halil İnalcık;Avrupanın temellerinde OSMANLININ olduğu tezini Eren yayınevi tarafından basılmış " Turkey and Europe in History " isimli İngilizce eseriyle ortaya koymuştur..

    Başta Vatikan olmak üzere , "Avrupa Kültürü"nü Hıristiyanlığın teolojik temellerine bağlayarak Müslüman Türkiye'yi Avrupadan tecrit etmeye çalışanların yanlışlıklarını ve yobazlıklarını bilimsel temeller bağlamında izah etmektedir..

   Sayın Halil İnalcık eserinde ayrıca , çağımızdaki Avrupanın ve Çağdaş Batı Kültürünün temelini teşkil eden ve en önemli ögelerden olduğu herkesce bilinen PROTESTANLIK'ın Osmanlıların desteğiyle geliştiğini,yayıldığını net olarak açıklamaktadır...

    Kopenhag kriterleriyle gelen düğün bayram,lakin hainlik,arsızlık ve şeytan başka yerlerde,Türk milletine ve Devletine gizlenmeye dahi gerek duymadan eti sıyrılmış PİŞMİŞ KELLE gibi sırıtmaktadır..

    Siz zaten bu duruma vakıfsınız.........

    Meseleyi biraz daha açarsanız,biz de sizinle açmaya devam ederiz...Amatörcede olsa...

   Bolkar.......................................


  

 
« Son Düzenleme: 14 Kasım 2008, 20:16:21 Gönderen: Bolkar » Logged


13 Kasım 2008, 10:43:36
Yönetici
*
Üye No: 6300
Mesaj Sayısı: 759
Teşekkür Sayısı: 578
Düşündüğümü söylerim, düşünmem gerekeni değil...

Online
« Yanıtla #6 :»

Alıntı:Bolkar tarafından gönderildi.

  Ayrıca 6 Mart 1995 belgesi KAPİTÜLASYON anlaşmasından başka bir şey olmayıp,ülkeye PKK teröründen daha fazla hasar vermiştir..Bu anlaşma Anayasamıza aykırı şekilde egemenlik haklarımızı devretmenin koşullarını sağlamıştır..

 


  Hocam yukarıda bahsettiğiniz meşhur "Gümrük Birliği" anlaşmasını yapanlar bu yolun tüm diğer aday ülkelerde de uygulandığını iddia etmişlerdi. Sizin "zararlı" gördüğünüz anlaşma "bize özel" miydi yoksa gerçekten tüm adaylara uygulanmış mıydı?

  Eğer uygulanmışsa bize vediği hasarın büyüklüğünün sebebi nedir?
Logged


13 Kasım 2008, 16:43:13
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #7 :»

  Sayın  Kılçık,
 
  Kısa yazımınızda ortaya koyduğunuz tesbitlerle ilgili görüşüm mesajımın sonundadır..Daha evelinde kişisel  açılımlarımı aktaracağım..Ayrıca bu uzun yazıyı okuma sabrını gösterebilecekleri şimdiden tebrik ediyorum..
 
  Saygıyla.............Bolkar.................


******************************************

     Bir akşam vaktiydi...

    Caddelerde dolaşıyordum..

    İnsanlar her yerde imza altına alınmış gümrük birliği anlaşmasını coşkuyla kutluyorlar,kutsuyorlardı..

    Ortalık neşeden ve sevinçten çınlıyordu.Bense tanzimat sonrası yaşanmış süreci tefekkür ederek,ruhumda hissettiğim azabın dayanılmaz acısını idrak etmekteydim..Senaryoyu ve vizyona konan filmi ışıkçısına kadar tanıyordum..
     
   Musa peygamberin getirdiklerine iman etmiş İsrailoğullarına gökten sunulan nimetler misali,çağdaş imkanların,eli kanlı SÖMÜRGECİ TOPLULUKLARIN mirasçıları tarafından milletime sunulmayacağından son derece emindim...Tersine olarak onların nelerimize uzanacaklarını,stratejilerine vakıftım...Yanılmak için kendi kendime dualar ediyordum....
     
   Yaradıcı o gün bana düşünsel faylarımın kırılmasını bahşetti..
 
 
   Milletim kandırılmıştı ve milletime bunun bedeli pahalı ödetilecekti..

   Bu işlere destek veren,hatta sempati duyan, meşrebimize eskiden beri yakın bulduğumuz ideoloji ve siyaset sahipleriyle yollarımızı ayırmanın vakti geldiğini,sağcılık solculuk kavramlarının boş olduğunu,her sahada  MİLLİCİ  ve GAYRİ  MİLLİCİ anlayışın karşılıklı cephe pozisyonu alacaklarını anlamıştım..

    Bizde safımızı belirlemeliydik,o vakitler azınlıkta kalma tercihini yaparak..Anlayışsızlık,statükoculuk  yaftalarına tahammül edebilmeyi göze alarak..

    Nitekim zaman bizi haksızda çıkarmadı..

    O vakitten beri AB'nin baş eğilmiş uyum anlaşmalarının 450 milyar dolar borç, Kıbrıs, Güneydoğu, ekümeniklik, etnisitecilik,PONTUS ,üniter yapının tartışılması  gibi SAİR bir çok dayatmaları topraklarımıza İTEKLEDİĞİNİ,türedi sorunları TETİKLEDİĞİNİ,artık son hamle olarak OCAĞIMIZA İNCİR AĞACI dikilmesi şartlarının olgunlaştırıldığını gözlemledim...

    Ancak bugünkü koşullar yinede Rusya'nın Gürcistan işgali ile başlayan yeni süreç ve ÇOK KUTUPLULUĞA yelken açan dünya konjonktürü,yeni dengeler JEOPOLİTİK bağlamda Türkiye'nin hayati pozisyonu nedeniyle,akılcıl politikalar izlediğimiz takdirde tüm  hesapları değiştirebilecek imkanlar sunmaktadır..

    Türkiye Devleti ve kamuoyunun AB'ye soğuk duruşu tesadüf değildir..Ortada hesap vardır..

    Avrupanın yumuşak karnı olan UKRAYNA ve Doğu Avrupa'da öngörülen büyük riskler,tehdit algılamaları  nedeniyle,son aylarda AVRUPA'da  " Türkiye'yi AB'ye almak zorundayız " seslerinin daha yüksek çıkmaya başladığını gözlemlemekteyiz..



************************************************


  Dostlar,

 Avrupa tarihinde hiç bir zaman tam olarak bütünlüğünü sağlayamamıştır.Jeopolitik bağlamda bu bütünlüğü temin etmelerini sağlayacak,tarım dışında varlıklarını kendi başlarına yürütebilecek kaynaklara sahip değillerdir.

  Avrupa tarihi  sömürgecilik,kan,dehşet ve MERKANTİLİST temelllere dayalıdır.Yüzyıllar evel dünyanın  her yanındaki  MAZLUM milletler üzerinde yürüttükleri sömürgeci siyasetleriyle elde ettikleri ZENGİNLİKLERİ,birikimleri kendi kıtalarına taşıyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir..Hammadde ve enerji kaynakları konusunda dışa bağımlı pozisyondadırlar.

  Birinci paylaşım savaşı sonucunda ÇANAKKALE direnişiyle başlamış süreçte askeri ve siyasal manada küresel üstünlüklerini kaybetmişler,2 paylaşım savaşından sonrada dünya hegomonik rollerini ABD'ye devretmek zorunda kalmışlardır..

   Günümüzde tesis etmeye çalıştıkları AB bütünlüğünün stratejik olarak küresel güç olamayacağıda gün yüzüne çıkmıştır.Politikasızlık ve kısır döngüler içerisinde kıvranmakta Latin Amerika'dan,Afrika'ya,oralardan uzak doğuya damarlar atmaya gayret etmektedirler..

   Uluslararası siyasetleri ABD ve ABD'nin hakim olduğu NATO politikaları güdümünde şekillenmekte,öncesinde ve bugün ABD'nin sahneye koyduğu sıcak,soğuk savaş projelerinde kendilerine biçilmiş rolü oynamaya çalışmaktadırlar..

    Türkiye'nin sıkıntısı EVANGELİSTLERİN, Türkiye ve bölgemiz üzerinde yürütmekte olduğu politikalara,Avrupalıların da tam destek vermesi noktasındadır.Diğer taraftan Avrupa çıkarları gereği Türkiye'yi yanlarında tutma zorunluluklarının farkındadırlar.

    Nitekim Türkiye Devletinin bazı zamanlar AB konusunda yaptıkları keskin çıkışlar arefesinde,en üst düzeyde liderlerinin bavullarını alarak " AŞKINI KAYBETME PANİK ATAKLARI " yaşayanlar misali,Ankara'ya koşmaları bu nedenledir..

    ABD Türkiye'nin AB'ye bağlanmasını Ortadoğu ve AVRASYA'daki yüksek çıkarları için desteklemekte ve bu yolla  ANADOLU TOPRAKLARINDA yaşayan BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN tekrar imparatorluk köklerine dönebilme riskini ayrıca  AVRASYANIN binlerce yıl evelinden bugüne uzanmış SOYLU DEVLETLERİYLE stratejik işbirliğine girme tehlikesini etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır..

   Diğer yandan Avrupa,tamamen TERBİYE edilmiş KULLAŞTIRILMIŞ,değerlerinin altı oyulmuş,DAHA KÜÇÜK  bir Türkiye'yi aralarına almayı akılcıl bulmaktadırlar..Özellikle BARZANİ,Ermeni Diasporası,Atina ve Fener patrikhanesi bu işi destekliyorlar...

   Hatta bazıları daha ileri gidip,Türkiye'ye şiddetlice karşı koyan PAPADOPULOS'un kulağını bile çekiyorlar..

   Ancak bazı çevreler her şeye rağmen........

   Uysallaştırılarak,arka taraftaki kapıya bağlanılması düşünülen Türkiye'ye yinede  tahammül gösterememektedirler....
   
     Hülasa,

    Devamlılığımızın nihai çaresi kapılarda beklemek yerine,TÜRKİYENİN AVRUPA,AKDENİZ,KAFKASLAR  ve ORTADOĞU'yu kendi içerisine almasıdır..İlk aşamada MİSAK-İ MİLLİ sınırlarını kendisine hedef tayin etmesidir..

     Bolkar'ın " YURTTA SULH CİHANDA SULH " ilkesine ittiba etmesi  Misak-i Milli hedefinin gerçekleşmesiyle doğru orantılı ve ancak o noktada tatmin olarak,sükun bulabilmesiyle mümkündür....

     Hedefler büyük olmalı,elbette maceralara ve tehlikeli risklere girmeden insan ömrüyle kıyaslanmayan DEVLET ÖMRÜMÜZ içerisinde BÜYÜK TÜRKİYE misyonu yürütülmeli,yürütebilecek kadrolara destek verilmelidir..

     Türkiye AB siyasetini de kendi çıkarlarına göre sürdürmeye devam etmelidir..


*************************************


  Sayın Kılçık,

 Dikkat çektiğiniz gibi AB'ye alınmadan gümrük birliği anlaşmasına imza koyan ilk ülke Türkiye'dir.Bu usül diğer aday ülkelere uygulanmamıştır..Sadece Türkiye'ye yapılmıştır..Bu meselenin iddiası zaten olamaz,çünkü bu budur..Bu bu olan şekliyle böyle olmuştur..Bize özeldir..

  Gümrük Birliği anlaşmasının bize verdiği ve vereceği zararları en iyi şekilde o tarihlerde   TBMM'de sayın Abdullah Gül  tarihi bir konuşmayla ortaya koymuştu..O konuşmayı unutabilmem mümkün değil..Ayrıca sayın Kamran İnan beyefendinin de tesbitleri son derece derinlik taşıyordu..

  Sonradan bir çok siyasi parti liderleri,Cumhurbaşkanı,Başbakan olmuş,yetki verilmiş,Devlet adamı pozisyonundaki zevat,ekonomistler,bilim adamları bu işin zararlarını çarşaf çarşaf zikretmişlerdir..

   Tabiki diğer yandan AB'yi  destekleyen kesimlerde kendi düşüncelerini ortaya koymaya devam ediyorlar..

  Ayrıca AB kendi fonlarından  ülkemizde bir takım tediyelerde  yapıyor..Biz bunlarıda takip etmeye çalışıyoruz..

  Vaktiyle Osmanlı döneminde FASULYANIN FAYDALARINI anlatanlar vardı..Bunların dışında Balta limanında AVRUPA ile yapılmış TİCARET- GÜMRÜK ANLAŞMALARINI göklere çıkartarak  tefsir edenler,savunanlarda  arz-ı endam eyliyorlardı..

    Bu anlaşmayla Türk sanayiinin gelişmesi,rekabet gücünün ve ürün kalitesinin yükseleceği babında masallar yazıyorlardı....Bunlar kayıtlarda mevcuttur..

    Diğer taraftan belgeler aynı zamanda  kronolojik olarak 1838'den başlayıp 1875'de iflasla sonuçlanan,Duyun-ü Umumiye ile nihayetlenen süreci yazar..

     Yine belgeler,2008 yılına geldiğimiz  bugünümüzde dahi  Avrupalı stratejistlerin toplumsal  bütünlüğü sağladığını ve korunması gerekliliğini belirttikleri,küçük esnaf,çiftçi,küçük sanayici,sanatlar kesimlerinin ,150 yıl öncesi Osmanlı topraklarında nasıl yok olduklarını anlatır...

     1860 yılından itibaren DEVLET MALLARININ satılması ,şimdiki haliyle  ÖZELLEŞTİRME,kiralama ve DEVLET maliyesinin kontrolü için uluslararası komisyon kurulması..

     1870' ler de ana paranın FAİZİNİ dahi ödeyememe..Devletin tüm gelirlerinin teminat olarak gösterilmesi..

     1875 de MORATORYUM...

     1876 da İFLAS...

      Devletin 200.000.000 sterlin ana borcu,bununda 11 MİLYON sterlin yıllık faizi ..

     Osmanlının SADECE 18.000.000 STERLİN yıllık geliri...

     Damga,Müskirat,TUZ,TÜTÜN tekelleri,İSTANBUL,BURSA,EDİRNE,SAMSUN vilayetleri İpek öşürleri,Rumeli,Bulgaristan,Kıbrıs,Sırbistan,Karadağ vergi ve varidat fazlaları ve diğer tüm gelirlerin DÜYUN-U UMUMİYE'ye teslimi..

     Vergi toplama yetkisinin bu heyetin teşkil ettiği,silahta taşıyan Rum,Ermeni menşeili kadrolara verilmesi...

      Batı Anadolu topraklarının neredeyse tamamına yakının  İngiliz-Yunan sermayesine teslimi..

      Şimdiki gibi arazi ve mülklerin yabancılara satışı..
     
     Sayın Kılçık,
 
     Aşağıdaki sorunuza cevab verebilecek nitelikte bilim adamlarımızca kaleme alınmış çok sayıda makale,yazılı kitaplar malumunuz olduğu gibi mevcut..Bunlar son derece noktalı virgüllü rakamlarada girmiş..Ancak ben size ve arkadaşlarımıza  en kısa tarafından,halen  kimse tarafından da tekzip edilmemiş ciddi bir raporun linkini  veriyorum..

      Ankara Ticaret Odasının Gümrük Birliği anlaşması sonrası karşılaştığımız ekonomik hasarın parasal boyutlarını arz ettiği dosya son derece çarpıcı..

      Sizde bilirsiniz ki işin  paradan ziyade, diğer boyutları hayati önemde..Netice de para her zaman bulunabilir.. Zat-ı Alinize muhabbetlerimi gönderiyorum......
 
       Sorduğunuz soru şuydu.....

Alıntı
Eğer uygulanmışsa bize vediği hasarın büyüklüğünün sebebi nedir?    
   

   GÜMRÜK BİRLİĞİ ANLAŞMASININ TÜRKİYE'ye VERDİĞİ HASARIN EKONOMİK  BOYUTLARINI ÖĞRENMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAMAMIZ YETERLİ OLACAKTIR....

          GÜMRÜK BİRLİĞİ KAMBURU...ANKARA TİCARET ODASI....

          Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

« Son Düzenleme: 13 Kasım 2008, 17:40:18 Gönderen: Bolkar » Logged


14 Kasım 2008, 09:27:29
Yönetici
*
Üye No: 6300
Mesaj Sayısı: 759
Teşekkür Sayısı: 578
Düşündüğümü söylerim, düşünmem gerekeni değil...

Online
« Yanıtla #8 :»

   Hocam öncelikle "cahilce" sorduğum sorulara cevap verme tenezzülünde bulunduğunuz için teşekkür ediyorum.

   Malumunuz istatistik bazen yalan söylemenin en kaliteli yollarından biri de olabilir. Verdiğiniz linkte ve yazınızda toplam dış borçtan bahsediliyor ama toplam hacimden bahsedilmiyor. 100 liralık ticarette 1 lira %1 'e tekabul ederken, 5 liralık ticarette 1 lira %20'ye tekabul eder. Bu 1 liraların değeri aynı mıdır?

   Toplam dış borç dilimize pelesenk olmuş. Ancak "Dış ticaret hacmimizdeki değişikliği" de bu çerçevede ele almamız gerekmez mi?

   İşin bir başka boyutu da rekabet alanında. Hocam ben tüketiciyim. Cebime göre alışveriş ederim. Mesela Koç grubu yıllarca Tofaş marka "otomobil bozuntusu" araçları bize fahiş fiyatlarla sattı. Milli sermayem beni kazıklayarak güçlenecekse, güçlenmesin be hocam. Benim de rekabet edebilen sanayim olsun. Gümrük Birliği rekabeti arttırmıyor mu? O zaman herkes rekabet etmeye çalışsın. Kimse benim "Milliyetçiliğime" güvenip "ucuzculuk" yapmasın.

   Hocam konu çok geniş. Ben de bir yerlerinden tutup çekiştiriyorum. Bakış açılarımdaki "noksanlıklar" için kusuruma bakmamanızı rica ediyorum.

   

   
« Son Düzenleme: 14 Kasım 2008, 09:31:40 Gönderen: KILÇIK » Logged


14 Kasım 2008, 16:55:41
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #9 :»

Öncelikle derin bir estağfirullah çekmek zorunluluğunu yerine getireyim...

 

Sayın Kılçık,

 
 2008 yılı TBMM bütçe görüşmelerinde ortaya konulan kalemlerin ve analizi yapılan mali tablolardaki rakamların Türkiye Devletinin resmi verileri olduğunu sağlamca notlamak zorundayız.

 Ayrıca sorun siyaset ve partiler üstü olup hepimizin ortak derdidir..Bu türde sıkıntılarımızın siyasi malzeme yapılmasına da şiddetle karşıyım..

 Elimizde kalmış son vatanımızın varlığını ebediyete kadar sürdürebilmek için vermemiz gereken ekonomik savaş,hepimizin ortak savaşıdır,iç politika malzemelerine çerez edilmemesi gerektiği gibi,gerçeklerin üzerini örtmeye çalışmakta anlam ifade etmez.

 Hesaplamalardaki süslemeler ve olumlu-olumsuz  göstergeler çıkarmak için temel alınan "" işimize gelen " yöntemler bir noktaya kadar kifayet eder,bunun da sınırları bellidir.Matematik bilimi ortaya konulmuş süslenmiş veya çarpıtılmış hesaplamaların sağlamalarını yaptığında, yanlış sonuçları hepimizin suratına çarpmakta asla zorlanmaz..


   

1-) Dillere pelesenk edildiğini söylediğiniz toplam iç+dış borç stokumuz ( kısa-orta-uzun vadeli olmak üzere ) 436 milyar dolardır..Borçlarımızın sadece faizlerini ödeyebilmek için ihtiyacımız olan parayı, iflas eden İzlanda Devleti düzeyinde verdiğimiz yüksek faizlerle  yurt dışından temin ettiğimiz gerçeğini unutmamalıyız.

   Borçlanma ihtiyacımız kronikleşmiştir..1975-1999 25 yıllık süre içerisinde 127 milyar dolar faiz ödeyen ülkemiz,2002-2007 altı yıllık zaman diliminde 184 milyar dolar faiz ödemek durumunda kalmıştır.

   Halbuki  6 yıl önce toplam borcunuz sadece 218 milyar dolardı..Hesabı artık kendiniz yapınız..436-218 =...Bunun üstünü hiç birimiz örtemeyiz..

     2008 yılında Gayri Safi Yurt  İçi hasılamızın  950 Milyar dolar olacağı öngörülüyor..Dünyanın ilk 20 ekonomisi arasındasınız ama diğer yandan yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi gırtlağınıza kadar borçlusunuz ve de sürekli artıyor..Borç sarmalı kavramı doğruluk içeriyor..

    Ekonominiz yabancı kaynak sağlayamadan dönmüyor,bu arada sattığınız Petkim,Tüpraş,Bankalar,Limanlar,şirket evlilikleri,araziler vesaireler,vesaireler de işin cabası.Bu türde gelir sağlayıcı önlemler sarmalı yırtamıyor..

     Ne kadar daha döndürebilirsiniz ?..Ne kadar daha çevirebilirsiniz ?..Çeviremezseniz ne olur ?  

  Bu gün için sermaye piyasalarınızın % 70 ,Bankacılık sisteminizinde % 50'sinden fazlası yabancıların eline geçmiştir..Özel sektör kuruluşlarının yaptığı evliliklerle ne kadarlık paylarını uluslararası sermayenin kontrolüne devrettikleri hengameside ayrı derttir..

    Temelde yabancı sermayenin " doğrudan yapacağı yatırımlara" karşı çıkmak ihtiyaçlarımız nedeniyle ses çıkaramadığımız bir konudur..Ancak ÇİN-RUS  ve ORTADOĞU menşeili girişimcilerin Avrupa,ABD gibi ülkelerde şirket satın alma taleplerine ne türde çıkışlar yapıldığı ,engeller çıkarıldığı konusunun detayları ibretle izlenmelidir..

    Denk bütçe sağlayabilmek  için sürekli küçültmeye başladığımız Devletimizin ilerisinde sosyal Devlet misyonunu nasıl ifa edebileceğini  tartışabilmeliyiz..Bunun dışında Dünya üzerinde kendi ülkeleri adına çok büyük stratejik operasyonlar gerçekleştiren TRÖSTLERİN,KARTELLERİN kamusal bağlantılarını iyice irdelemeyiz..

   

2-) Bahsettiğiniz genişlemiş toplam hacim meselesinde asıl  dikkat edilmesi gereken husus ithalat ve ihracaat rakamları arasındaki farktır,yani DIŞ TİCARET açığıdır..Cari açık rakamları büyüklüğü kısmen kurlardan etkilensede istatistik biliminin fazlaca  tesir etmesi mümkün olmayan somut göstergelerden...

     Nitekim düşük kur,yüksek faiz politikaları fiktif olarak, bahsettiğiniz istatistiklerde kişi başına düşen MİLLİ GELİR rakamlarımızı şişirmiş,hepimize sevinçten GÖBEK ATTIRMIŞ ,ancak ne hikmetse Devletten yardım almak zorunda olan muhtaç aile sayısınının katlanarak büyümesini engellememiştir..Bu durumda olan yurttaşlarımızın kaç milyon olduğunu kendiniz araştırınız,karşılaşacağınız rakamlara sanırım çok  şaşıracaksınız..Bu çok çelişkili bir durumdur..

3-) Yine üretim kapasitesi,toplam tasarruflar,işsizlik rakamları ve istihdamı sağlamak için nüfus artış hızını dikkate alarak yapılmasına ihtiyaç duyulan yatırım kararlarını gerçekleştirebilme kaynaklarına sahip olup olmadığımız hususlarıda  son derece önemli..Lakin bu türde göstergelerde  çok pembe tablolar çizmiyor..

4-) Örnek olarak verdiğiniz araba işi gibi konular 30 yıldır evlerde,çarşıda konuşulan bir şey..Bilimsel değil.Üretim kalitesini artırmak ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek evrensel standartlara sahip mal ve hizmetleri arz etmek için çare GÜMRÜK BİRLİĞİ anlaşmaları değil..Bu bir yönetim ve planlama sorunudur..
     
    Milli Burjuvazi,Selçuklu ve Osmanlının  devamı olan Türkiye Devletinin bir gerçeği..Yeryüzünde Devletlerin neredeyse tamamı milli burjuvazisinin gelişimini teşvik eder,onlara farklı ödevler yükler.Nitekim 1920'li yıllarda verilen Kurtuluş mücadelesinde Türk köylüleri ve Miili Burjuvazi tam destek sağlamışlardır.

   (  Proletarya zayıftır,çünkü Balta Limanı sonrasında başlayan Türk sanayisinin çöküşü nedeniyle işçi sınıfı oluşamamıştır..Günümüzde de sokağa fırlatılmaya devam eden proletarya,korumasız kalmış fedakar köylülerimizin izlediğimiz TARIM POLİTİKALARI nedeniyle içerisine düştükleri çıkmazlar vicdanlarımızı kanatmaktadır..)

    Otoriteler köylü,işçi,sanatkar,orta ve küçük işletmelerini korumak zorunda olduğu gibi,milli sermayesinide korumak zorundadır..Bu ülkede Devlet Planlama ve Milli Prodüktivite,TSE gibi kurumlar haybiye tesis edilmemiştir..

    Ancak gelin görün ki,1995 sürecinden evel hazırlık yapması emredilip,uluslararası rekabet koşullarına uygun düzeye getirilmeden,üstüne üstlük AB'ye girmeden yapılmış GÜMRÜK anlaşması,bahis konusu yaptığınız sermaye çevrelerine de büyük hasar vermiştir,vermeye devam etmektedir..

     TÜPRAŞ,PETKİM ve ERDEMİR gibi stratejik HALK MALLARININ yapılmış ihalelerde herhangi bir TÜRK HOLDİNGİNİN elinde kalması için TV'ler başında tüm milletin  dualar ettiklerini unutmayalım..

     İlerisinde her şeyde olduğu gibi ,yurtsever milli sermayenin izinide mumla aramamız kuvvetle muhtemeldir..



**************************************

      Sayın Kılçık,

     Meramımızın ucunu bağlama vakti geldi..AB'ye girmeden Gümrük Birliği anlaşmasına attığımız imzanın bedeli ağır olmuştur,olmaya devam etmektedir.Öncesinden devam etmekte olan ekonomik sorunlarımızı daha da ağırlaştırmıştır..

      Ekonomik çıkmazlara düşen ülkeler varlıklarını sürdüremezler,toplum olarak ağır bedeller öderler..

      Geçmişte 4.cü Ordu komutanı Cemal Paşa hazretlerinin yaveri olan Falih Rıfkı Atay,savaş sonrası İstanbul'da ziyaret ettiği komutana;
     
      --Paşam biz bu savaşa niye girdik ? sorusuna..

     -- Memur maaşlarını ödeyebilmek için..cevabını almıştır..

       Nitekim Osmanlı hazinesi gerçekten de  savaş eveli tam takır durumdadır..Enver Paşa'nın Alman politikalarına hazırlıksız,koşarcasına teslim olması sebeblerinden biriside Osmanlının içerisine düşüüğü ekonomik çıkmazdır..

       Ülkemizin BOP eşbaşkanlığı,arabulucuk veya küreselcilerle stratejik ortaklık gibi tehlikeli maceralara girmemesi,kendi yüksek çıkarlarına uygun BAĞIMSIZ siyasetini sürdürebilmesi,güçlü milli bir ekonomiyi tesis etmesinden geçiyor..
       
       Türkiye Gümrük Birliği anlaşmalarını gerekirse askıya almalı ,sağlam pazarlıkların ön koşullarını oluşturarak menfaatleri doğrultusunda  AB başvurusunu dondurarak kapandan kurtulmalıdır..Zararın neresinden dönülürse kardır..Böyle bir kararın sonuçları dünya ve bölgesel dengeleri değiştirebilecek nitelikte olacaktır..

        Batı dünyasıda böyle bir neticeyi kolay kolay göze alamayacaktır..
       
       Avrasya ve içerisinde yaşadığımız coğrafyamızın sayısız imkan,alternatif  ve fırsatları bünyesinde taşıdığını unutmamalıyız...

       Yoksa...............

        Sular çekildiğinde denize donsuz girenin,başkası değil kendimiz olduğunu anlamış olacağız....


        Saygıyla..................Bolkar..................................





     

      Not :  Sular çekildiğinde denize kimin donsuz girdiği belli olacak....sözlerinin patenti şimdilerde OBAMA'nın ABD ekonomisini teslim edeceği söylenen ünlü döviz spekülatörü  Warren Buffet'e aittir.. .       
         
 

     



 
 


 
 




 
 

« Son Düzenleme: 15 Kasım 2008, 11:39:15 Gönderen: Bolkar » Logged


13 Aralık 2008, 23:18:28
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #10 :»

       Uzun mesajların az okunduğunu bilsek de biz işimize bakmaya devam edeceğiz.

       Topikte ( 1 nolu mesaj) İlber Hoca;

 
Alıntı
Sözün kısası,  biz hepimiz kendimize göre birer  Enver Paşayız.Elimize fırsat  geçse nice  Enver Paşalıklar yaparız.  Onun  için Birinci Harp'in  komutanlarının  aceleciliğini ve  hayalciliğini hak vermesek de anlamak lazım.

 Ama atalete sürükleneceğimiz birlikteliklere de ihtiyatla yanaşmak lazım.
   


   Bir acelecilikten bahsediyor...Bunu 3 nolu mesajda da vurguluyor..

 
Alıntı
Olaylara Enver Paşa mantığıyla bakılmamalı. “Dışarıda kalırsak yok oluruz”; böyle bir şey olamaz. İşine gelirse girersin gelmezse de girmezsin.



    Evet, sayın hocanın dikkat çektiği husus Enver Paşa hazretlerinin 1.ci dünya savaşına girdiğimiz günlerde ortaya koyduğu acelecilik..

    Kendisi Enver Paşa'nın geçmişteki aceleciliğine vurgu yapıp,günümüzde benzer tavırın  AB konusunda  gösterilmemesi ikazını yapıyor..


   AB konusunu yeterince tartıştık,o zaman biraz da Enver Paşa ve ittihatçılar işine girelim..

   İttihatçılar milliyetçiydi,yok  Sultan Abdülhamit'i yıldız sarayına kapattılar,memleketi batırdılar,zaten Almancıydılar türünde klasik görüşler meseleyi halletmiyor..

  Hatta bazıları daha ileri gidip İttihatçıların mason,sabetayist,yahudi olduğunu vesaire de iddia  ediyorlar...

   Bu türde meseleleri dillendirenler diğer taraftan da kendi  söyledikleriyle 
 çelişkiye düşüyorlar..

   Onlar ;

   İttihatçıların kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa'yı göklere çıkartırlar,Makedonya'dan Trablusgarb'a Çanakkaleye,Milli Mücadeleyi bizzat yürütmüş  İTTİHATÇI KADROLARIN KAHRAMANLIK öykülerini anlatıp dururlar..

   Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu...

   Ne diyorsunuz bu işe ?

   Bolkar......... 
 
   
 
 
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2008, 23:31:10 Gönderen: Bolkar » Logged


13 Aralık 2008, 23:43:06
Birlikte Üyesi
*
Avatar Yok
Üye No: 10950
Mesaj Sayısı: 97
Teşekkür Sayısı: 405

Online
« Yanıtla #11 :»

 Savaşa, hem de yanlış tarafta girmek Türkiye'nin  ve etrafının mahvına sebep oldu.   


  Sayın Hocamız birde savaşa yanlış tarafta girdiğimizi söylemiş..

   Doğru tarafta girebilirmiydik ?

   Buna ne dersiniz ?..Eğer kasıt İngiltere,Fransa,Rusya ittifakı ile girmek ise;

   Hemen fikrimi söyleyeyim,burada sayın İlber Ortaylı hocamla aynı görüşü paylaşmıyorum..

   Siz ne dersiniz bu duruma ?