Bugün memleketin her yerinde, hattâ İslâm dünyasının ve dünyanın her yerinde bir medeniyet alâmeti olarak kabul edilen ve genç -ihtiyar herkes tarafından icra edilen dans denen melanet, ilk defa Kanunî zamanında Fransa'da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğunun sınırları Avrupanın ortalarında idi ve Fransa'ya dayanıyordu. Bu dans denen melanetin ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanunî, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı.
Kanunî'nin Fransa Kralına yazdığı tarihî mektup aynen şöyledir:
Ben ki; kırksekiz krallığın hakanı, Kanunî Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans namı altında kadın - erkek birbirine sarılmak suretiyle, alâmeleinnas icra-i luğbiyat yapılmakta olduğu mesmu-u şahanem olmuştur.
Hem hudud olmaklığımız dolayısiyle, işbu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum yedinize vusulünden itibaren, derhal son verilmediği takdirde, bizzat Orduyu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..
Rivayete göre, Kanunî'nin bu mektubundan sonra, Fransa'da yüz sene dans yapılmamıştır.
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Kanunî'nin Fransa Kralına yazdığı tarihî mektup aynen şöyledir:
Ben ki; kırksekiz krallığın hakanı, Kanunî Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans namı altında kadın - erkek birbirine sarılmak suretiyle, alâmeleinnas icra-i luğbiyat yapılmakta olduğu mesmu-u şahanem olmuştur.
Hem hudud olmaklığımız dolayısiyle, işbu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum yedinize vusulünden itibaren, derhal son verilmediği takdirde, bizzat Orduyu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..
Tabii egomuz şişince hoşumuza gidiyor değil mi? Vaaay be diyoruz ne kudretli adammış...
Ben hiç öyle demiyorum...
Bence burada "laubalilik, küstahlık, blöf ve güçlüyüm ezerim" tavrından başka bişey yok..
Önce dini çerçeveden bakalım. Fransa o zaman müslüman bir ülke mi? Değil. Fethedilmemiş yani. O zaman için , Osmanlı Yalakalarının kral olduğu, ve kralı Osmanlı Padişahının emriyle tahta oturan, sonra aynı padişahın emriyle tahtan kalkan "hıristiyan" bir ülke...
Eee hristiyan ülkelerde dansı yasaklamak "müslümanca" bir iş mi yani şimdi? Var mı efendimiz(sav) zamanından bir örneği... Tebliğ ve irşad olmadan yasaklama olacak iş mi ya? İçki içmeme emri bile ilk vahiyden kaç yıl sonra gelmişken sen kim oluyorsun da "islamın egemen olmadığı" topraklarda "yasakçık" yapıyorsun.
Bir ara Savtekin hocaya "Ben Osmanlı'nın islamla yönetildiğine inanmıyorum" demiştim de konu havada kalmıştı. Al hocam. Bunun neresinde islam var. Sadece islamdan nefret ettirme var.
Şimdi ABD hehangi bir ülkeye "günümüz hristiyanlık dininin bir emriyle ilgili" dayatma yapsa ne düşünürüz?
Ama ceddimiz yapınca "Aman ne hoş" değil mi?
Bir başka konu. Diyemezler ayrı konu ama "Biz danstan vazgeçmeyiz" dediklerini varsayalım. Ordu Fransa'ya sefere mi gidecekti?
Madem ordun bir dans emrini yerine getirmek için "yola çıkabilecek" güçte ise niye Fransa'ya "fetihe" gitmiyorsun demezler mi adama?
Demezler. Çünkü o zamanlar Osmanlının en kudretli olduğu zamanlar...
Ama aslında "çöküşün ipuçları" da bu kudretli zamanlarda kendini gösteriyor bence...
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2008, 08:52:24 Gönderen: KILÇIK »
Onu görmeden yazmış olacağımı düşünmediniz herhalde di mi?
Gördüm görmesine de yukarıda yazmış olduklarımdan hangisini değiştirir sizce bu durum. Fransa'nın hristiyan oluşunu mu? Yapılan işin "içi boş ruhu yok" sözüm ona "islâmi!" bir zorlama olduğu gerçeğini mi? Ya da madem Fransa'ya ordunu gönderecek gücün var "fetihe neden gitmiyorsun?" sorusunu mu?
Hangisini değiştirir redyellow?
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2008, 09:33:35 Gönderen: KILÇIK »
Onu görmeden yazmış olacağımı düşünmediniz herhalde di mi?
Gördüm görmesine de yukarıda yazmış olduklarımdan hangisini değiştirir sizce bu durum. Fransa'nın hristiyan oluşunu mu? Yapılan işin "içi boş ruhu yok" sözüm ona "islâmi!" bir zorlama olduğu gerçeğini mi? Ya da madem Fransa'ya ordunu gönderecek gücün var "fetihe neden gitmiyorsun?" sorusunu mu?
Hangisini değiştirir redyellow?
Hangisini değiştirir mi? bi şey yazmıycaam. ama En azından gereksiz polemik yapmaya gerek yok olduğunu gösterir. Sanki biraz polemik yapmak isteyen bir tavrınız var gibi geldi bana:)
İyi günler.
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2008, 18:53:02 Gönderen: redyellow »
Hangisini değiştirir mi? bi şey yazmıycaam. ama En azından gereksiz polemik yapmaya gerek yok olduğunu gösterir. Sanki biraz polemik yapmak isteyen bir tavrınız var gibi geldi bana:)
İyi günler.
Abi bayılır KILÇIK kardeşim o dediğinize...
Polemik dendimi sitede ondan sorulur.
Ama polemikleride öyle abuk subuk değildir.
Hakikatten okuyan keyifle okur.
Anladığım kadarı ile sizinle polemiğide kafaya koymuş.
o dönemde osmanlıyla hudut olmadığı komşusumu vardıki tarih övgü yada sövgü kitabı değildir(A,D) KILÇIK BURDA ÇOK HAKLI FRANSADA İSLAMA UYMAYAN SADECE DANSMI VARDI O DÖNEMDE
Abi, Son dönemde bir kaç yazında beni "polemikçi" ilan ettiniz. Belki de bu konudaki bilgi eksikliğimden kaynaklanmıştır bilmiyorum ama bu yakıştırma beni biraz rahatsız etti. İsterseniz ve vaktiniz olursa bu kavramdan ne anladığınızı ve benim ne anladığımı temele oturtmak kaydıyla gerçekten polemikçi olup olmadığım konusunda bir sonuca varmak istiyorum.
Polemik denilince ben "faydasız ve aslında öğrenme gibi bir gayesi gütmeden, muhataba üstünlük kurma amacıyla yapılan ve uzatılan gereksiz tartışmayı" anlıyorum.
Bence ben bu kategoriye girmiyorum. (Girdiğimi düşünüyorsanız samimi olarak yazacağınızdan şüphem yok ) Eğer böyleyse kendimden habersizim sonucu çıkar ki bu da fark edilip düzeltilmesi gereken bir husus olur. Kendi yazılarımı tarttığımda, ne kadar sert girişler de yapmış olsam, samimi olarak "bilgilendirildiğimde", konudan derhal çıktığımı, cevabı eğip bükerek galip gelme davası gütmediğimi düşünüyorum.
Hatta yazılarının eleştirdiğim noktalarına cevap vermeyip bana kızmayı tercih eden arkadaşlarla bile "şahane polemik" fırsatım varken hiçbir zaman bunu kullanmayı düşünmeyip yine o konulardan ayrıldığımı görüyorum.
Öncelikle "polemikçi" den neyi kastettiğinizi ve benim neden bu sınıfa dahil olduğumu düşündüğünüzü şöyle bir kaç cümlecik ile yazsanız bana çok faydalı olursunuz.
Bu kelimenin anlamını bulmak için TDK sözlüğüne baktığımızda polemik: Söz dalaşı, Polemiğe girmek ise:siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak anlamlarını görüyoruz.
Hangisini değiştirir mi? bi şey yazmıycaam. ama En azından gereksiz polemik yapmaya gerek yok olduğunu gösterir. Sanki biraz polemik yapmak isteyen bir tavrınız var gibi geldi bana:)
İyi günler.
Ben bu konuda yapılacak yazışmaların "gereksiz polemik" olduğunu düşünmüyorum.
İsterseniz konuyu biraz daraltalım ki ne demek istediğimiz daha net anlaşılsın.
Biz islami ölçüleri asr-ı saadetten ve efendimiz (sav)'ın uygulamalarından almıyor muyuz?
O zamanlarda "müslümanlığa girmemiş olanları kısıtlayıcı ve dini hükümleri uygulamaya zorlayıcı olan bir hükümün" varlığını duydunuz mu?
Kaynak falan sormıycam. Eğer cevap yazarsanız ben kendim araştırıcam öğrenmek için.
Hadi Mekke dönemini geçin o zamanlar "güçsüzlerdi". Ama Medine dönemindeki güçlü zamanlarda bile buna benzer bir hüküm ve uygulama duydunuz mu?
Bence "müslüman başkasına, kendisine muamele edilmesini istediği gibi davranmalı"
Niyetim burada kalkıp da bir padişahı eleştirme şapşallığına düşmek değil. Yapılanları beğenirim veya beğenmem o ayrı konu.
Ama israil ve ABD'yi başka ülkeler üzerindeki keyfi uygulamaları nedeniyle kıyasıya eleştiren müslümanların, kendi cedlerinin yaptığı "keyfi" uygulamaları "zevkten dört köşe olmuş" halde anlatmalarının da bir açıklaması olmalı diye düşünürüm.
« Son Düzenleme: 17 Ekim 2008, 07:58:27 Gönderen: KILÇIK »
Tabii egomuz şişince hoşumuza gidiyor değil mi? Vaaay be diyoruz ne kudretli adammış...
Ben hiç öyle demiyorum...
Bence burada "laubalilik, küstahlık, blöf ve güçlüyüm ezerim" tavrından başka bişey yok..
Önce dini çerçeveden bakalım. Fransa o zaman müslüman bir ülke mi? Değil. Fethedilmemiş yani. O zaman için , Osmanlı Yalakalarının kral olduğu, ve kralı Osmanlı Padişahının emriyle tahta oturan, sonra aynı padişahın emriyle tahtan kalkan "hıristiyan" bir ülke...
Eee hristiyan ülkelerde dansı yasaklamak "müslümanca" bir iş mi yani şimdi? Var mı efendimiz(sav) zamanından bir örneği... Tebliğ ve irşad olmadan yasaklama olacak iş mi ya? İçki içmeme emri bile ilk vahiyden kaç yıl sonra gelmişken sen kim oluyorsun da "islamın egemen olmadığı" topraklarda "yasakçık" yapıyorsun.
burada bahsettiğimiz kişi KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN olunca kullandığımız sözlere dikkat etmek gerekiyor.sıradan bir kişi değil çünkü.ayrıca Kanuninin okadar güzel işleri vardırki okadar güzel iişler yapmıştırki.arkasından sen kim oluyorsun demek çok ağırdır bu sözlerden dolayı özür dilemeni bekliyorum.
« Son Düzenleme: 17 Ekim 2008, 15:38:42 Gönderen: barışkarabulut »
Abi, Son dönemde bir kaç yazında beni "polemikçi" ilan ettiniz. Belki de bu konudaki bilgi eksikliğimden kaynaklanmıştır bilmiyorum ama bu yakıştırma beni biraz rahatsız etti. İsterseniz ve vaktiniz olursa bu kavramdan ne anladığınızı ve benim ne anladığımı temele oturtmak kaydıyla gerçekten polemikçi olup olmadığım konusunda bir sonuca varmak istiyorum.
Polemik denilince ben "faydasız ve aslında öğrenme gibi bir gayesi gütmeden, muhataba üstünlük kurma amacıyla yapılan ve uzatılan gereksiz tartışmayı" anlıyorum.
Bence ben bu kategoriye girmiyorum.
Aman abim.Kastı aşmış benim ifadem o zaman.
Hani bilirsin kelimelerin ıstılahi manası dışında kullanıldığı durumlarda vardır.
Ben polemikçi derken içinde ince zeka pırıltıları olan,karşısında ki kişinin yazdıklarından yola çıkarak gayet güzel nükteli örnekler vererek tartışan kişi demek istedim.
Fakat haklı olduğunuda kabul edip özür dilemeliyim.Çünkü ben bunu düşünmüş olsam bile bir çok kişi sadece TDK ile yetinmiş olabilir.
Polemiklerin hepsinin boş ve cerbeze olduğunu ise düşünmüyorum.Öyle konular var ki polemikler sayasinde zamanla ciddi sohbetlerin malzemesi olmuştur.
sözler maksadını hadıyle aşmış.eğer bır avrupa titreten hukumdar a böyle hitamlarda bulunuluyorsa bu cok acı.eğer o hukumdar yapılmıcak dmiş ve dans edılmemişse bence bununla bizm gurur duymamız gerekmektedir.hukumdar olmadığı topraklarda bile hukmu sözu geçiyorsa bunlar övünülecek şeylerdir.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransız sarayında dans edilmesini yasaklatması HADİSESİ,yazılı belgeleri ortada olmayan,kaynakça olarak sadece tarihçi HAMMER tarafından nakledildiği ileri sürülen,bu kadarı yetmiyormuş gibi,bir de yasağın 100 yıl devam ettiği MASALI son derece ehemmiyetsiz bir meseledir..
Kanuninin ön plana çıkartılması gerekli olan son derece önemli icraatları vardır..O büyük bir BAŞBUĞDUR....
Amma.........................
Tamamen ASKERİ ve STRATEJİK BAŞARISIZLIK ürünü olan 2 adet VİYANA KUŞATMASINDA,sayıca OSMANLI ordusundan çok az,ancak son derece eğitimli,profesyonel şövalyaler karşısındaki TARİHİ BAŞARISIZLIĞI,Stefan Katedrali'nin çan sesleri arasında ordusunu çekmek zorunda kalışı..Vaziyeti örtmek için geriye döndüğü İstanbul'da 5 çocuğunun sünnetini eğlenceler düzenleyerek gerçekleştirmesi..
2.ci kez bu defa çok daha büyük bir orduyla Viyanayı kuşatmaya gittiğinde,Protestanlara vermek zorunda kaldığı ödünler,daha Viyana'ya ulaşmadan Nikola Yursiç isimli HIRVAT kökenli komutan tarafından durdurulması,AĞIR TOPLARINI Viyana garnizonunun önüne dahi getirmeye muvaffak olamaması,yaptığı 12 saldırının tamamının püskürtülmesi,Hristiyan aleminde BÜYÜK TÜRK korkusunun gördüğü HASARIN...
Yaşlılık döneminde Rokselana ( Hürrem) telkinlerininde etkisiyle,tüm Devletin ve Ordunun üzerine titrediği,Devletin istikbali,Fatih ve Yavuz karakterinin karışımı Şehzade Mustafa'nın,tüm asker ve devlet ricalinin gözyaşları arasında DİLSİZLERCE Kanuni'nin kendi çadırında boğdurulması,meselelerin de...
Ve de tüm bunların OSMANLI DEVLETİ üzerindeki sonuçlarını,BÜYÜK ic