Gerçekten alışılmadık ve değişik bir yorum.
Yapan İlber Ortaylı olunca insan bir kez daha düşünme ve sorma ihtiyacı hissediyor.
Bize okullarımızda neler öğretilmişti?
Halifelik sadece siyasi değil dini bir kurumdur.Öyle değil mi?Ayrıca Türkler bu ünvanı Memlükleri yıkıp Mısırı ele geçirerek elde etmişlerdi.Oysa aşağıda göreceğiz ki bu ünvanı ilk kez kullananılması Mısırın Fethinden önce.
Hem ayrıca yazıda ki satır aralarında hocamızın yaptığı yorumlara bakarsak çok iddialı bir şekilde Halifeliğin anenevi yani geleneğe dayalı bir kavram olduğunu vurgulayıp,Halifeliğin Kur'an-ı Kerim'de sadece Peygamber için kullanıldığını söylüyor.
Bunu kabul ettiğimiz zaman ise Halifeliğe yüklediğimiz o kadar manevi sorumluluk bir anda boşta kalıyor.
Benim kafam karıştı şimdi.O halde dört halife dahil hiç kimseye Halife demek mümkün gözükmüyor.Siyasi güçle beraber donatılmış bir dini lider.Ulul Emr ve Halifelik aynı kavramlar mı yoksa farklı şeyler mi?Peygamberimizden sonra ki tüm liderlerimiz UlulEmr ama Halife değil.Doğru mu anlıyorum ne dersiniz?
Kırk Ambar Sohbetleri.
Halifelik ve Saltanat
3 Mart 1924, bizim tarihimizde en önemli dönüşümü ifade eder.Türkler eski devlet geleneği olan bir toplumdur ve devlet hep hükümdarlıkla aynileşmiştir. Cumhuriyet'in ilanı dört ay önceydi. Şimdi ise halifelik de kaldırılıyordu. Bu pek özgün bir olaydır.Öyleyse Türk devletinde halifelik neydi? İkinci Meşrutiyet devrindenberi Cavit Bey ve Ahmed Şuayıb gibi halifelikle saltanatı ayırmaktan söz edenler vardı. Onlardan daha önce hilafetin Türk padişahına değil; halkına ait olmasını ileri süren Arap mütefekkirler vardı.
Osmanlı sultanlarının halifelik kurumunu ve unvanını 1517 Mısır'ın ve Hicaz'ın kazanılmasıyla Memlükler'den aldığı hoş bir siyasi hikâyedir. Bu efsaneyi 18. yüzyılın vakanüvisleri vurgulamıştır. Avrupalılar anlaşmalarda bir Müslüman ruhanî lider (böyle bir unvan ve lider olamaz) görmeye teşne idi; bizimkiler de bu yanlış kanaati beslemeyi 18. asır şartlarında uygun gördüler. Osmanlı hükümdarları Kırım, Kazan, Kafkasya, uzaktaki Hind ve Cava ve 19. asır Mağrib Müslümanlarıyla temas ve siyasi nüfuzun tesisini bu kurum sayesinde becerdiler. Gerçek şu ki, halifelik siyasî iktidar, hükümdarlık, cumhurun yönetimi bağlamında (babında) Kur'an-ı Kerim'de geçmez (hilafet burada peygamberliktir) hadisler arasında, üzerinde ittifakla kabul edilen ve bu konuda hüküm vereni yoktur. Hilafet ruhanî bir kurum değildir ve iktidarla yönetime birlikte sahip olanlar halifedir. Siyasî iktidarın dışında (Meclis hâkimiyeti veya cumhurbaşkanlığı) birhilafet kurumu geçici bir dönemi ifade ediyordu. Galiba son halife
Abdülmecid kendisine verilen rolü kavrayamadı, fazlasını istedi. Fatih Sultan Mehmed Han'ın kaftanıyla at üstünde katıldığı son Cumaselamlığı hanedan tarihinde en önemli çalkantıya sebep oldu. BüyükMillet Meclisi'nin hilafeti kaldıran kanunları ile son hanedan üyesiolan şehzadeler ve sultanların sürgünü mukarrerdi.
Mısır'ı ve Haşimî hanedanını kimse halife olarak kabul etmiyordu. Hiçbiri Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihî şöhretine sahip değildi. Hilafet kalktığı an avdet edebilecek bir kurum değildir. Hilafet hukukî esaslardan çok ananeye dayanan bir kurumdur. Tarihinçinde oluştu ve yeniden oluşturulması mümkün değildir.
15. yüzyılda Endülüs'ün can çekişen hükümdarları, Hind'de Babürlüler, Mısır'da Memlükler ve hatta II. Mehmed ve II. Bayezid zaman zaman halife unvanını bazı fermanlarda kullanıyordu ve vakanüvisler onlardan halife diye bahsediyordu. Osmanlı için Mekke ve Medine'nin hizmetkârlığı (yani custodiası) daha önemliydi. Hilafet unvanını padişahlar 18. ve 19. asırda çok benimsediler. Bu benimseme Rusya'nın ve Hind'in Müsiümanlarından toplanan bağışla Hicaz demiryolunun yapılmasına, o ülkelerdeOsmanlı konsoloslarının bazı kültürel faaliyetlerine yardımcı oldu. Bazı ahvalde Müslümanların toplumsal hayatlarına müdahale edip yön verdikleri görülüyordu. Halife ve sultan Osmanlı hükümdarları ile aynileşti. Türkiye'de saltanatın ilgasıyla da bu kurum ortadan kaldı.
4 Mart 2001














Logged








