Bir beyin.
Üç kıtayı yöneten mükemmel bir beyin...
Osmanlı'nın o mükemmel yönetimini sağlayan Divan-ı Hümayun.
İsterseniz konuyu uzmanından okuyalım.
Söz son dönem üstatlarından İlber Hocamızda:
Size yaz boyu zaman zaman Topkapı Sarayı'nın bölümlerinden söz etmek isterim. Bu ilginç saray yeryüzünün en özgün hükümdar evidir, imparatorluk bürokrasisini temsil eden anıtlardandır.Mütevazı ama çarpıcı ve her şeyden önce güzeldir. Denizden bakıldığında ise muhteşemdir. Amaç da budur. İhtişamının ilginç bir noktası da Ayasofya ve Sultanahmet gibi anıtların minareleri ile boy ölçüşen Adalet Kasrı'dır. Yani Divan-ı Hümayûn'a profilini veren Rönesans üslubundaki bu kule, yüksekliğinden çok zarafetiyle sarayı temsil eder. Yangından sonra 17'nci yüzyılda kagir olarak inşa edilmiştir. Osmanlı döneminin bütün saraylarında; Bahçesaray'daki Hansaray'da, Edirne Sarayı'nda hatta 18'inci yüzyılda ünlü ayan konaklarında bunun benzeri kuleler vardı. Ama hiçbiri böyle değildir ve Osmanlı merkez teşkilatının en önemli organına
Kubbealtı, bu organın üyelerine Kubbenişin rical dendiğini hatırlar-
sak, devleti isimlendirmiştir.
Divan-ı Hümâyûn Farsça bir tamlamadır. Divan çok açık ki Sami asıllı bir deyim; bir defteri ve dildeki dönüşümle bir büroyu ifade ediyor. Ama İran imparatorluklarında çok yerleşmiş. Belirli işlere bakan bir meclis ve bakanlık demektir. Hümâyûn İran'da emperyal anlamında. Divan-ı Hümâyûn 15-16'ncı Osmanlı asırları boyunca bilinen dünyanın politikasının yönlendirildiği bir yerdi.Hiçbir zaman Osmanlı kanunu onun yapısını ve görevini ayrıntılarıyla ve bükülmez bir şekilde tespit etmiş değildir ama Osmanlı'da söze ve padişah fiiline dayanan anane o zamanki deyimle "ecdad ve eba-i izam" (yüce dedelerimiz ve babalarımız) zamanından beri uygulanagelmiştir. 16'ncı yüzyılda haftada dört gün toplanan, 18'inci yüzyılda ise bir gün zor toplanan bir kurul haline dönüştü. Güya müslümanların tatil günü denen cumaları en yoğun çalışma günüydü. Divan-ı Hümâyûn temyiz davalarına bakardı, halkın müracaatlarını dinlerdi. Dahası, ihtida eden yani Müslümanlığa geçen, Osmanoğulları, Kurumlan, Müzelere divan toplantısı sonunda 50 akçe destek parası verilirdi. Eski toplumda din değiştiren biri bütün akrabalarını, cemaatini hatta tezgâhını gözden çıkarmış demektir. Bu nedenle dul kadın veya yalnız ihtiyarlara ev ve geçim imkânı dahi sağlanırdı.
Divan-ı Hümayûn'da savaşa ve barışa karar verilirdi. Tabii bu kararları tasdik edecek kişi padişahtı. Müftü de kararı berkitecek fetvayı verirdi. Divanda dört bir bucağı ve her şeyi ilgilendiren kararlar alınırdı. 10 yıldır Başbakanlık arşivimiz bu kayıtlan yani "Mühimme Defteri" denen eserleri neşrediyor. 16'ncı yüzyılın bir dünya imparatorluğunun tarihini buradan izlemek mümkündür. Amadivanda ne padişah ne de sonraları şeyhülislam dediğimiz müftü bulunurdu. Şeyhülislamların kabine toplantılarına katılması 19'uncu yüzyıla mahsus bir vakıadır. Fatih Sultan Mehmet'ten beri Osmanlı padişahları divan toplantılarını bir hücreden izler; tıpkı İspanya krallarının universal şurayı, Moskova çarlarının Kremlin'deki boyarlar meclisini izlemesi gibi. Padişah III. Selim'in sık sık yaptığı gibi kafese vurup divanı dağıtabilirlerdi. O zaman divan üyeleri ve sadrazam Arz Odasına arza koşardı. Güya II. Mehmet'in Bursa veya Edirne zamanında, dervişin biri divanın ortasına sızıp "Padişah kangınız?" diye sormuş. Artık imparatorluk çağında böyle ölçüsü kaçmış aşiret demokrasisine tahammül edilemezdi. Padişahlar divan toplantılarından çekildi.
Divan-ı Hümâyûn toplantıları üyelerin sabah namazını Ayasofya Camii'nde kılmalarından sonra başlardı. Ayrıntılı bir törenle orta kapı olan Bab-üs Selam önündeki hiyerarşik selamlaşma ve alkış ile rütbeye göre orta avluya girerlerdi. Burada herkes attan inerdi. 1739 senesinde Belgrad Barışı'ndan zaferle dönen İvaz Mehmet Paşa'nın I. Mahmut'un istisnai atıfeti dolayısıyla atla girmesi dışında böyle bir vaka pek görülmez. Divanın başı veziriazamdı; kendisini dört adet kubbealtı veziri yani imparatorluk mareşalleri takip ederdi. Yeniçeri ağası eğer vezir rütbesinde değilse divanda oturmazdı. Kaptan paşa mutlaka bulunurdu. Asıl baş köşede oturanlar Anadolu ve Rumeli kazaskerleriydi. Osmanlı yargı teşkilatı ve taşranın idaresi bu iki memura tabi idi. Divanın bir üyesi defterdardı. Bugünün aksine maliyeciler kelle koltukta çalışan adamlardı. Herhalde ananenin yansıması olacak ki, 1961'de başvekil ve hariciye vekiliyle birlikte maliye vekili de idam edildi. Hiç şüphesiz bir diğer önemli üye nişancıydı. Askerî imparatorluğun tımar ve zeamet sistemi 10 binlerce tımarlı ve zaimin kayıt ve kaderi onun adaletli ve düzgün işlevlerine bakardı. Başyardımcısı reis-ülküttab ve ona bağlı divan tercümanları ayakta beklerlerdi, sefir süferanın görüşmeleri ve harici meseleler sorulduğunda arzda bulunmaları için... Fenerli beyler imparatorluğun hıristiyan memurlarıydı ve çok kimsenin zannettiği gibi Helen asıllı değillerdi. İçlerinde mebzul Romen asıllılar, Bulgar, Hıristiyan Arnavut, İtalyan hatta 13'üncü yüzyıldaki Haçlı istilâsından Latin kökenli aileler de vardı. Yunan ayaklanmasından sonra bu zümre tasfiye edildi. Yerlerini Ahmet Vefik Paşa'nın ailesi olan Bulgarzade Yahya gibi Müslümanlar ve Sahak Ebro gibi Ermeniler aldı.
16'ncı yüzyıl Osmanlı nişancıları edip ve âlim kişilikleri ile dikkati çekmişlerdir. En büyüklerinden biri Koca Nişancı da denen Celalzade Mustafa idi. Celalzade Mustafa edip üsluplu tarihi "Tabakat-ül Memalik ve Deracat-ül Mesalik" ile tanınır. Onun kaleme aldığı name ve bazı fermanları okumak tarih öğrencilerine 16'ncı yüzyıl dilinde ve edebiyatında ustalık kazandırır.
Muhteşem kubbenin gölgesinde sarayın orta avlusu devletin ve milletin yaşadığı tarihin ihtişamını aksettirir. Üç ayda bir yeniçerilerin ulufeleri dağıtıldığında Divan-ı Hümâyûn toplanır, orta avluda yeniçeri kalabalığının çektiği gulbank, yani kopardıkları sanatkârane vaveyla ve gulgule yeri göğü inletirdi. Bu ortamda başkentteki sefirler de hazır bulunurdu. Bu üç aylık törenlere Galebe Divanı denir.
Hiç şüphesiz ki ne divanın ne padişahın otoritesinin kaale alındığı isyankâr, zoraki toplantılar da olurdu. Yeniçeriler orta avluyu doldurur, padişahı Ayak Divanı'na çağırırdı. Bunların çoğunun ne olduğunu, nasıl bittiğini biliyoruz; Hafız Paşa, Hezarpare (Bin parça) Ahmet Paşa gibi bazı devlet adamlarının başı pahasına kalabalık dağılırdı.
Kırk Ambar Sohbetleri....
İlber Ortaylı














Logged





